Suç uydurma suçunun suç olmaktan çıkması

Pazartesi, 23 Ekim, 2017
Kanunsuz ceza olmadığı gibi kanunsuz devlet de olmaz. Önüne gelenin “çimlere basmak yasaktır”, “köpekle girmek yasaktır”, “çöp dökmek yasaktır” gibi tabelalar koyması gibi dayanaksız, kanunsuz yasaklarla toplumsal nizam sağlanamaz.

 

Geçen gün Frankfurt Havalimanı’ndaki THY bankosunun check-in kuyruğundayken, “sistem çalışmadığı için” uçağı kaçırabileceğimiz kaygısıyla önümüzde bulunan ve eşini yolcu etmeye çalışan adama “bir sorar mısınız, neden almıyorlar bizi” dedik. Adam sert bir ses tonuyla yanıt verdi: “Kardeşim ne diyeyim ben adamlara! Bak siz de çok ses çıkarmayın, burada artık Türkiye kanunları geçer, alıp içeri atarlar valla.”

Suç ve ceza belirsizleşiyor, kanuni dayanağı olmayan suçlar icat ediliyor ve bunun üzerinden ceza uygulanmaya başlanıyorsa, sıradan bir insanın devlet hudutları dışında bile, bir uçak şirketine soru sormaktan korkması insanda hayret duygusu uyandırmaz.

Hukuk talebelerine fakültede evvela “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi öğretilir. Oysa sadece hukuk öğrencilerinin değil, tüm yurttaşların, yasası olmayan bir filin yasak olmadığını bilmesi gerekir.

Keza en az hukukçular kadar sıradan yurttaşların da (ve muhbir vatandaşların, muhbir medyanın) bilmesi gereken yasaklardan biri de kişilere suç uydurmanın suç olduğudur. Üstelik yasa koyucu bu hususu muallakta bırakmayıp net bir biçimde tariflemiş. TCK’nın 271’inci maddesi son derece sarih: “İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla kadar hapis cezası verilir.”

Hakkında kesin hükme varılmamış kişiler hakkında sadece iktidarın aklı ve hayaline sığabilen suçlar uyduran yandaş medya, suç uydurma suçunu sistematik olarak işliyor.

Toplantı yaptığı veya sivil toplum faaliyetleri için fon aldığı, fon verdiği için gözaltına alınan insanları suç işlemekle suçluyor hükümet medyası. Peki Türkiye kanunlarında sivil toplum faaliyeti yürütme, fon alıp verme suçu var mı? Hayır. Bunu bilen yandaş medya, sivil toplum faaliyetinin önüne “sözde” koyup hiçbir dayanağı bulunmayan, hiçbir delili sunulmayan suçlamalarla insanları yargının hedefi haline getirmeye çalışıyor. Bu, açık bir suç uydurma suçudur ve kanuni dayanağı bulunmayan fiilleri suç gösteren bu güruha karşı kanunların işletilmesini talep etmek durumundayız.

Eğer bu ülke kanunla yönetilecekse, iktidara her yanaşanın muhalife parmak uzatıp “yasak hemşerim” demesine müsaade edilemez. Müsaade edilecekse, o zaman tüm kanunlar yürürlükten kaldırılsın, iktidar ve yandaşları ellerine sopayı alıp ülkeyi yönetmeye çalışsın. O zaman kimin kanuna daha fazla ihtiyacı olduğu da ortaya çıkar.

FİİL YASAK DEĞİLSE SUÇ DA DEĞİLDİR

Yasasız suç olmaz. Bu temel bir ilkedir. Ama siz otoriter bir devletseniz, işinize gelmeyen şeyleri suç olarak yasaya koyabilirsiniz. Sivil toplum faaliyetlerini, yurtdışından fon almayı, insan haklarını savunmayı, toplantı yapmayı, düşman bellenen devletlere seyahat etmeyi, yöneticiye yan gözle bakmayı, yöneticinin adamlarına selam vermemeyi bile yasaklayabilirsiniz. Hatta belli kıyafetleri giymeyi de yasaklamak mümkün. Cumhuriyet tarihinde örneği de var.

Ama bu fiiller kanunla yasaklanmadığı sürece suç sayılamayacağı gibi, bu ve benzer fiilleri suç olarak sununların da suç uydurma suçu işlemekten Türk Ceza Kanunu uyarınca cezalandırılması gerekir. (Tabii suç uydurma suçunu da kaldırabilirsiniz.)

Kanunsuz ceza olmadığı gibi kanunsuz devlet de olmaz. Önüne gelenin “çimlere basmak yasaktır”, “köpekle girmek yasaktır”, “çöp dökmek yasaktır” gibi tabelalar koyması gibi dayanaksız, kanunsuz yasaklarla toplumsal nizam sağlanamaz. Kural koyucu kendi koyduğu kuralı ihlâl ederse, toplumu o kurallara tâbi tutamaz.

Dikta rejimlerinde bir kişi veya zümre “kanun benim” der ve herhangi bir toplumsal mutabakata dayanarak kural belirlemek yerine, elindeki güç oranında keyfiyetinin hudutlarını genişletmeye çalışır. Demokratik sistemlerde ise kanun, yasa, yasak belli bir mekânda (parlamentoda), herkese açık bir tartışmayla belirlenir ve uymakla mükellef olanlara ilan edilir. Bundan sonra da kanunu bilmemek kimse açısından mazeret değildir. Oysa karşı karşıya olduğumuz şey, kanunu bilmemek değil, kanunun olmamasıdır.

Yasadışı olmayan her şey yasaldır, bu kadar basit. Ama yasadışı olmayan fiilleri de suç kapsamına alıyoruz diyorsanız, o zaman suçun dayandığı kanunu çıkarıp yurttaşların önüne koyarsınız. Yurttaşlar da ona göre tutum alır veya almaz. Ama medya manipülasyonuyla, skandalizasyonla filan ülke yönetilmez. Yönetilir ama onun adına kanun devleti denmez.

KAVALA’NIN YASAK OLMAYAN SUÇLARI

Geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan Osman Kavala hakkında yandaş medyada sayısız ama mesnetsiz iddia ortaya atıldı. Herkes bilir ki, Kavala sayısız sivil toplum faaliyetinin destekleyicisi bir iş insanı. Bu işi de yeni değil, otuz yıldır yapıyor. Yeri gelmiş devlet yöneticilerinin davetlerinde ağırlanmış, yeri gelmiş başbakanlarla, hükümet mensuplarıyla da görüşmüş. Fakat şimdi iklim değişince belli ki birileri tarafından hedefe konmuş. Gözaltına alınınca iktidar medyası başladı Kavala’nın “yasadışı” faaliyetlerini sıralamaya: Şuraya para verdi, bu toplantıya katıldı, şununla görüştü, Selahattin Demirtaş onun restoranında açıklama yaptı vs. Peki, bunların hangisi yasak? Bu fiiller içinde yasaklanmış ne var?

Kendi işletmesinde bir siyasetçinin açıklama yapması yasaktır diye bir kanun var mı? Yönetmeliği var mı, yok. Yasası var mı, yok. Ee, peki yasak olmayanı neden suçmuş gibi sunabiliyorsunuz? Henüz yargılama yokken, savcılık makamı bile delil sunmamışken, iktidar medyası hangi cüretle yargılama yapıp hüküm verebiliyor? Cüretin kaynağı açık: Suç uydurma suçu artık suç değil.

Bakın, TSK yasaklar konusunda daha tutarlı. Askere gidenler, kendilerine imzalatılan en az 60 maddelik talimatı bilir. Söz konusu talimata göre örneğin ıslak elle elektrik düğmesine basmak, prizlere çivi sokmak, terliyken su içmek, elektrik direğine tırmanmak, et kıyma makinası kullanırken et emniyet hunisi takarak tahta ve tokmakla ittirmemek ve en önemlisi intihar etmek yasak. Sonuçta bir asker, kamuflajı giyer giymez hareket alanından haberdar edilir.

Devlet de yurttaşlara bu kadar net ve kesin yasakları dikte etsin ki, herkes bu kışla içindeki hareket alanından haberdar olabilsin. Ona göre rıza gösteren gösterir, göstermeyen de fiillerinin suç olduğunu bilerek hareket eder. Böylece Frankfurt’taki gurbetçi de örneğin, THY görevlisine neden check-in yapmadıklarını sorunca hapse atılıp atılmayacağını öğrenmiş olur.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI