Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

10 milyon kişiyi çeken ikiz karadelik: 9/11 Anıt - müzesi

Pazar, 22 Ekim, 2017
Tıpkı bir havalimanına girer gibi yoğun bir güvenlik önlemi ile içeri alındığınız, palto ve çantanızı emanete bıraktığınız, yoğun bir saygı ve nezaket atmosferinde ortalama üç saatinizi geçirebildiğiniz bir yapı, Mayıs 2014'te açılan 9/11 anıt ve müzesi. Yeraltına gözyaşları ile inilen bir anı madeni. İçerdiği anıların taşıyabileceği ruhsal seviyenin yoğunluğu sebebi ile her köşesine ince uzun kâğıt mendil ünitelerinin konduğu müzedeki hiç bir buluntuya dokunmanıza ise izin verilmiyor.

Bu hafta da yazı ve ziyaret konumuz, New York. Kentin, sokaklarında usta Afro-Amerikalıların üflediği yanık saksofoncuları veya süper kahraman kostümü ile selfie tutkunlarına el açanlarına değin, kültür sanatla 24 saat beslenen gündeminde, bugüne kadarki ziyaretçi sayısı 10 milyonu aşan çekim gücü ile, özel bir yapı daha var: Millî 9/11 Anıtı ve Müzesi.

Niye bu müzeyi yazmalı, çünkü Türkiye’de de, bilindiği gibi yakın geçmişte 15 Temmuz vakasının da görselleştirilmesi veya anıtsallaştırılıp, yarışmalarla edebiyata dek mal edilmesi, sinemadan televizyona, eğitimden medya ve yayıncılığa değin gündemi meşgul ediyor. Bu sebeple ABD’nin yakın tarihinde büyük iz bırakmış küresel ve politik bir tecrübeyi nasıl olup da kendi kültür endüstrisine ve yaratıcı estetiğe mal edebildiğini anlamak, gözlemek, ilginç olabilir.

Yeni tamamlanan yakışıklı ticari gökdelen Özgürlük Kulesi’nin hakimiyetinde duran ve yıkılan iki kule haricindeki bölgedeki diğer ‘Dünya Ticaret Merkezleri’nin de tekrar tamamlanarak emlak ve yerleşime davetiye çıkarıldığı müzeye, eğer Brooklyn (güney NY) üzerinden gelirseniz, NY metrosu aracılığıyla Fulton ve Church caddeleri üzerinden yaya olarak varabiliyorsunuz.

Ünlü Radio City Müzikholü’ne de uzak olmayan anıt müze, El – Kaide’nin uçak kaçırmak suretiyle ortaya koyduğu eşgüdümlü terör eylemleri neticesinde üç bine yakın ulusaşırı kişinin hayatına mâlolan ve birden fazla politik, ticari ve sivil noktaya yöneltilen saldırıları kendine çıkış noktası olarak alıyor. Tekrar edelim, müze bugüne kadar 10 milyon kişiyi kendine çekmiş durumda.

Sadece 11 Eylül’ü değil, 26 Şubat 1993’teki İkiz Kuleler terör saldırısını da kendine temel alan ve bu meyanda kanıtlar-buluntular barındıran anıtın ve müzenin bulunduğu mimari dokunun kemiksi ak dış cephesi, ilginç.

Bu, insana, vaktiyle yerle bir edilen kulelerin gökyüzüne doğru bıraktığı buruk çelik dış cephe dikenlerini ve aynı zamanda da ülkenin simgesi Hürriyet Heykeli’nin tacını, dirilircesine çağrıştırıyor.

Ve elbette her iki kulenin bulunduğu dörtgen alanlar, devasa birer çeşme / havuz olarak yeraltına akarken, karanlık ve aydınlığı birleştiren, su sesiyle dramasını katlayan güncel bir ağıt da üretiyor. Anıt, bu dokunun çeperlerine nakışlanmış terör kayıplarının isimleri ile, dramasını perçinliyor.

İşin bir ilginç yönü de şu ki, sabah dokuzdan akşam sekiz ve kimi gün dokuza dek açık anıt-müze biletlerini alabildiğiniz ATM’lerin yanı başında, terör kayıplarının isimlerini bulabileceğiniz benzeri başka dijital cihazlar bulunuyor. Buradan, anısını yaşatmak üzere hazır bulunduğunuz kişiyi sorguluyor ve kuzey ile güney kule havuzlarının hangi çeperlerine isimlerinin yazıldığını, size makinenin verdiği kroki çıktısı ile saptayabiliyorsunuz.

Bu yönüyle bir gelenek de, terör kurbanlarının doğum günleri gibi özel günlerinde, bu isimlerin yazılı olduğu noktalarda anılarının güllerle taçlandırılması. Bu elektronik hizmet sayesinde, 11 ve 175 numaralı uçuşta kuleye çarpanlar ile, 93 numaralı uçuşta yolcuların canları pahasına önlediği diğer uçuş ve Pentagon’a çarpma vakalarının kayıpları, alanda sorgulanabiliyor.

Bu iki kule alanının diğer noktalarına ise, yine kimi terör kayıplarının ruhlarına dikili çınar fidanları dikkat çekiyor ve anıt-müzeyi gezdiğinizde karşılaştığınız ak yaprak sembolleriyle kimliği tespit olunamamış bu kişilerin ruhlarına bir nevî saygı duruşunda bulunuluyor.

Çınarların yaptığı bir diğer gönderme ise, saldırıların yaşandığı esnada bölgeden sağ çıkan bir ‘Gazi’ ağaç. Bugün çok büyük çabalarla yıkım alanından kaldırılıp Bronx’daki özel Parklar ve Bahçeler laboratuvarında yaşatılarak tekrar eski yerine dikilen bu sağ kurtulmuş ağaç, ziyaretçilerce adeta kutsal deneyimleniyor, hikâyesi rehberlerin diline konu oluyor. Aralık 2010’da eski evine gelen ve her bahar çiçeklenip yaşam umudu saçan bitkinin önüne çelenkler bırakılıyor ve anısına çantadan rozete resimden kitaba türlü hediyelikler satılıyor.

Rehberli turlarına kapalı gişe ilgi gösterilen 9/11 anıt ve müzesi, bilet bazlı tek seferlik deneyim ile, 24 dolar karşılığında geziliyor. Bu, kentteki Whitney, MoMA, Met ve Guggenheim ya da sinemalar gibi belli başlı kültür kurumlarının da ortalama sivil-yetişkin bilet fiyatı. Buradan, kentte kültürün tutunduğu ekonominin ebadını anlamak da mümkün. Yine 9/11 kayıpları yakınları ile gaziler ve yaşlılara, öğrencilere özel maddi imkânlarla, söz gelimi 18 dolara gezdirilen müze, tüm ekonomik duruşunu bu kazanıma dayandırırken, müzede yakınlarını kaybetmiş veya bir biçimde bu deneyimle yaşamı dönüşen kişiler de, rehber olarak hizmet veriyor.

İletişimin olanaklarından faydalanan müzenin sesli tur rehberliğini, Oscar ödüllü, kendi girişimi Tribeca Film Festivali ile de bilinen NY simgesi Robert De Niro üstlenmiş. Bu sesli turda 11 Eylül’de yaşananlar ile, kalıntıların ve sağ kalanların günışığına çıkarılması gibi üç farklı hikâye işleniyor. Sesli tur, beraberinde işaret dilini getirirken, tur Fransızca, Almanca, Çince, İtalyanca ve İspanyolca gibi dillerle de işitilebiliyor.

İlgili kamusal alanda sürekli NY emniyet görevlilerinin ve anti-terör uzmanlarının hazır bulunduğu da düşünülünce, yapının sembolik çekim gücünü eskisinden daha da artırdığı görülüyor. Hatta yine ilgilenenlere, bu konuda eski bir söyleşiyi, SUNY Stonebrook Üniversitesi akademisyeni Nicholas Mirzoeff ile 11 Haziran 2002 tarihli Radikal gazetesi için, (Google: Manhattan’daki Karadelik) yapmıştık.

Müzenin maddi kuruluşuna gelince, yapı, Starr Vakfı başta olmak üzere, Bloomberg Hayırseverlik Kurumu, Deutsche Bank, JP Morgan Chase & Co., David Rockefeller, American Express ve Verizon ile Walt Disney Şirketi Vakfı’ndan Time Warner Vakfı ve Morgan Stanley’e varan çok sayıda destekçinin katkısıyla hayata geçirilmiş. Coca-Cola Vakfı, Associated Press ve Ford Vakfı ile HSBC’nin dışında, McDonald’s, JetBlue Havayolları, NY Mets, NY Yankees, Pepsico Vakfı, Lehman Biraderler, William Randolph Hearst Vakfı gibi, bir çok imza yine özel destekçilerle dolup taşan bu listede, müze girişindeki yerlerini almış.

Amerikan değerlerini yansıtan küresel, vicdani bir hayrat misali gönüllere akan bu ikiz kara deliksi Anıt ve müzenin Kurucu Direktörler Kurulu’nu yine burada anmadan geçmek olmaz. Dönemin NY 108. Belediye Başkanı Michael R.Bloomberg’ün başını çektiği en az 20 kişilik listede, Onursal Üye olarak, ülke tarihinden üç Başkan (Baba-Oğul Bush ve Clinton) ile yine De Niro ve aktör meslektaşı Billy Crystal da bulunuyor.

Kalıcı olduğu kadar, geçici sergilerin de izlendiği yapı, sözgelimi şu aralar 13 mahalli sanatçının 11 Eylül hafızasını Ocak ayına değin gündeme getirdikleri ‘Düşünülmeyeni Yorumlamak’ sergisini ağırlıyor.

George W.Bush ve Tony Blair gibi kişiliklerin, Dünya tarihini dönüştürmüş bu vakaya dair politik belgesellerinin de izlendiği müzede, NY’a adını yazdıran ödüllü Japon mimar Minoru Yamasaki’nin ikiz kuleleri anısına, Dünya bayraklarıyla saygı duruşu yapılan ikiz çelik dikey yapının – taşıyıcı dış kütlenin buruk ve sembolik kalıntısı da teşhir ediliyor. Buna, sanatçı Fritz Koenig’in yine İkiz Kuleler önüne kondurduğu barış temalı küresel ‘The Sphere’ / ‘Katman’ heykelinin 1:12 ebadındaki metal modeli refakat ediyor. Bu heykelin özgün kalıntısı da, bir yılın ardından restorasyon ve törenle Battery Park’taki 9/11 anıtına konmuş durumda.

Tıpkı bir havalimanına girer gibi yoğun bir güvenlik önlemi ile içeri alındığınız, palto ve çantanızı emanete bıraktığınız, yoğun bir saygı ve nezaket atmosferinde ortalama üç saatinizi geçirebildiğiniz bir yapı, Mayıs 2014’te açılan 9/11 anıt ve müzesi. Yeraltına gözyaşları ile inilen bir anı madeni. İçerdiği anıların taşıyabileceği ruhsal seviyenin yoğunluğu sebebi ile her köşesine ince uzun kâğıt mendil ünitelerinin konduğu müzedeki hiç bir buluntuya dokunmanıza ise izin verilmiyor.

Müze önünde sürekli bir ziyaretçi zinciri bulunuyor ve izleyiciler, ailelerden gazilere, engellilerden eğitim kafilelerine uzanan bir çeşitlilk arzediyor. Belli bir nesne veya fotoğraf önünde öngörülenden uzun süre kaldığınızda, bir görevli derhal nezaketle izlediğiniz şeyin hikâyesini sizinle paylaşıyor. Etkileşimli bir şekilde, yakın tarihin kamuoyuna nasıl mal edilebileceğini, türlü metotlarla ortaya koyuyor, 9/11 müzesi.

Kendi ‘App/Android’ uygulaması, Twitter – Instagram hesabı ve üyelik hizmeti olan müzede, asıl olarak, insan hayatının değeri ve onuru kişisel hikâyeler üzerinden belgelenerek, resmî tarih yerine, çok kültürlü bir sosyal dokunun ürettiği – bireysel trajedi ve hayat kurtaran bireylerin, tıptan polise, itfaiyeden ofis görevlilerine, türlü hazin kahramanlık öykülerinin – çok kültürlü ve demokratik tarih bilinci öne çıkarılıyor.

Bunların içinde sağ kalanlar olduğu gibi, çok acı ‘son kare’ ve sözleriyle, çoğu artık hayatta olmayan isimler de bulunuyor. Ancak yine aynı müze, terörle küresel savaşını da tüm şeffaflığıyla belgelemeyi ihmal etmiyor.

Örneğin, 26 Şubat 1993 İkiz Kuleler saldırısından El – Kaide lideri Bin Ladin’in Pakistan’da özel askerî birimlerce ele geçirilmesine değin uzanan süreç, türlü nesne ve özneleri aynı çatı altında yine buluşturuyor. Bu bölümde, 1 Mayıs 2011’deki Neptün Spear gizli operasyonunu temsilen, Bin Ladin’in Abatabad’da kaldığı evden getirilmiş bir tuğla ile, operasyonlara katılmış bir altıncı tim subayının tersine siyah ABD bayraklı üniforması da görülüyor. Bayrağın bu şekilde taşınması, askerlerin tüm ordu ve halkın bu yas ve mücadele sürecinde bayrağı kendileri için ruhani bir nevî siper edinmiş olduğu anlamına geliyor.

Çok önemli bir detay da, müzedeki ‘Anısına’, ‘Sıfır Noktası’nda Diriliş’ ve ‘Tarihi Sergi’ gibi bu bölümlerin, taşıdıkları mahremiyet sebebi ile ziyaretçilerce kaydının alınmasına dahi izin verilmemesi. Ancak meraklısı, isterse müze dükkânından türlü arşiv materyalini satın alabiliyor.

Haliyle döneme ait çok sayıda ulusaşırı ses ve görüntü kaydını barındıran müze, bunları sunarken tarihi ‘yapmayı’ da ihmal etmiyor. ‘9/11’e Yansımalar’ isimli bu bölüm, çoklu bir medya yerleştirmesi. O sabahtan sağ çıkanların tanıklıkları ve döneme damgasını vuran siyasal ya da Bruce Springsteen gibi kültürel figürlerin gösterdiği estetik yaklaşımlar, bu bölümde o güne ilişkin arşivsel değerdeki kayıtlarla ortaya konuluyor. İşte müzenin tam da bu noktasındaki Kayıt Stüdyoları’na gelen herkes, o güne yönelik kişisel deneyimlerini veya saygı mesajını müze hafızasına bırakabiliyor.

En alt katında eğitim ve sergiler biriminin yer aldığı 9/11 müzesi, kırmızı kurdelesi 4 Nisan 1973’te kesilmiş yapıdaki kayıpları ayrıca olayın yaşandığı sabahın dakikalar öncesine de götürüyor. Size bu süreçte çok katmanlı, ulusaşırı bir medya ve arşiv okuması refakat ediyor. Bunlar arasında, olaya sokaklarda tanık olanların yüzlerindeki dehşet ifadeleri ile, olay ertesinde NY sokaklarını dolduran pek çok kayıp ilanı da bulunuyor.

Müzede ayrıca, yapının özgün kalıntıları kullanılarak harflere dökülen Romalı şair Virgil’in klasik eseri Aeneid’in 9’ncu cildindeki ‘Hiç Bir Gün Seni Zamanın Hafızasından Silemez’ özdeyişine refakat eden ve her biri 9/11 kayıplarını sembolize eden, 1962 doğumlu New Mexico-ABD’li sanatçı Spencer Finch’in mavi gök kareleri ile ürettiği, ‘O Eylül Sabahı Göğün Rengini Anımsamaya Çalışıyorum’ adlı yerleştirme de ilgi çekiyor.

Buna, bölgede en son kalan ve üzerindeki hatıra imge ve mesajlarıyla bir saygı dikitine bürünen çelik yapı da eşlik ediyor. Dikit demişken, 1964 Hindistan doğumlu ressam Daniel Kohn’un ‘Güneye Bakış’ isimli devasa dikey tuvali de, kulenin vaktiyle nasıl bir manzaraya tanıklık ettiğini bize yorumluyor.

Müzede bunun gibi, kayıpların anısını yaşatan ve ABD’li sanatçı Tom Lane’in porselen ve boş, sembolik bir güncel ‘kül vazosu’, ya da anaokulu çağındaki çocukların yaptığı 9/11 temalı resimler ile öteki resimli bayrak projeleri de görülebiliyor. Bu kültürel objeler arasında ayrıca, kuzey kulesine görev amaçlı gittiği sırada hayatını yitiren itfaiyeci Gerard Baptiste’in, vaktiyle onarmak üzere aldığı ama yenileyemediği Honda motosikleti de seçiliyor. Şifa Siklet / Düş Siklet (Healing / Dream Bike) olarak, ulusal yardım kampanyası ile yenilenen araçtaki 10 gül deseni de, itfaiyecinin ve meslektaşlarının anısını yaşatıyor.

Müze bununla beraber, süreci ulusun ve kentin sembolik yayın organı The New Yorker’ın özgün kapak ve posterleriyle de yadediyor. Çok ilginç kapakları barındıran bu bölümde Türkiye’den grafik sanatçı Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun 1993 ve 2003’de ürettiği kapaklık emek de unutulmuş değil. Müzede bunların yanı sıra, pek çok kişinin anı nesne ve mesajını olay ertesinde üzerinde toplayarak kostümü haline getiren büyük bir Hürriyet Anıtı da yerini bulmuş. Teşhirdeki öteki kalıntılar arasında ise, kulelerden birinde dikili radyo TV anteninin bir parçası, ya da yıkımda ezilmiş itfaiye ve ambulanslar anılabiliyor.

9/11 Müzesi’nin sanırım en özgün bölümlerinden birini ise, Dünya yörüngesindeki Uluslararası Uzay İstasyonu için görevde olan NASA astronotu Frank Culbertson’ın deneyimi oluşturuyor. O sırada uzaydaki tek ABD’li olan Culbertson, olayı haber aldığı esnada derhal bir kamera edinerek, istasyonun ülkesi üzerinden geçişini bekliyor.

Olayı istasyondaki Rus meslektaşlarıyla paylaşan astronot, onların da moral desteğini alıyor ve hepsi, yüzlerce kilometre aşağıda olanları çıplak gözle dahi seçerek belgeleyebiliyor. Bu sırada Culbertson, saldırılarda askeri akademiden meslektaşı Charles F.Burlingame III’ün de Washington’daki saldırıda öldüğünü ertesi gün haber alınca, birkaç gün sonra özel bir saygı eyleminde bulunuyor ve yanında getirdiği trompet ile askeri kayıplar için seslendirilen ‘Taps’ı yorumluyor. Bunun kaydı ise, dostunun cenazesini takiben yapılan bir Boston Koleji ile Donanma arasında yapılan futbol maçında izleyenlerle paylaşılıyor.

Mimarlar Michael Arad ile Peter Staples’in ortakları ile tasarladıkları 110 bin metrekarelik Müzenin bu bölümünde, astronotun dillendirdiği şu cümle, kurum ve dünya tarihi için hayli yoğun bir ikiz karadelik sayabileceğimiz bu küresel vakanın ruhunu, son derece ilginç biçimde yansıtıyor olsa gerek:

“Ve gözyaşları, uzayda aynı biçimde akmıyor.”

Bunlar olurken, dünya haberlerine tekrar bakayım diyorum: BBC, Afganistan’ın Kabil ve Gor bölgelerinde Şii ve Sünni ibadethanelerine yapılan iki ayrı saldırıda, 60’a yakın kişinin öldüğünü manşetten veriyor. Bu sayı aynı ülkede sadece geçen hafta 180’e yakındı.

Bilgi: 911memorial.org

YAZARIN DİĞER YAZILARI