Bu topraklar peşinizden gelecek

Perşembe, 19 Ekim, 2017
Son aylarda yüzlerce köylünün toprağını geri almışlardı. Diğer köylüler de baş sallayarak onay veriyorlardı. Konuşmanın bir tarafında herkes belindeki silahı gösterdi. Bir tanesi kısa saplı bir baltaydı. Belki silah alacak parası yoktu ya da daha caydırıcı olduğunu düşünüyordu, belki de baltalı ilahtı.

İskenderiye’nin köylerinde dolaşıyorduk. Arap Baharı’ndan (!) çok önceydi. Nasır zamanında toprak reformuyla köylülere dağıtılan toprakları geri almaya başlamışlardı.  Geri alanların elinde kapı gibi tapuları vardı. Ne demekse bu kapı? Çiftçilerse toprak reformu kağıtlarını gösteriyorlardı ama kapı gücünde değildi sanırım. Bir Mısırlı avukatla dolaşıyorduk. Az paralı idealist bir yoksul avukatı işte. Çok tanımıyordum ama çok parası yoktu muhtemelen, yokuş aşağı inerken vitesi boşa alıyordu oradan biliyorum, ben de yapıyorum da oradan biliyorum.

Aralarında konuşurken havadan kelimeler kapmaya çalışıyordum. Hukuk okumuşluğum, bitirmişliğim filan vardı ve iki gün önce vergi tahsildarlarının grevi sırasında kürsüye çıkıp bu kelimelerle konuşma yapmıştım. Herkes çok coşkulu alkışlamıştı ama aşağıya indiğimde “Anladınız mı?” diye sordum. Vergi toplayıcılarının lideri güldü. “Anladık ama çok eski bir dille konuştun” dediler. “Esas Arapça benim konuştuğum” dedim. Toplam 17 kelime filandı Arapçam. Çoğu da alım satım davası filandı ama Türkiye’de adettendir bu. Herkes her şeyin en iyisi bilir…

Bir dere kenarıydı, iki ulu çınar altı. Köylü elini beline attı ve bir revolver çıkardı belinden, kallavi bir yemin etti. Avukatın başının yanında bir çemberde turlar atıyordu tabanca. Yanlışlıkla patlaması karşısında biraz önce yolda vitesi boşa alması manasız kaldı gibi geldi bana. Avukat da bunu düşündü herhalde, bu yüzden boş boş bakıyordu ya da alışıktı böyle şeylere. Son aylarda yüzlerce köylünün toprağını geri almışlardı. Diğer köylüler de baş sallayarak onay veriyorlardı. Konuşmanın bir tarafında herkes belindeki silahı gösterdi. Bir tanesi kısa saplı bir baltaydı. Belki silah alacak parası yoktu ya da daha caydırıcı olduğunu düşünüyordu, belki de baltalı ilahtı.

Bir dilekçe çıkardı avukat çantasından. Bir de ıstampa. Okumaya başladı kağıdı. Sessizce dinledi köylüler ve revolver. Sonra çoğu başparmaklarını ıstampaya basıp altına parmak bastılar. Öfkelerini kağıda yatırmış oldular yani. Ellerinde mürekkep lekesi kaldı. Birkaç tanesi imza attı. Avukat dilekçeyi havada salladı, biraz parmak izleri birbirine bulaşmasın diye olmalıydı bu. Revolver köylünün beline geri döndü, biz arabaya…

Avukat, “Pek işe yaramayacak. Devlet kendi verdiği kağıdı tanımıyor. Üstüne kullandıkları yıllar için bir de kira istiyor toprak sahipleri.” dedi. Dünyanın öte ucundan Bolivya’dan hatırlıyordum. Morales hükümetinin eski devrimci tarım bakanı, Topraksızlar’ın liderinin kulağına eğilip, “Toprak reformu için silahlanmanız gerekir.” diyordu. Yokuş aşağı inmeye başladık, boşa aldı vitesi avukat…

YAZARIN DİĞER YAZILARI