Acillere acil müdahale ihtiyacı

Cumartesi, 7 Ekim, 2017
Doktor, hemşire, hasta bakıcıların acil servisteki yoğun çalışma temposuna rağmen yolunda gitmeyen şeyler var. Sistem sorunu olduğu ilk bakışta görülebilen şey yönetim boşluğu. Sorunların çoğu yeterli, yetkili ve yetkin idari personel bulunmayışından kaynaklanıyor.

Halkımızın yaygın duasıyla “Allah muhtaç etmesin, eksikliğini de göstermesin” hastanelerin ve sağlık çalışanlarının. Ancak insanız illa ki ihtiyacımız olup gittiğimizde oralarda bazı eksiklikler görmek de hastalığın kendisinden öte can yakıcı. Sağlık personelinin dakika dinlenme fırsatı bulamadan neredeyse aralıksız gelen ambulanslara, hastalara yetişme çabası göz yaşartacak denli üstün bir gayretin sonucu.

Doktor, hemşire, hasta bakıcıların acil servisteki yoğun çalışma temposuna rağmen yolunda gitmeyen şeyler var. Sistem sorunu olduğu ilk bakışta görülebilen şey yönetim boşluğu. Sorunların çoğu yeterli, yetkili ve yetkin idari personel bulunmayışından kaynaklanıyor. Hastane idareciliği bizde kıymeti bilinmeyen ama başlı başına uzmanlık gerektiren branşlardan. Hele acil serviste doktor, hemşire, hasta bakıcı dışında bir yöneticiye ve lise mezunu iki memura çok ihtiyaç olduğunu düşündüm dün gece, annem acilde yatarken.

Acilde ilk müdahalesi yapılanlarla bir süre gözetim altında tutulan hastaların perdelerle ayrılmış bölmelerde olsa bile aynı salonda tutulması da resmen iş bilmezlik. Üstelik hasta mahremiyetinin yok sayılması aşırı rahatsız edici. Yan yana yataklar arasına perde çekilmiş olmasına rağmen bölme girişlerinin perdesiz olması, affedilir cinsten değil. Kimi hastaya sonda takılıyor, kimisine kalp grafisi ama birçok hemşirenin ekipler halinde ilgilendikleri otuza yakın hasta bulunan acil salonunda sadece tek bir tane paravan var. Oradan oraya taşınan portatif paravan beklendiği için bir hastanın başındaki ekip işini zamanında yapamamış ya da hastaya zamanında müdahale edilememiş oluyor. Otuz civarında bölme bulunan acil servis salonunda daimi hasta sirkülasyonu da mühim. Kimi taburcu edilen kimi servise çıkarılan hastaların yeri hiç boş kalmadan yeni ambulans yeni hasta geliveriyor bir anda. Bu yoğunlukta sağlık çalışanları da çoğu zaman paravan beklemeden müdahale ettiğinde hasta, hastalığı dışında kendi mahremiyetine saygı gösterilmeyişinin azabıyla da kıvranıyor. Perdeleri bölmelerin ayak ucunu da kapatacak şekilde düzenlemek bu kadar zor olmamalı ama öncelikle bu ihtiyacı anlayacak izan lazım. Hastalığı tedavinin ötesinde hastayı iyileştirme ve hastanın insan haklarını, hasta haklarını önceleyecek insani yaklaşım gerekli, sağlık sistemimizde. Perdeler tamamen kapalı olursa çalışanlar hasta takibinde zorlanabilir belki ama açık olduğunda da takipte zorluk yaşıyorlar.

Yazarken hayli komik gelse de yaşarken bir anda dizlerimin bağı çözüldü diyebileceğim bir an yaşadım acilde. Malum hasta sirkülasyonu çok fazla bir de bu hastaların yakınları var. Kiminin başında bir kiminin başında beş kişi. Haliyle güvenlik görevlileri sık sık salonu dolaşıp hasta yakınların dışarı çıkartıyor. Hastanın koluna bilezik takılı, ismi yazılı, kaydı var ama sağlıkçıların gidip o bileziği okuyacak vakti yok. Salonda dolaşıp hasta ismini yüksek sesle tekrarlayarak röntgene vs. gidecek olanları arıyorlar. Annem ağır işiten bir insan, kulaklığı takılı değil haliyle yatarken acıttığı için. Duyamaz bu seslenişleri, ben buradayım diyemez. Hoş duysa da hasta işte mecali yok üstelik hastalık haliyle yaşlı insanların algısının düştüğü de bilinir. Dolayısıyla ablamla nöbetleşe kaçak göçek yanına girip ilgileniyoruz annemle. Bu girişlerin bir seferinde ablam telaşla aradı “annemi bulamıyorum” diyerek. Hemen koştum doktora annemi bulamıyorum dedim. Doktor garibim “ben de anneni bulamıyorum” demez mi? Röntgene götürülmüştür dendi. Gidilip bakıldı, yok orada da. Üstelik nice zamandır röntgen elemanı annemi bekliyormuş neden geciktiğini bize soruyor. Hem hastamızın başında duramıyoruz hem hastamızı kaybediyorlar. Neden? Çünkü doktorların kağıt kürek işiyle bürokratik formalitelerle sürekli zamanı işgal ediliyor, enerjileri boşa harcanıyor. Doktor formalitelerle ilgilenirken hastanın yerinin değiştiğinden habersiz kalabiliyor. Nerde kaldı hastayı ve hasta yakınını gerekli sağlık bilgileriyle donatsın. Meğer annemi monitörlü bölmeye almışlar, değerleri takip ediliyormuş. Ama onu da biz, salondaki bütün hastaları dolaşıp, yüzlerine teker teker baktığımız zaman bulabiliyoruz. Neyse uzun sözün kısası, hasta bölmelerinin açık olması asla hasta takibi için yeterli değil. Hasta bilekliğinin bir kopyasının hasta bölmesine yapıştırılmasıyla hallolacak kadar basit bir iş yapılmadığı için biz kalp krizi geçirecek hale geldik. Orada bir yönetici bir iki memur olsa doktor ve hemşireler hastanın sağlığıyla ilgilenirken rutin ama mutlaka gerekli işlemler de rahatlıkla yürütülebilir.

Bir de sağlık sistemimizde taburcu edilen hastayı evine nakletmeyen ambulans sorunu var. Ambulans çağırdığımda durumumuzun çok acil olmadığını ancak hastamızı yataktan alıp otomobile götürme gücümüz olmadığı için ambulans istediğimi söylememe rağmen anında gelişleri harikaydı. Hele güler yüz tatlı sözle anneciğimi hastaneye gitmeye ikna edişleri paha biçilemez kıymette. Ancak yürüyemeyen hastaların taburcu edildikten sonra evlerine gidebilmesi için 112 hizmet vermiyor. 188 acil ambulans servisi de sabah 8.30 akşam 18.30 arası alınan randevuyla çalışıyormuş. Ne kadar acil ambulans sistemi olduğunu ihtiyacımız düşünce öğrenmiş olduk. En yakın mesafesi yüz elli liradan başlayan özel ambulans hizmetinden yararlanmaya gücü yetmeyenler ne yapsın? Ne yapıyor? İster istemez eş dost, yardımsever vatandaş desteğiyle karga tulumba taksilere, otomobillere bindirilmeye çalışılırken de ayrıca hırpalanıyor hastalar.

Bu kişisel ve sıradan hikayeyi neden yazdığımı da izah edeyim. Sağlıkta reformun(?) boyutları gibi büyük hedeflerle yazmadım. Çok daha basit bir nedeni var yazışımın. Hastalık gibi herkesin başına gelebilecek insani sorunları duyulduğu zaman koskoca bir hastanenin tüm personelini işten çıkarmakla tehdit edecek denli pervasız ve güçlü yöneticiler, bu ülkenin sıradan devlet hastanelerinde sıradan insanın acil servis macerasını bilsin istedim.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI