Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!

Cumartesi, 30 Eylül, 2017
Şiddet failinin ismi baş harfleriyle verilirken mağdur kadının isminin, resminin apaçık ortaya konması nedendir? Bilinçli seçim mi? Bilinç dışı alışkanlık mı? Reyting mi? Patronaj mı? Yoksa sadece şiddetle mücadele yöntemlerinden habersiz olmak mı?

Gaziantep’ten gelen kadına şiddet haberi, zihinlerde hep var olan soruları bir kez daha konuşmayı, yazmayı gerekli kıldı. Kocasının şiddeti nedeniyle evini terk edip üç çocuğuyla ailesinin yanına taşınmış hamile bir kadının gördüğü şiddetle ölümcül yaralanmasını duyuruyordu bu haber. Ve medyanın, haberin dilinin şiddetle mücadele alanındaki önemini bir kez daha dile getirmeyi gerekli kılacak denli sorunlu yazılmıştı ana akım medyada.

İlginçtir, internet medyası daha bilinçli, özenli, dikkatliyken şiddeti haberleştirmede sınıfta kalan basılı medya. Bu durumda “bir kısım medya”ya sormak gerek: Yakalanmış. Teslim olmuş. İtiraf etmiş. Kendisinden başkasının yapma ihtimali olmayan şiddet sonrası failin adı neden baş harfleriyle yazılır? “Böyle vahşet görülmedi!”, “Cinnet geçiren koca!” başlıkları neden atılır?

Kadına yönelik şiddetin politik tutum olduğunu, gözlerden gizlemenin aracı mı bu haberleştirme taktiği? Haberciler psikiyatri uzmanı mı ki başlıklarda/haber metinlerinde “cinnet” teşhisi konur?

Haberlerde kadına yönelik şiddetin ender görülen vaka gibi sunulması, şiddeti normalleştirme/sıradanlaştırma yöntemlerinden biri mi?

Ve tabii en önemlisi, şiddet failinin ismi baş harfleriyle verilirken mağdur kadının isminin, resminin apaçık ortaya konması nedendir? Bilinçli seçim mi? Bilinç dışı alışkanlık mı? Reyting mi? Patronaj mı? Yoksa sadece şiddetle mücadele yöntemlerinden habersiz olmak mı?

Bu sorulara cevap almak mühim elbette. Ancak cevaplardan daha önemlisi, şiddetle mücadelenin bir nevi seferberlik gerektirdiğine tüm tarafları ikna eminin aracı bu sorular. Defalarca yazdığım siyasi irade, kamu idaresi, kolluk, yargı yanı sıra medya da bu bu şiddetle mücadele zincirinin halkalarından birisi. Şiddetle mücadele zinciri, en zayıf halkası kadar ”güçlü” olduğuna göre diğerleri gibi medyanın rolünü de sık sık dile getirmeye mecburuz.

Sadece medya değil bugün değinmek istediğim taraf. “Kimse masum değil” dedirten tarafı var bir de konunun; en geniş tarafı aileler. “Toplumun tümü” dedirtecek denli geniş bir alanı tutan aileler de kadına yönelik şiddetle mücadelede sorumluluğunu yerine getirmeyen taraf olarak suçun bir parçası. Şiddet gören kadınların ailelerinden söz ediyorum bugünlük.

M.A.A. kısaltmasıyla haberleştirilen Gaziantep’te yaşanan olayda da aile, şiddet gören kadını desteklemek, şiddete tanıklık eden çocukları kurtarmak yerine anlaşılmaz bir inatla aileyi korumayı seçmiş görünüyor.

İnsanı değil kurumu önceleme gafleti… Boşanmak isteyen kadına mukabil barışma aldatmacasıyla gelen şiddet faili erkeği destekleyen milyonla aile var bu ülkede. Kadına yönelik şiddetle mücadeleyi zorlaştıran, şiddeti yaygınlaştıran unsurlardan birisi ailelerin bu tutumu. Ve biraz da bu nedenle toplumda kimse masum değil.

Tabii şiddet failinin ailesi, akraba ve arkadaşları var bir de yazılması gereken. Şiddeti teşvik, yardım ve yataklık yönünden ele alınıp sadece yazılmakla kalmayarak davalara konu edilmesi gereken suç ortakları var şiddetin.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI