Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Balat'ta 'domuz tribi'

Cumartesi, 30 Eylül, 2017
Ferhat Özgür'ün Balat'taki The Pill'de sergilediği 'Hayvan Çiftliği', günümüz siyaset, sanat ve canlılar dünyasına art arda türlü soru işaretleri bulaştıran bir 'cover' / yorum girişimi. Edebiyat, eleştiri ve çağdaş sanatın harmanlandığı sergide iktidar düşkünü domuz Napolyon'un ruhu gezinirken, onu neredeyse Gezi'nin 'sabıkalı' Penguenleri dikizliyor. Sergi, temelini George Orwell'in 1945 tarihli aynı adlı klasik romanından alıyor

İstanbul Balat’taki Mürselpaşa Caddesi üzerinde, 181 numaralı yapıda ikâmet eden sanat mekânı The Pill, 4 Kasım’a değin, sanatçı – akademisyen Ferhat Özgür’ün, İngiliz edebiyatçı George Orwell imzalı Hayvan Çiftliği klasiğine dönük disiplinler arası “cover”ına ev sahipliği yapıyor.

Özgür’ün, temelini çeşitli nitelikte, “tedavül dışı” ahşap seçim sandıklarıyla cismanîleştirdiği çok katmanlı ve malzemeli bu estetik yorumu, yerel ve küresel, bölgesel ve ulusal, etnik ve meslekî nice “seçim”le (Katalonya/İspanya, Kuzey Irak, Almanya vb.) yüz yüze olduğumuz şu günlerde, itici, bürokratik, beyaz ‘aydınlatma’ unsurları ve içine oy pusulası batırılmış o küflü demokrasi parfümüyle, kaba, hırçın bir medeniyet peyzajı olma gayretini taşıyor.

Orwell’in 1945’te yayımladığı, Türkçeye Celâl Üster’in kazandırdığı ve bugüne değin en az onlarca baskı yapan Can Yayınları etiketli çalışması, Frederich Karl Waechter’in illüstrasyonlarıyla yetişkinlere yönelik irkiltici “Bir Peri Masalı”na bürünürken, Özgür de, gerek kitaptan yaptığı, yoğunlukla İngilizce alıntılar, gerekse buradan yola çıkarak ürettiği karışık teknik hayvan desenleri veya öteki kompozisyonlarla, izleyiciye aktarıldığı üzere “sosyo-politik bir yapı söküm çalışması”na kalkışıyor. Bu sergi bütünlüğü, şair ve tarihçi Efe Murad imzalı, Türkçe ve İngilizce olarak deneyimlenen, manifestovari, yarı anti-ansiklopedik Bir Antroposen Fabl ile de katlanıyor. Bu distopik çalışma, ürkütücü bir sinsilik ve sindirimi zor bir ağırlıkla gözlerimizin önünden akarken, ‘Dünya işleri’nin saçmalığını da, yol açtığımız esas ekolojik günahlar karşısında yüzümüze okuyor.

Serginin girişinde yer alan “çit”…

Girişte, sizi ve tüm önyargılarınızı kendi “çit”i/çıtasıyla sınayan “Hayvan Çiftliği” sergisi, “İyi Bir Komşu” başlıklı 15’nci Uluslararası İstanbul Bienali’ne de “komşu” zamanlamasıyla dikkat çekiyor. Zira bu yılki Bienal, gerek etkinlik mekânları İstanbul Modern ve gerekse Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’ndeki kimi işlerde kullanılan türlü canlı/hayvanlar ve onlara ait unsurlardan kaynaklı etik tartışmaları ve yerinde, sosyal medyaya da taşan ve etkili de olan protestoların hedefi durumuna gelmişti.

Hatırlanacağı gibi, İstanbul Modern’deki Cezayir doğumlu sanatçı Adel Abdessamed’in 2013 tarihli, temeli 1972 Vietnam’ından napalm bombalarından kaçan küçük kız çocuğu karesi olan ‘Feryat’ isimli figüratif / tarihsel heykeli için fildişini seçmesi, ya da yine aynı mekânda girişte hasat süren Lüleburgazlı eşek Boncuk’un, Moğolistan doğumlu sanatçı Xiao Yu’nun 2014 tarihli Zemin‘i için bir “organik malzeme” oluşu ve tepkiler üzerine eşeğin birden memlekete dönüşü, ya da Pera Müzesi’ndeki Ikea beşiğinde straforları yiyen un kurtlarını temel alan Fransız sanatçı Aude Pariset’nin yerleştirmesi, hep bu tartışmaların odağındaydı.

Ancak yine ilginç bir zamanlamayla, geçen günlerde de ABD’nin New York kentindeki meşhur Solomon R.Guggenheim Müzesi, hayvanlara ve canlılara yönelik zalimliğin sanata dahil oluşunu protesto eden yaklaşık 600 bin (!) imzacının tepkisi karşısında geri çekilmek durumunda kaldı. Müzede 6 Ekim’de açılarak 7 Ocak’a değin izlenecek “Sanat ve Çin 1989’dan sonra” sergisi kapsamında yer alan üç ayrı iş, gelen tepkiler üzerine etkinlikten çekildi. Bu çalışmalar, Sun Yuan ve Peng Yu’nun Birbirlerine Dokunamayan Köpekler (2003), Huang Yong Ping’in Dünya Tiyatrosu (1993) ve Xu Bing’in 1994 tarihli Aktarıma Dair bir Vaka Çalışması (1994) isimli eserlerinden oluşmaktaydı.

Yine işin bir başka tesadüfi yönü, bu çok küratörlü, yaklaşık 150 sanatçının işlerini buluşturan serginin düzenleyicilerinden biri de, 10’uncu İstanbul Bienali küratörü Hou Hanru olarak kayıtlara geçerken, etkinliğin belgesel film seçkisi seçici kurulunda da, halen Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde ilk büyük sergisini izlediğimiz eylemci-sanatçı Ai Weiwei yer alıyor.

Özgür’ün sergisiyle, o esnada “Dünyada olup bitenlerin” bağını yukarıdaki satırlarla bunca şişkoluğuyla kurmaya yeltendikten sonra, yapıtlara dönecek olursak, bir defa bu etkinlik, izleyiciyi mümkün olduğunca hoyratça ezen ebatlarıyla, kendini acımasızca hissettiriyor.

Bir duvarının, hani sanki Gezi ruhlu “Penguen” duvar baskıları / graffitileriyle bezeli olduğu, dibinin ise adeta birer briket veya suç delili gibi türlü ahşap seçim sandıkları parçalarıyla sere serpe bırakıldığı bir sergi bu.

 

Serginin karşı duvarı, günümüz emlak “çiftlikleri”nin, gerek reklâmcı hınzırlığı, gerekse piksel piksel sahtekârlıkla vadettikleri o sözde ekolojiyi, pazarlama dilini tersinden dokuyan, onu kusan devasa bir motifle bezeniyor. Öğreniyoruz ki, Özgür’ün bu sergiye özel olarak hazırladığı büyük boyutlu duvar kağıdı fotoğrafı, sanatçının 2012 yılında Bern’de bir otobüs durağına atılmak üzere bırakılmış halde bulduğu Nadir Kuşlar Atlası adlı iki ciltlik bir kitaptan topladığı kuş illüstrasyonları ile, sanatçının uçak yolculukları sırasında biriktirdiği dergilerin içinden koparılmış emlak ilanlarını iç içe geçiriyor.

Serginin esas figürleri olan, akla Dubuffet’yi “Brüt” bir tebessümle getiren topyekûnlükleriyle, tavşan, domuz, karga, dev kurt, köpek, koyun ve keçi gibi unsurlara, “dokunulmaz” seçim sandıklarının tekinsiz bir gezginlikle istiflendiği bu atmosferde, sergi alanındaki insanlara, hayvanlara da, bir tür absürd – siyaset gözlem abidesi / mobil dikilitaşı refakat ediyor. Bu yapıdaki sandıkların yansıttığı sınıfsal uçurum, akla yine acıyla, Orwell kitabındaki meşhur “Bütün hayvanlar eşittir / Ama bazı hayvanlar / Öbürlerinden daha eşittir.” bölümünü (s.141) getiriyor.

Ferhat Özgür, origamik lezzetli hayvan desenlerinin kitaptan alıntılarla bir araya geldiği, ancak keşke desenlerin sunum / altyazı seviyesiyle bizler için daha da yeterli olsaydı dedirten bu küresel “karın ağrılı” sergisiyle, bilumum mahlûkat içindeki iktidar hastalığının safrasını tahlile girişiyor.

Ancak çok ilginç bir sızıntıyla, Özgür’ün insanda Hayvan Çiftliği’ni bir daha okutası sergisi, günümüz sanat ortamında sanatçı, sanat mekânı, sanat otoritesi ve öznesi ile nesnelerinin mevcudiyeti ve yükümlülükleri üzerine de hayli yüklü göndermelere gebe kalıyor.

Öyle ki, elden Üster’in Türkçesiyle Orwell’in klasiğinde, devasa bir çiftlikte sömürülmeye çalışılan “hayvan”ların dile getirdikleri şu sözlerin altına imza atmaktan başkaca bir şey gelmiyor:

“Öyleyse, bu sefilliğe neden boyun eğelim? İnsanlar, emeğimizle ürettiklerimizin neredeyse tümünü bizden çalıyorlar. İşte, yoldaşlar, tüm sorunlarımızın yanıtı burada. Tek bir sözcükte özetlenebilir: İnsan. Tek gerçek düşmanımız İnsan’dır. İnsan’ı ortadan kaldırın, açlığın ve köle gibi çalışmanın temelindeki neden de, sonsuza dek silinecektir yeryüzünden.” – (s.20)

YAZARIN DİĞER YAZILARI