YAZARLAR

Avrupa semalarında bir 'Kartal' dolaşıyor!

Beşiktaş, Avrupa'da en çok konuşulan takımlardan biri oldu; hem oynadığı futbol hem de stadyumdaki atmosferle. Ve bir kez daha görüldü ki, onlar artık bir Şampiyonlar Ligi takımı...

Beşiktaş, Leipzig maçında da görüldüğü üzere uçuş alanını Avrupa olarak belirlemiş. Öncesindeki Fenerbahçe maçına favori çıkmasına neden olan da bu görüntüsüydü. Ama bunu yalnızca ait olduğu yerde gösterebiliyor. Şenol Güneş'e göre bunun bir sırrı yok; Şampiyonlar Ligi müziğini duymak yeterli oluyor!

Tabii ki Şenol Güneş başka bir şeyi işaret ediyor; Şampiyonlar Ligi'ndeki düzeni ve seviyeyi. Oradaki organizasyon kültürü ve oynama biçimi, uyum sağlayamadığınızda sizi dışarı atacak şekilde ayarlanmış. Yani orada kalıcı olmak için ülke merkezli değil de, daha enternasyonel düşünmek ve bunu uygulamak gerekiyor. Yerelde ise bambaşka bir yapı var. Beşiktaş, kudretli görüntüsüyle bu ligin “belirleyeni”. Fenerbahçe de bu kabule göre bir oyun planı gerçekleştirdiği için geçtiğimiz Cumartesi günü başarılı oldu.

RAKİBE SAYGI

Tıpkı Beşiktaş'ın Leipzig'in oyun karakteri olan ani ve hızlı hücum oyununu, rakibe karşı kullanarak başarılı olması gibi. Şampiyonlar Ligi'nde takımlar birbirine saygı duymak zorundalar. Leipzig'de maç öncesi bunun dışında bir hava olsa da maç sonu hemen Beşiktaş'ın ve tribünlerin hakkını teslim ettiler. Çünkü oradaki herkes şunu biliyor: Rakip ne kadar değerli ve güçlüyse, sen de o kadar değerli ve güçlüsün. Buna bağlı olarak yaptığın işler de o derece değerli. Umarım burada da birbirini aşağıya çekme ve de aşağılayan bakış açısı bu yönde değişir. Buralardan da Şampiyonlar Ligi'ne birden fazla takım doğrudan katılmayı başarır.

ŞENOL GÜNEŞ'İN FUTBOLA BAKIŞI

Bu noktada bir futbol aklı olarak Şenol Güneş'e ayrı bir parantez açmak lazım. Güneş, Türkiye'de futbolu çalıştırdığı takımların oyun yapısı üzerinden geliştirmeyi ve aynı zamanda başarılı olmayı kafasına takmış biri. Kariyeri boyunca da bunu yapmaya çalıştı. Beşiktaş'ta farklı olansa, siyah-beyazlılarda yaptığı işlerin Bursaspor ya da Trabzonspor'a kıyasla ülkedeki futbol düzeni içerisinde daha belirleyici olması ve buradaki yaptıklarının lokomotif vaziyeti görmesi oldu. Bu sene ligin bu kadar “alımlı” başlamasını Şenol Güneş'in çıtayı yukarıya çekmesine ve güzellikleri oyun içerisinde gösterme gayretine de borçluyuz biraz.

BEŞİKTAŞ VE CENK TOSUN'UN YÜKSELİŞİ

Şenol Güneş ve Beşiktaş ulusal sınırlarda yaptığı şeyi beynelminel alana da taşıdı. İki sezondur bize anlatmaya çalıştıkları da bu; “Biz bir Şampiyonlar Ligi takımıyız.” Talisca ve Quaresma'nın Avrupa'da başka bir konsantrasyonla oynaması değil bunu gösteren, Cenk Tosun'un artık uluslararası bir seviyede oynaması; sezonun en iyi golünü, haftanın en iyi oyuncusu olmayı başarması. Şunu hatırlarsak ne dediğimi daha iyi anlayabiliriz: Cenk Tosun Gaziantepspor'dan transfer edildiğinde bu takımın üçüncü forvetiydi. Şu an ise Dünya üzerinde her takımın ilk forveti olabilecek seviyeye gelmek üzere.

LEIPZIG İYİ TAKIM OLDUĞUNU GÖSTERDİ

Leipzig ne kadar güçlü bir takım olduğunu ikinci yarıdaki oyunuyla gösterdi. Ki bu oyun onların alışkanlıkları dışında gelişse de uygulamada bir sorun yaşamadılar. Eğer bitiricilikte de biraz becerili olsalar ya da Fabri bir parça kötü olsaydı, skor başka bir şekilde olabilirdi. Dolayısıyla bu takımı yenmek büyük iş. Bu takıma karşı ilk yarı kusursuza yakın bir planla oynamak da büyük iş. Beşiktaş iyi oyunuyla sonuç aldığı için tam bir Şampiyonlar Ligi takımı; Leipzig ise iyi oyununu sonuca dökemediği için henüz bir Şampiyonlar Ligi takımı değil.

GALİBİYETTE MEKÂN

İkinci yarıda tam da zamanında kesilerek Beşiktaş'ın nefeslenmesini sağlayan elektriği görünce stadyumun gerçekten de akıllı olduğunu düşünmedim değil! Üstelik ilk yarıda da rakibin yıldızı ve Alman Milli Takımı'nın mevcut forveti Timo Werner'in staddaki “uğultu” nedeniyle rahatsız olması ve oyundan çıkışını da düşünürsek, galibiyette mekânın ne kadar önemli olduğunu görmüş oluruz. Leipzig, hem Beşiktaş'ın iyi planı hem de alışık olmadığı atmosfer nedeniyle ilk yarıda başarısız oldu. Böyle curcunalı ambiyans ve agresif oynayan bir takım, Bundesliga'da karşılaştıkları cinsten değildi. Leipzig antrenörü Ralph Hassenhüttl da maç sonu basın toplantısında “ilk yarıda atmosfere yenildik. Kulakları sağır eden bir gürültü vardı” diye konuştu.

Tabii, bu konuşmalar biraz da teknik direktörün kendini aklaması anlamına da geliyor. Stadyumdaki gürültü olmasaydı bile Beşiktaş oyun olarak Leipzig'i mahkum etti. Son olarak, yılın golünü kaçıran Tosiç'i de anmak gerek diye düşünüyorum!

TÜRKİYE LİGİ vs PORTEKİZ LİGİ

Ben çoğu insanın aksine UEFA Avrupa Ligi'ni seviyorum. Birbiriyle maç etme olasılığı çok düşük takımları bir araya getirdiği için değerli bir organizasyon. Ve ülke liglerinin seviyesini burada daha iyi anlayabiliyorsunuz.

Konyaspor-Vitoria Guimaraes ve Braga-Başakşehir maçları, tam da lig maçı temposunda, düzeninde oynandı. Konyaspor Avrupa'da ilk kez galip geldi. Önemli olansa sahada planı olduğunu gösterebilmesiydi. Rakibini daha iyi analiz eden ve buna göre oynayan Konyaspor'un kazanması çabasının karşılığı oldu. Miloseviç'le buldukları ikinci gol ise harikaydı.

İZMİR MARŞI ÜSTÜ TEKBİR

Maça İzmir Marşı ile başlayan ama vaat ettikleri “marş nasıl söylenirmiş göstereceğiz”i gösteremeyen tribünler, skor 2-0'a gelince coşa gelip bir kez daha bu denemeyi yaptı. Sonuç tatmin ediciydi; fakat marşla ilgili son sesler biter bitmez bir başka grup “Ya Allah, bismillah...” diye girince bütün stat coşkuyla buna da eşlik etti. Bu anlamdaki maç, sanırım, berabere bitti.

BAŞAKŞEHİR GÜÇLÜ AMA...

Türkiye Ligi-Portekiz Ligi maçlarının ikincisi de 2-1 bitti; bu kez kazanan maçın sonunda bulduğu golle Braga oldu. Braga teknik direktörü Ferreira bu maç öncesi basın toplantısında “Başakşehir geçen sezon ligi ikinci bitirmiş ve mali anlamda da güçlü bir ekip. Bizden istedikleri futbolcuyu alabilirler; ama biz onlardan alamayız” diye bir kıyaslama yapmıştı.

Sahaya bakınca bunun karşılığını göremedik. Maç boyu topa sahip olan Başakşehir, Emre'nin attığı güzel frikik golünden başka bir şey ortaya koyamadı. Tempoyu belirleyen Braga, sahada şeklini bozmadı ve top ayağına geçtiğinde hızlı oynamaya çalıştı. Çok fazla pozisyona giremeseler de futbol adına heyecan veren hareketlerde üstünlerdi.

ABDULLAH AVCI GÜZEL KONUŞUYOR FAKAT UYGULAYAMIYOR

Abdullah Avcı'nın maç önü ya da sonrasında konuşmalarını dinlemek keyifli ve eğitici. Avcı, genel olarak futbol, özel olarak da Başakşehir adına birçok şey anlatıyor. Fakat onun anlattıklarını çoğunlukla sahada göremiyorum; sanki söyledikleri oyunda karşılık bulmuyor. Bu akşam da üretkenlik, akıcılık konusunda olumsuz bir görüntü çizdiler.

Sonuç olarak, Portekiz'in baş altı takımı Braga, epey güç kaybetse de bizim ligin başaltı takımını mağlup etti. Orta sıra takımlarının mücadelesinde ise kazanan Konyaspor oldu. Tıpkı bizim ligde çoğu kez olduğu gibi: Evinde oynayan kazandı!