Karin Karakaşlı
Karin Karakaşlı

Seçimler, tercihler

Perşembe, 28 Eylül, 2017
Hani ırkçılık, hani antisemitizm yok ya, hah işte tam onun gibi. Seçimler ve tercihler diyarında istikamet nasıl da parlak, nasıl da tanıdık.

Pazar akşamüstü sıkıntısı diye bir şey bilir misiniz? Hani öğlene kadar uyku, tembellik, mükellef kahvaltı gibi çeşitli konfor alanlarına sığınabilir insan. Ama işte gün akşama doğru ilerledikçe karnınıza bir yumruk saplanır sanki. İşin tuhafı, içiniz bomboştur aynı zamanda. Böyle uçak irtifa kaybettiğinde, asansör bir anda harekete geçtiğinde duyulan bütün o iç organların çekilme hissi. Kalpte koca bir kaya ağırlığı. Ciğerleri dolduramayan biçare nefes.

İşte bu Pazar akşamüstü sıkıntısını adı Pazar olmayan günlerde, o günlerin belli zamanlarında hissediyorsanız, durum fena demektir. Şu meşhur “Nasılsın?” sorusuna “İyiyim teşekkürler” diye verilemeyen her yanıt, düzeni tehdit eder. Nereden çıktı bu oyunbozanlık, bu araz şimdi? İyisi mi görmezden gelmeli.

Memlekette akla ziyan bunca şeye rağmen sürdürülebilen şu hayat, tam da görmezden gelme üzerine inşa edilmiş zaten. Haftanın ilk günüyle Cumhuriyet Gazetesi davasında duruşma savcısı, tutuklu sanıklar; Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Akın Atalay, Murat Sabuncu, Emre İper ve Ahmet Kemal Aydoğdu’nun, “mevcut delil durumunu” gerekçe göstererek tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini talep ediyor. Mevcut delillerin neler olduğu ilk iki duruşmadan akıllara kazınmış vaziyette.

FETÖ suçlamasına zemin olarak sunulan ByLock uygulamasının hiçbir ismin telefonunda yer almaması, vay pideci yok mobilyacı diye tavşanın suyunun suyu, abesliği kendinden menkul bağlantılarla gazetenin avukat, genel yayın yönetmeni ve çalışanlarını zan altında bırakma gayreti, nereden tutsan elinden kalan bir iddianame… Bu kez de “tanıkların” çöküşü. Alev Coşkun’un el yazısı notlarının olduğu Cumhurbaşkanlığı’na yazılmış “isimsiz” mektup, Rıza Zeylut’un “gelen baskı” üzerine yazdığı ‘En büyük milliyetçi Fethullah Hoca’ yazısı, “aldatılarak” aldığı ödüller… Sanık ve tanıkların yer değiştirmesi gereken bir tuhaf oyun. Gazetecilere mahkeme salonlarında gazetenin logosunu üstünde ne yer alır ne yer almaz dersleri. Krema olarak da mahkeme karar için ara vermişken Akşam ve Star gazetesi Twitter hesabından son dakika “hüküm” ilanları. Yani, hukukun kalmadığını, idealist avukat ve gazetecilerin onur mücadelesi verdiğini görmezden gelme hali.

Haksızca ihraç edildikleri işlerini isteyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın 200’lü günlerine giren açlık grevlerini görmezden gelme hıncı sonra… Düzene muhalif herkes ve her kesim gibi “terörist” çıkarma gayreti. En temel insan haklarının ayaklar altına alınışı, son olarak cezaevi hastanesinden Numune Hastanesi yoğun bakımına Nuriye Gülmen kaçırma hamlesi. Bunların hepsi devlet ve iktidar tercihleri kadar yandaş toplumun seçimleri.

SAĞDAN SAĞDAN GELİYORLAR

İçerisi seçmece cinnetlerle yanarken, Almanya’daki genel seçim sonuçlarıyla II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez bir ırkçı parti, Almanya için Alternatif partisi AfD üçüncü büyük parti sıfatıyla parlamentoya girdi. Sandıkta ağır yenilgi alan Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) artık hükümette yer almayacağını duyurması sonrası AfD’yi devre dışı bırakan bir formül için 1949’dan bu yana sağ muhafazakâr blokun en kötü sonucunu alan Başbakan Angela Merkel’in liderliğindeki Hristiyan Demokratik Birlik’in (CDU/CSU) Hür Demokrat Parti (FDP). FDP, Sol Parti ve Yeşiller ile koalisyon arayışları başlayacak.

Artık aşırı sağcı, İslam ve göç karşıtı AfD’nin liderlerinden Alexander Gauland, “ülkeyi ve halkı geri almak” tabiriyle sahnede. Seçilmiş bir istikamet bu. Demokrasinin acı cilveleri. Popülizmin dizginlenemez gücü. Ve insanlığın bir büyük sınavı daha.

Beri yanda TBMM Genel Kurulu, Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon düzenlenmesi konusunda hükümete verilen yetkinin bir yıl daha uzatılmasını öngören tezkereyi kabul etti. Bir önceki tezkerenin süresi 30 Ekim’de doluyordu. Ancak, tezkerenin süresinin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) yapacağı bağımsızlık referandumu öncesine denk getirilerek “ayar” verilmesi esastı. AKP, CHP ve MHP tezkereye destek verirken, sadece HDP ret oyu verdi. Bağımsızlık referandumunun turnusol olduğu şu günlerde bu da kayıtlarda dursun.

REFERANDUMUN GÖR DEDİĞİ

Kimi Batılı ülkelerin ve Birlemiş Milletler’in, Türkiye’nin, Irak’ın, İran’ın tepkileri altında o referandum yapıldı ve halk bağımsızlık istediğini ilan etti. IKYB lideri Barzani, referandumun sınırları çizmeyeceğini, Bağdat’la müzakerelerin başlayacağını ve bunların bir iki yıl süreceğini belirtse de ortalık kaynıyor. Öyle ya dengeler dünyasında kimi halkların “bağımsızlık savaşları” vardır kimilerinin “ihaneti”. Oysa halkın kendi kaderini tayini, önden arkadan soldan sağdan bakıldığında aynıdır, tartışılacak bir başlık değil bir hakikattir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, referandumu yok hükmünde ilan ederken, şöyle diyordu: “Artık giriş-çıkış, bunlar da kapatılacak. Bundan sonra Kuzey Irak Yerel Yönetimi, bakalım petrolünü hangi kanallarla nereye akıtacak veya nereye satacak? Vana bizde. Vanayı kapattığımız anda o iş de bitti. Kuzey Irak yerel yönetiminin bir defa bu adımdan geri adım atması şart. Olmazsa olmaz. Suriye’de de birden fazla terör devleti kurulmasına izin vermeyeceğiz. Onlar için kuru bir rüya. Dedim ya, bir gece ansızın gelebiliriz” dedi.

Taptığım cümledir o tehdit. Her provokasyon, linç girişiminde dillendirilir. Agos gazetesi önünde Hrant Dink’in hedef haline konulduğu yıllarda haykırılmasıyla kişisel olarak da bende hatırı büyüktür.

Sonrası mı? Gereğini anlayan ve anladığını ilan eden bir pankart: “Yahudi Asıllı Barzani! Biz senin kim olduğunu ve amacının Kürdistan değil Büyük İsrail olduğunu biliyoruz. Bir gece ansızın geleceğiz.”

Nefret sıralamasında gayri Müslimlerin ilk sıradaki yerini koruyor oluşu zamanla geçmeyen şeylerin simgesi gibi. Hani ırkçılık, hani antisemitizm yok ya, hah işte tam onun gibi. Seçimler ve tercihler diyarında istikamet nasıl da parlak, nasıl da tanıdık.

Zoru seçenlerin yüzü suyu hürmetine dönüyor bu dünya. Bugün, yarın, daima.


Karin Karakaşlı kimdir?

1972’de İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü’nün ardından Yeditepe Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. 1998’de öykü dalında Varlık dergisinin Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’nü kazandı. Karakaşlı’nın eserleri şunlardır: Başka Dillerin Şarkısı (Öykü, Varlık Yay., 1999; Doğan Kitap, 2011) , Can Kırıkları (Öykü, Doğan Kitap, 2002), Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim? (Roman, Doğan Kitap, 2005), Ay Denizle Buluşunca (Gençlik Romanı, Günışığı Kitaplığı, 2008), Cumba (Deneme, Doğan Kitap, 2009), Türkiye’de Ermeniler: Cemaat, Birey, Yurttaş (İnceleme, Günay Göksu Özdoğan, Füsun Üstel ve Ferhat Kentel ile, Bilgi Üniversitesi Yay., 2009), Benim Gönlüm Gümüş (Şiir, Aras Yayıncılık, 2009), Gece Güneşi (Çocuk Kitabı, Günışığı Kitaplığı, 2011), Her Kimsen Sana (Şiir, Aras Yayıncılık, 2012), Dört Kozalak (Gençlik Romanı, Günışığı Kitaplığı, 2014), Yetersiz Bakiye (Öykü, Can Yayınları, 2015), İrtifa Kaybı (Şiir, Aras Yayıncılık, 2016), Asiye Kabahat’ten Şarkılar Dinlediniz (Anlatı, Can Yayınları, 2016). Karakaşlı halen Kültür Servisi, Gazete Duvar siteleri ve Agos gazetesinde yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI