Onur Salman
Onur Salman

‘Yok kardeş yüzde 100 umudum’

Pazar, 24 Eylül, 2017
Konya’nın Çumra ilçesinde dünyaya gelen bir çocuk, 12 Mart’ın bile iyi anmak için bir sebep olmuştu. Annesi tarlalarda çalışırken, o da harçlığını çıkarmak için garsonluk yapıyordu. Hayatını bir tesadüfün değiştirmesi gerekiyordu öyle oldu. Bir gün abisiyle yürürken, abisinin arkadaşı sayesinde bisikletle tanışmıştı.

Bulutsuzluk Özlemi ne güzel anlatmış aslında içini boşaltmaya çalışanlara inat: “Hiçbir kere hayat bayram olmadı ya da her nefes alışımız bayramdı. Bir umuttu yaşatan insanı. Aldım elime gitarı…” Siz bakmayın önce sosyal medyada, sonra da Trabzonspor-Alanyaspor maçında tribünde bu lafların içini boşaltmaya çalışanlara. Tarih onları suç örgütü lideri olmak ya da şiddetle halkı sindirmeye çalışmakla yazacak, hatta belki de isimlerini hiç geçirmeyecek bile beyaz sayfalarında. Biz bunları görerek içimizden “Hiçbir kere hayat bayram olmadı” diye geçirecekken bir genç basacak pedala, yanımızdan rüzgar gibi geçip gidecek, dilinde “Her nefes alışımız bayramdı” diye. Bilin ki o çocuk haklı. Her nefes alışımız bayram. Ya mücadelenin bayramı ya da emeğin. Zaten ikisi de olmazsa hayat da yoktur.

Bunu en çok Ahmet Örken biliyor belki de. 12 Mart, Türkiye tarihine pek de altın harflerle kazınmış değildir malum. Ancak 1971 değil de tarihi 1993’e çekerseniz gözlüğünüzün camları pembeleşir. Konya’nın Çumra ilçesinde dünyaya gelen bir çocuk, 12 Mart’ın bile iyi anmak için bir sebep olmuştu. Konya’nın bisiklet kültürüne karşın onun pedala yüklenebilmesi için 13 yıl geçmesi gerekti. Çünkü ayrı bir anne babanın zor mu zor şartlarda büyüyen çocuğuydu. Annesi tarlalarda çalışırken, o da harçlığını çıkarmak için garsonluk bile yapıyordu. Hayatını bir tesadüfün değiştirmesi gerekiyordu öyle oldu. Bir gün abisiyle yürürken, abisinin arkadaşı sayesinde bisikletle tanışmıştı.

Konuşmaları Ahmet’in aklına çok yatmıştı. Zaten iki tekere oldum olası sıcak bakıyordu. Bu karşılaşma onu heyecanlandırmış ve heveslendirmişti. Antrenmanlar yoğunlaştıkça hevesi artıyordu. Lakin her sporcunun başına gelebilecek olan sakatlık belası onu çok erken buldu. Daha ilk senesinde ara vermek durumunda kalmıştı bisiklete. İstikamet yeniden garsonluktu. Lakin artık damarlarında bisikletin zehri dolaşıyordu. O bıraksa bisiklet onu bırakmaz gibi gelmeye başlamıştı.

Annesinden korktuğu için gizli gizli bisiklet sürmeye devam etti. Yaklaşık 5-6 ay süren bu sır, 2008 yılındaki bir yarış nedeniyle gün yüzüne çıkacaktı. Ahmet çekinerek de olsa annesine yarışa gideceğini söyledi. Ve hikâye başladı. Henüz ilk senede gelen birincilikler, Dünya Şampiyonası’ndaki ilk 10, hevesi tutkuya evirdi. Boş bulduğu her anda o da kendisini bisikletin selesinde buluyordu. Tutkusu ve yeteneği o kadar büyüktü ki, Türkiye’de veledrom olmamasına karşın Türkiye’nin ilk Avrupa şampiyonu olmayı başardı. Hem de pistte. Yani taşıma suyla, bisiklete başladıktan 5 sene sonra Portekiz’de 2011 Avrupa Pist Bisikleti Şampiyonası’nda omnium yarışında altın madalyayı boynuna taktı.

Annesi ve Ahmet Örken

Pist sevgisi gönlünde ayrı bir yer edinse de Türkiye’de antrenmanını yapamadığı bir disiplinde başarılı olamayacağının farkındaydı. Artık yol bisikletine dönmek zorundaydı. Yeteneğini başka disiplinde de göstermeliydi. 2009 Torku Konya’ya geçtikten sonra zaten Balkan Yol Bisikleti Şampiyonası’nda birinci olmuştu. Türkiye şartlarında antrenman yapmak zorunda olduğu için ve çalışacak veledromu olmadığı için yola çok uzak değildi. 2013’te Sırbistan ve Fas’ta etap zaferleri kazandı. Artık pist defteri kapanmış ve odak tamamen yol bisikletine dönmüştü. Çin’deki zaferlerinin sesi buralara kadar erişmedi tabii ki. Torku Konya formasıyla, Türkiye Bisiklet Turu’nda dünyanın en iyi sprinteri olarak kabul edilen Mark Cavendish’in peşine takıldı. Belki etap zaferi kazanamadı ama bisiklet dünyasının dikkatini kazandı. Her Tur’da gözler ona odaklandı. “Ahmet bu sefer ne yapacak” diye gayr-ı ihtiyari de olsa sormak zorunda kaldık birbirimize.

Son iki sezondur adı hep yurt dışındaki takımlarla anıldı. Düşünün çok uzun zaman kış uykusuna yatan, Türkiye Bisiklet Federasyonu eski başkanı Emin Müftüoğlu ve ekibinin büyük çabalarıyla yeniden canlanan Türkiye bisikletinin parlayan yüzü oldu Ahmet Örken. Türkiye Bisiklet Turu hariç Türkiye’deki yarışlar belki hanesine bir katkı yazmasa da yurt dışı yarışları tecrübe ve başarılı bir bisikletçi olma konusunda en büyük yardımcısıydı. Daha geçen sene “Sanırım gelecek sene de Torku’da devam ederim. Çok iyi bir şey olursa yurt dışı da olabilir” demişti sevgili Cüneyt Kazokoğlu’na. Ve iyi bir şey oldu. Hem de çok iyi bir şey. 2011’de kazandığı Avrupa gençler omnium şampiyonluğundan bu yana Türk bisikletinin çok şey beklediği Ahmet Örken, pro-continental lisansı olan Israel Cycling Academy takımıyla anlaştı.

Çin’de düzenlenen Tour of Qinghai Lake’ten sonra kendisini devşirme sanan bir vatandaşa, “Yok kardeş yüzde 100 Türküm” açıklaması yapmak zorunda kalan, zeki, çevik ve ahlaklı duruşunu hep gösteren Ahmet, bu kez de İsrail olayını anlatmak zorunda kaldı. Öyle ki artık bizim de bir sporcumuz dünyanın en büyük bisiklet organizasyonların da yer alabilecek. Giro d’Italia, yani İtalya Bisiklet Turu 2018’de İsrail’de başlayacak ve Israel Cycling Academy de yarışa “wild card” ile katılmaya hazırlanıyor. Kısacası Ahmet Örken’i kısa süre sonra selesinde İtalya’yı turlarken görürseniz şaşırmayın. Bir gün o yol Fransa Bisiklet Turu’na kadar gidecek. Onu da biliyoruz. Bulutsuzluk Özlemi’nin de dediği gibi “Solda güneş yükseliyordu, güneye giderken.”


Onur Salman kimdir?

Basına 2006 yılında Cumhuriyet gazetesinde stajyer olarak adım attı. İki aylık staj ve Cumhuriyet’in spor ekindeki yazılarda sonra Eurosport Türkiye’de spiker ve editör olarak çalıştı. 2009 yılında Radikal gazetesine editör olarak geçerken, Eurosport’ta da yarı zamanlı spikerlik yapmaya devam etti. Medya macerasına 2012-2016 yılında Hürriyet’te devam etti. 2016 yazından beri Gazete Duvar’da çocukluk hayalini sürdürüyor. Köken Eurosport olunca tahmin etmesi kolay. Asıl ilgi alanı ‘başka sporlar.’

YAZARIN DİĞER YAZILARI