Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün

Çarşamba, 20 Eylül, 2017
Bu şekil verme işi mühim mesele. Ne de olsa uğraştığın şey canlı. Şişede durduğu gibi durmaz. Elini üstünden çekmeye gelmez. Hemen bağışıklık sistemi devreye girer. Amman dikkat. Kurumlar ve insanlar bağışıklık kazanırsa bir anda zihinler çalışmaya başlar.

Tepeden tırnağa kör testereyle yontulmanın adı bizde eğitim. Milli Eğitim sistemine gönüllü değil zorunlu, çaresizce giren her birey, el mahkum, nasibine düşeni alacak yontuluştan. Öğrencisi, velisi, öğretmeni, idarecisiyle insanlar yontulur da kurumlar ihmal edilir mi? Zinhar es geçmek olmaz. Tüm eğitim kurumları üniversiteden anaokuluna yontulur ha yontulur. Yonttun, arzu ettiğin biçimi verdin. Mutlu oldun mu? ‘Yok ne gezer’ diyorsan kolayı var. Sil baştan. Adı üstünde eğitim işte. Eğip bükmek. O tarafa eğdin güzel olmadı mı? Bir de bu tarafa bük bakalım nasıl duracak?

Yalnız bu şekil verme işi mühim mesele. Ne de olsa uğraştığın şey canlı. Şişede durduğu gibi durmaz. Elini üstünden çekmeye gelmez. Hemen bağışıklık sistemi devreye girer. Amman dikkat. Kurumlar ve insanlar bağışıklık kazanırsa bir anda zihinler çalışmaya başlar. Onca çaba uğraş boşa gider. Senin emeklerini heba edecek düşünsel beceriler gelişiverir bir anda. Eğip bükme biçimin ne olursa olsun başıboş bıraktığın anda çocuk denilen organizma, hiçbir boşluğu gözden kaçırmadan, asla istisna tanımadan kendi yolunu çizer. Yetmezmiş gibi senin kadar özenli, dikkatli ve dahi “değerli” olmadıklarından ana babaları da uyuverir onlara. Hatta öğretmenler ve bittabi idareciler ve kurumsal örgü bu organizmanın kuşatıcı talepkârlığından payına düşeni alır ve illa ki dönüşür, bir zaman sonra. Çare? Çare basit. Virüslerin genetiğinin değişmesi hızıyla yarışacak denli çabuk değiştireceksin sistemi. Her üç-beş senede bir hop kondur, hop kaldır.

Cennetmekân atamız Sultan 2. Selim’in -benzetmek gibi olmasın- malum şaraba düşkünlüğü nedeniyle bağlarıyla meşhur olduğundan derler “bağa tiz kıbrısu aluvirin” buyruğu misali “biz TEOG’la mı geldik” dendiği anda kalkacak TEOG. Gelişi devrim olanın gidişi devrim olmaz olur mu? Akşam söylenecek sabahına yapılacak. Bu kadar basit. Yalnız dikkat etmek lazım. Kaytarmalar olmasın. Mesela “dünyanın neresinde var yardımcı doçentlik” dendi. Hemen komisyonlar kuruldu ama gel zaman git zaman aylar geçti hala çıt yok. Bir şeyler yapıyormuş gibi görünüp bir arpa boyu bile yol alınmadı, yardımcı doçentlik konusunda. Olmuyor bu yavaşlık, Değişim hızı kesiliyor aman dikkat.

Bir de hiç unutulmaması gereken husus her türlü bilginin illa ki teoride kalması gerekliliği. Sakın yaşanılabilir hale dönüşmesin öğretilenler. Sonra alışkanlık yapar. Maazallah insanca davranır çocuklar büyüyünce. Özellikle her fırsatta dile getirilen değerler eğitimi illa ki lafta kalmalı. Cenazeye saldırılar cezasız kalmalı. Toprağın üstü gibi altını da parselleme, ayrıştırma, bölme fırsatı kaçar sonra.

Mesela ders kitabına girmeliydi, girdi “ayıp el işareti”. Üstelik anlamını buldurup, tartıştıracak biçimde yerleştirilmişti pek isabetli biçimde. Gerçi toplum haddini aştı biraz gürültü patırtı kopardı ama sonuç güzel. Bütün çocuklar duydu neyin kaldırıldığını. Öğrenci çalışma kitaplarının 13, öğretmen kılavuz kitaplarının 31. sayfaları imha edile dendi. Bitti gitti. Sorun yok. Nasıl olsa 6. Sınıf çocukları Türkçe dersinin yardımı olmadan da geliştirebilir bu beceriyi.

4. Sınıf sosyal bilgiler dersinde “erkek çocukları okursa kadı, kız çocukları okursa cadı” olur denmiş ama bu pek yetersiz kalmış. Oğlan çocuğu demek yerine erkek çocuğu deme ısrarı garip. Hani kız çocuklarının babası erkek değilmiş gibi bir anlam çıkıyor ya neyse bu sonraki iş. Okuyan kız çocuklarına cadı demek özendirici olmuş biraz. Ama artık kimsenin yapabileceği bir şey yok. Kadınlar, kızlarına cadılığı sevdirmeye başladılar bile. Değerler eğitiminin lafta kalması için gerekenler diğer yönlerden yapılıyor neyse ki.

Misal oğlan çocukları bu değerler eğitimi denilen şeye itibar etmesin diye ayrımı kantinden başlatma iyi fikir. Okul kantinlerinde kız çocuklarıyla oğlan çocuklarının girişini ayıracaksın ki o oğlan çocukları “eline, diline, beline” hakim olmayı küçükten öğrenmeye kalkışmasın. Günümüzde her şey okulda ve ailede öğrenilmiyor. Çevre de bozuyor çocukları. Çevreden gelen kötü etkilerle medeni insanlar gibi davranmaya başlayanlar çıkabilir deyip üniversitede de önlemini alacaksın. İlahiyatlarda sabah bir cinse öğleden sonra öteki cinse verdiğin tefriki tedrisatı, toplu taşımda da sürdürmen lazım. Ayır otobüsleri, vagonları ki ayrımcılık dediğin nasıl olurmuş görüp, parmak ısırsın el alem. Hem çok masraf da gerekmez. Saatte bir otobüs neyine yetmez kadınların? Tıkıştır gitsin. Akşam beşte de bitirirsin servisi. Oh mis! Para çepte, kızlar yurtta. Son servisi kaçıran mı oldu, bir saat beklemeye sabır göstermeyen mi oldu? Kendi bilir diyeceksin.

Eline diline beline hakim olmayı öğrenmesinler diye boşuna mı uğraşmıştın? Biraz pratik yapar insanlıktan uzak kocaman oğlanların.

Not: Yazı iğrenç mi geldi? Neden acaba?


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI