Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Tanrı Dağı ile Hira Dağı arasındaki CHP

Çarşamba, 20 Eylül, 2017
CHP’li Yılmaz Öztürk, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki referanduma itirazlarını açıklarken, “yalnız kalmak”la suçladığı hükümeti Barzani’ye karşı “askeri, siyasi ve ekonomik” paket açıklamaya çağırdı. Yani savaşa. Öztürk’ün üslubu CHP yönetimince onaylanıyorsa, yönetimin çok sözünü ettiği “barış ve huzur”u ülkeye ve bölgeye kim getirecek?

Daha dün sayılmaz belki ama eski de değil, 1 Eylül 2016 Dünya Barış Günü’nde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu söyledi: “Huzur içinde birlikte yaşamak istiyoruz.”

Ve ekledi: “Hepimiz bu ülkede el ele verirsek emin olun barışı, huzuru getiririz. Elin oğlu getiriyor da biz niye getiremeyelim? Onlar barışı sağlıyor da biz niye sağlamayalım?”

Konuştuğu yer, İstanbul Ataşehir’di, 5. Kardeş Kültürlerin Festivali’ni açıyordu. “Çocuklarımıza daha güzel bir Türkiye bırakmak zorundayız” diyordu.

Huzur. Birlikte yaşama. Barış. Kardeşlik. Kardeş kültürler. Ne güzel laflar değil mi? Huzur demek huzursuzluk yok demek, barış demek çatışma yok demek. Barış, huzur, elin oğlu yapmış da biz niye yapmayalım?

‘ÖFKE BELAGATİ’NİN CHP VERSİYONU

Niye yapamıyoruz? Gerekli bir soru, önemli de.

Daha dün, CHP Genel Başkan Yardımcısı konuştu. Öztürk Yılmaz. Konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “dünyada yalnız kaldığını” söylüyordu; herkesle kavgalı olduğunu, nüfusun yarısıyla düşmanlık ilişkisi içinde bulunduğunu filan vurguluyordu…

Aynı konuşmanın içinde savaş istiyordu, hem de 24 saat dolduktan hemen sonra: “Barzani ile anladığı dilden konuşmak gerekir. ‘Bu sevdadan vazgeç’ deyip 24 saat süre vermesi lazım. Eğer geri adım atmıyor ve Türkiye’den giden sesleri ayağının altına alıp eziyorsa o zaman askeri, siyasi ve ekonomik tedbirler içeren bir paket hazırlaması lazım.” Askeri, siyasi ve ekonomik paket, iktidara “siyasal boğma teli” ısmarlanıyor yani.

SANKİ KARŞI OLAN SADECE CHP!

Referanduma karşı olanlar sadece tarihsel “Kürt düşmanlığı” tornasından çıkmış olanlar değil, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB) içinde de itirazlar, yoğun tartışmalar var. Türkiye’den bazı siyasetçiler ve siyasal kurumlar örneğin DBP, örneğin Hatip Dicle taraftar olmadıklarını dile getirdiler. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, IKBY Başkanı Mesut Barzani’ye hitap ettiği mektubunda, dostça uyarıları dikkate alması gerektiğini söyledi. Irak yönetiminden ABD’ye, birçok uluslararası aktör de “Yapma” diyor. Herkesin görüş beyan edebileceği bir alandayız yani; CHP de ilerde devleti yönetmeye aday bir parti olarak bir uluslararası gelişmede görüşlerini açıklar tabii ki, söylemesi bile ayıp. Açıklar da bu ne hiddet, bu ne celal? Bu nasıl bir dil? Bu nasıl bir öfke? Ne oluyor? Sanki Barzani referandumu Ataşehir’de yapıyor da hükümet uyuyor. Hem bu nasıl bir adam ki tek bir anladığı dil var ve dili de CHP’li bir siyasetçi biliyor?

‘ÇÖZÜM’E KİNİN HAFIZASI

Öfkenin önemli bir kısmı da 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce iki yıldan fazla bir zaman gündemde kalan “çözüm süreci” sırasında olan bitenlerle ilgili, IKBY bayrağı kullanılmasına, Barzani’nin alkışlanmasına, Diyarbakır halkını selamlamasına yönelmiş durumda. E sormazlar mı: Barış süreci sırasında olan bitenlere karşısınız, çatışmalara karşısınız, neye taraftarsınız?

Ülkenin cumhurbaşkanını hem “hiç dostu kalmamış olmak”la, hem komşu bir ülke içindeki meşru bir yönetimin lideriyle iyi ilişki kurmakla suçlamak tuhafına gitmiyor mu kimsenin? Erdoğan’ı hem savaş çıkaran adam olmakla suçlamak, hem ondan 24 saat içinde savaşa hazır olmasını istemek ne türden bir siyasal akla tekabül edebilir?

Öztürk Yılmaz isteklerini sıralarken ilginç bir istekte de bulundu: Bir AK Parti milletvekilinin referandumu olumlu bulması çok dokunmuş, hakkında disiplin süreci başlatılması isteniyor; tıpkı iktidar partisinden heyetlerin, sözlerini beğenmedikleri CHP’lilerin hemen cezalandırılmasını istediği gibi. Rakibinize benzeme arzunuzda başarılı olsanız bile orijinal ile taklit arasında tercih yapılacağında hangisi kazanır?

HİSSELİ ÇELİŞKİLER KUMPANYASI

Çelişkinin bini bir para: Hem savaş çıkardın, düşmanlık yarattın diyor, hem savaşa hazır ol diyor.

Hem Musul ve Kerkük’ün zorla “elimizden” alındığını söylüyor, hem o zorun sonucu kurulan “Irak” dışında kimseyi muhatap kabul etmiyor. (“Elimizden alınırken” sadece CHP yöneticisinin mi elinden alındı? Kürt’ün elinden bir şey alınmadı mı?)

Hem referandumun “oradaki Kürtlerle” alakası olmadığını söylüyor, Barzani’nin oyundur diyor, hem yapılmamasını istiyor. (E “oradaki Kürtler”le alakası yoksa, nasıl “Evet” çıkacak?)

Erdoğan düşmanlık yaratıyor da Kürtlerden “oradaki Kürt”, Türkmenlerden “kardeşimiz” diye bahseden bir siyasetçi, en büyük dostluk hasılatı gelecek bir siyasal çiftçilik mi yapmış oluyor? Dört ülkedeki Kürt nüfusunun en büyüğü sizin yönetime talip olduğunuz ülkedeyken, “Kardeş” ve “kardeş olmayan” ayrımı yaparak aradığınız huzuru, barışı ve iyi yönetimi nasıl kuracaksınız? “Huzur içinde birlikte” yaşamak istedikleriniz sadece İstanbul Barosu yönetimi, Barolar Birliği yönetimi ve MHP yönetimi mi? Milliyetçilikte MHP ile yarışmadan sosyal demokrat iddialar kabul göremiyor mu?

MHP KADAR MİLLİYETÇİ, AK PARTİ KADAR MÜSLÜMAN?

Kürtlere ilişkin bir politik gelişmede görüş beyan ederken bu kadar çelişkinin, bu kadar öfkenin hangi huzur ve barışa nasıl katkısı olacak? Şöyle bir geriye dönüp seçim tarihlerine baksanız, Kürtlerden oy alan CHP’nin iktidara yürüyebildiğini, alamayanın muhalefette bile aciz kaldığını göreceksiniz, son kararınız “Kürtlerden oy gelmesin, gerekirse iktidarla el ele savaşa gireriz” türünden bir siyasal basiret mi? Hadi Kürtlere bir vaadiniz yok, kararlısınız, amenna, size umut bağlamış, demokrasiye ve barışa gönül vermiş milyonlarca seçmene, suçladığınız iktidarın şiddet diliyle yarışarak mı umut olacaksınız? MHP’den daha milliyetçi, AK Parti’den daha Müslüman olmanın yolu mu aranıyor? Öyle bir yol yok. Kürtleri, Türkleri Erdoğan’a mahkûm etmenin de başka yolu yok.

Bu şedit dille korumaya çalıştığını zannettiği her mevziyi, her nüfusu kaybetmedi mi CHP?

YAZARIN DİĞER YAZILARI