Musa Özuğurlu
Musa Özuğurlu

Suriye'de umut ve endişe yan yana

Salı, 19 Eylül, 2017
Şam'da sular nihayet duruluyor. Suriye'de artık gelecek konuşuluyor

Suriye’de yeni aşamaya geçiliyor. “Harç bitti yapı paydos” denilse yeridir. Artık evli evine, köylü köyüne (ya da gösterilecek yeni istikamete?) dönecek. Ülke sınırları içinde ise bundan sonra tek olmasa da en önemli başlık, Kürtler ile gelecekte neler yaşanacağı. Bu konuyu ele almadan önce genel durumu çerçevelendirmek önemli.

Geçtiğimiz hafta bulunduğumuz Şam’da hava iyice yumuşamış durumda. Konuşulanlara göre yönetim bundan sonrası için planlarını birkaç nokta üzerine yoğunlaştıracak.

Birincisi çatışmalar sırasında yıkılan yerlerin yeniden imarı. Çin, Rusya ve İran yeniden imar için favori ülkeler olarak görülüyor.

Yeniden imar için pilot bölge Humus. Humus’ta geçmişte çok şiddetli çatışmaların yaşandığı Bab – ı Amr semti için 2013’te bir proje hazırlanmıştı. Bab – ı Amr’da –zaten büyük bölümü harap olan- tüm binalar yıkılacak yerlerine konut, okul, hastane, camii, kültür merkezi, spor alanlarının olduğu modern bir toplu konut projesi hayata geçirilecek.

Humus’un seçilmesinin ana sebebi ülkenin ortasında yer alması ve “devrimin” başkenti olarak görülmesiydi. Humus diğer yandan her anlamda ülkenin “kavşak noktası” olarak nitelendiriliyor.

Çok geniş bir alana yayılan Hasya sanayi bölgesinin de yer aldığı Humus, ülkedeki iki rafineriden birini ve savaş öncesi uluslararası firmalar için de imalat yapan önemli ilaç firmalarını da barındırıyor.

Humus için yapılan projelerin benzerleri Halep, Şam kırsalı ve yıkım oranına göre diğer bazı şehirler için de hazırlanıyor.

İkinci husus ekonomi. Olayların başında 1 Dolar yaklaşık 50 Suriye Lirasıydı. Şimdilerde ise 1 Dolar 500 Suriye lirası ve fiyatlar en az 10 kat artmış durumda.

Bu durum sadece kamuda çalışan sabit gelirlileri değil, evlerinden, işlerinden olmuş milyonları da etkiledi. Olaylar öncesinde Suriye dünyanın en ucuz ülkelerinden biriydi. Ancak şimdi geçim derdi en büyük sorunlardan biri haline geldi.

Ekonomik durum zaten var olan rüşvet ve yolsuzluğu daha da arttırdı. Toplumun en büyük şikayetlerinden birisi yolsuzluk ve rüşvet.

Üçüncü husus siyasi takvim. Karşıtları ve diğer bazı ülkelerin “Esad gitsin” ısrarı zaten zemini olmayan bir istekti. Dünya basınında çıkan haberlerin aksine Esad hiçbir zaman ne zayıfladı ne gidecek gibi oldu. İçeride ve dışarıda herkes artık bu gerçek üzerinden hareket etmeye başlaması malumun ilanından başka bir şey değil. Bu nedenle siyasi artık “resmen” yönetim (Esad) merkeze alınarak yapılacak. Bu zaten yönetimin istediği bir şeydi. Yani “muhaliflerin” ve devletlerin meşru bir yönetimin olduğunu kabul etmeleri ve buna göre pozisyon almaları.

Bundan sonraki takvim yönetimin daha önce ortaya koyduğu plana göre yeni anayasa, yeni meclis, yeni kabine çerçevesinde olacak. “Muhaliflerden” siyasi çalışmalara katılmak isteyen olursa Şam’ın yolunu tutmak zorunda kalacak. Bu da Esad ve mevcut siyasi yapının otoritesinin kabul etmek anlamına geliyor ki yönetim muhalifleri bu çizgiye çekmek istiyordu.

Şam’da asıl soru bu değil ama. “Muhaliflerin” toplumsal zemininin olmadığını, “çocukça” olduğunu yönetim en baştan biliyordu zaten. Ekonomik sorunlar ise belli bir kesimi ezse de savaş ekonomisi kendi kaynaklarını yaratıyor ve insanlar bir şekilde geçinmenin yolunu buluyor. Ülkenin yeniden imarı ise iştah kabartıyor ve “dost” ülkeler başta olmak üzere herkes “yardımcı olmak için” sıraya girmiş durumda.

Asıl (iki) soru Kürt meselesi ve İdlib’teki militanların ne olacağı.

Suriye cumhurbaşkanı yardımcısı Buseyna Şaban’ın “gerekirse savaşırız” ifadesi Kürt yoğun bölgelerde sıcak çatışma olasılığının arttığını gösteriyor.

Yönetim Kürtlerin “doğal” yani kriz öncesi sınırlarına çekilmesi beklentisi içinde. ABD ise Kürtlerin “daha fazlasını” alabilmesi için çaba sarfediyor.

Şam’da görüştüğüm kaynaklar “Kürtlerin hepsi aynı görüşte değil, ayrıca SDG içindeki Arap unsurların çoğu devlet tarafında” diyor ve YPG’nin sayısal olarak SDG’nin şu anda hakim olduğu bölgelerdeki varlığını uzun süre devam ettiremeyeceğini savunuyorlar.

YPG sürecin başında (Halk Savunma Güçleri) adına uygun olarak bulunduğu bölgelerde savunma amaçlı hareket ediyordu. Ancak zamanla ve özellikle ABD’nin müdahaleleri sonrası durum ve daha önce Suriye yönetiminden yardım almakta olan YPG’nin ajandası da buna uygun olarak değişti. Suriye yönetimi YPG’nin savunmadan fethe yönelmesinin “ihanet” olduğu düşüncesinde.

Buseyna Şaban’ın “gerekirse savaşırız” sözü daha önce dikkatli bir dil kullanmaya çalışan yönetim açısından ilk defa bu denli net bir söylem oldu.

Kürtler ile çatışma kaçınılmaz mı? Şam’daki bazı kaynaklara göre belli sınırlar içinde kalınması ve yönetimin kabul edebileceği belli siyasi tanımların Kürtlerce kabul edilmesi durumunda “bütünlüğü bozulmamış” bir Suriye içinde çözüme gidilmesi ihtimali var.

Zaten ne yönetim ne Kürtler aslında diğerini karşısına almak istemiyor.

İdlib ise önümüzdeki kısa sürede kanlı ya da kansız çözüme kavuşacak. Bu, bütün militanların İdlib’ten çıkarılacağı anlamında değil. İzole edilmesi bile şimdilik yeterli görülüyor. Ancak toptan çözümüm sağlanması konusunda son Astana toplantısı öncesinde Türkiye – Rusya – Suriye arasında anlaşmanın kesinleştiği belirtiliyor.

Bu da silahlı militanların önce kendi içlerinde ayrıştırılması -ki bu başladı- ilk adımından sonra isteyen militanların geldikleri yerlere dönmelerinin sağlanması çerçevesinde bir anlaşma. Geçtiğimiz günlerde yaklaşık 10 bin militanın İdlib’ten kaçmaya çalışması ve çözülme haberleri bu anlaşmanın silahlı gruplar içinde nasıl bir etki yarattığını gösteriyor.

TSK’nin sınırdaki varlığını arttırması “müdahale” tahminlerine yol açmıştı ancak buradaki yetkililerden biri “TSK’nin önceliği müdahale değil, Suriye’den kaçan militanların Türkiye içinde başka yerlere sızmadan kendi ülkeleri ya da başka yerlere gönderilmelerini sağlamak için orada” dedi.

Bu ifade “militanların geldikleri yerlere gönderilmesi” konusunda anlaşma sağlandığı haberini destekliyor.

Çözümün silahsız olması bütün tarafların tercihi. Ancak El Nusra’nın İdlib’teki hakimiyet bölgelerinden vazgeçmeyeceği ifade ediliyor. Bu da çatışmaların yaşanmasını kaçınılmaz kılıyor. Bu durumda TSK’nin de El Nusra başta olmak üzere anlaşmaya yanaşmayanlara karşı kısa zaman içerisinde yapılacak “tost harekatında” yer alması kaçınılmaz olur. Kuzeyden TSK güneyden Rusya – İran – Suriye ittifakı.

İdlib çatışmaların yaşanması halinde daha kısa sürede biter. Ama değilse (çatışma olmazsa) uzun vadeli bir planlama ile izole edilecek ve yönetim yerli unsurlar ile anlaşmanın zeminini arayacak. Diğer bölgelerde birçok yerde Rusya’nın da katılımıyla başarı yakalanmıştı. İdlib’te yabancıların dışındaki militanlar için de aynı durum söz konusu olabilir.

Suriye’de artık “bugün” değil “gelecek” konuşuluyor. Görüştüğümüz hemen herkesin anlattıklarından çıkan sonuç bu. Kürtlerin bulunduğu bölgeler dışındaki diğer yerlere “bitti” gözü ile bakılıyor.

Şimdi yönetim de müttefiklerinin de tek siyasi başlığı Kürtler. Yönetim yıllardır birçok konuda yürüttüğü siyasi başlıkta başarı yakaladı. Ancak Kürt başlığı çetrefilli olacak gibi. Tahminde bulunmak kolay değil. Ancak şu ana kadar varılan (diğer) sonuçlara bakılacak olursa bir orta yol bulunması ihtimali hala var. Bu ihtimalin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise devletler dahil tarafların ne kadar ısrarcı olacağı ile ilgili bir durum.


Musa Özuğurlu kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük, muhabirlik, program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen Artı TV’de hafta içi her gün iç ve dış gündeme medyanın yaklaşımını yorumladığı “Medya Kritik” ve iç ve dış gündemin tartışıldığı “Bu arada” haftalık programını sunmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI