Ümit Kıvanç
Ümit Kıvanç

Kim yaptı, bulmak kolay değil

Salı, 19 Eylül, 2017
Bendeniz ‘kim yaptı’ya cevap aramakla meşgûlken, birileri buldu çıkardı: Facebook mesajının sahibi, BBP’liymiş. Üstelik partinin MKYK (merkez karar ve yönetim kurulu) üyesi. Muhittin Açıcı diye biri. Hemen aklıma gelen seçenekler arasında BBP’nin ilk sıralarda yer almayışından ötürü bu partimizin mensupları alınmaz umarım.

 

Bir zat, Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesi sırasında sergilenen dehşet ve utanç verici rezilliği sahiplenmiş, ölen insana hakaret etmiş, onun asla “Türk topraklarında” gömülemeyeceğini buyurmuş filan. Aktarmıyorum, baştan aşağı pespayelik.

Bu pisliği Facebook’ta ortalığa saçmış, Twitter’da aktardılar, okudum, düşünmeye başladım: Kimlerden bu herif acaba?

Nedense, muhtemelen son zamanda gözüme batan performansından ötürü, önce Sinan Oğan geldi aklıma. MHP’nin “alternatif” simâsı, modern-medenî imajlı, “Ağrı Dağı gibi dimdik” şahıs. Acaba mesajı atan kıymetli şahıs onun destekçilerinden biri midir, dedim. Zira Sinan Bey “Türk’ün” üstünlüğünü, seçilmişliğini imâ, bu ülkedeki herkese Türk deneceğini ilan, geri kalan herkesi kahretmeye mâtuf çıkışlarıyla, meçhul bir koridorda, ara yerde kaldığı milliyetçiler kapışmasında sesini duyurmak için sanırım giderek takım elbisesini çıkarıp yerine, sırtına sadak, beline kılıç asabileceği, elinde taşıyacağı gürz yüzünden asortisi bozulmayacak kılıklara bürünecek ve daha çok Suriyeli göçmen ve Kürt aşağılama-sürme edebiyatına yönelecek. İlham verdiği birileri neden Aysel Tuğluk’a ve annesinin cenazesine hakaret etmesin?

Sonra tabiî, kısa süre öncesinin çağrışım kalıntıları nedeniyle Meral Hanım camiası ihtimaline geçtim. Gerçi kendisi muhayyel bir muhalefet cephesinin lider adayı. Mazallah bu bir demokrasi cephesi olabilir diyenler bile var. Kanlı bir tarihten gelen mümtaz simâları, eğer kendileri halen aramızda değilse hatıralarını barındıracağı anlaşılan bu cephe içerisinde, Alevîlere yalnız küfür-hakaret değil başka eylemleri de revâ görmüş, bizzat yürütmüş kimseler bulunuyor. Dolayısıyla hem Alevî hem Kürt bir anne cenazesine onların saygı göstereceğini varsaymamız, iyiliğe de yaramayacak, beyhûde saflık olur. Ama belki Meral Hanım merkez sağ olur, taraftarlarını birilerine böyle şeyler yapmaya teşvik etmez, yaparlarsa “bana onlar yaptı dedirtemezsiniz” filan der.

Sinan Bey’inkiler mi, Meral Hanım’ınkiler mi diye düşünürken, birden başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Hem ayıp etmiş, hak çiğnemiştim hem de caddeyi bırakmış, yan sokakta debeleniyordum. Türevleri düşünüyordum da aslı ilk anda aklıma gelmiyordu: küfürbaz faşistin düpedüz MHP’li olmaması için sebep mi vardı? Sinan Bey’in eli silahlı fotoğraflarına, Meral Hanım’ın uyandırdığı ikbal-istikbal heveslerine rağmen Devlet Bey’e bağlı kalmış bir Alevî-Kürt düşmanıydı belki aradığımız kahraman; olamaz mı? Türk demokrasisinin vazgeçilmez temel direklerinden MHP’nin geçmişi ne Kahramanmaraş’larla, ne Çorum’larla doluydu, doğru dürüst kan bile akmamış bir mezarlık saldırısı mı kabul sınırlarını zorlayacaktı? Gerçi Devlet Bey artık yukarıdan bağımsız hareket etmiyordu fakat birileri ondan bağımsız hareket etmiş olamaz mıydı? Ne de olsa sosyal medya insana gece vakti oturduğu yerden sallama imkânı veriyor ve bir nevi özgürlük yanılsaması yaratıyordu.

Üçünden hangisi, çözemezdim. Bu bir sıkıntıydı elbet. Lâkin adamın aidiyetini daha fazla kurcalarsam bu yazı yüzünden işiteceğim hakaretin bin beterine mâruz kalacağımı hissettim ve sıkıntım arttı. Buca’da faşist grup Suriyelilere saldırdığında, insanlar çoluk-çocuk yollara düşüp kaçmaya çalıştıklarında kınamış, profil fotoğrafında elinde rakı kadehiyle poz vermiş İzmirli sarışın genç kadından, “O kadar seviyorsan al evinde besle!” zılgıtı yemiştim. Başka yazdıklarına baktım, fena halde muhalifti. Bu hanım aklıma başkalarını düşürdü. HDP’ye saldırılar cümlesinden yapılan bir “yurttaş eylemi”nde, geleneksel kılığı şâl û şepikle fotoğrafını paylaştı diye yakalanıp dövülen Kürt adama zorla Atatürk büstü öptürülmüştü. Sakın bu seferki küfür-hakaret de “yaşam tarzı”cı birilerinden gelmiş olmasındı? Musul Başkonsolosluğu’nun DAİŞ’e devir teslimini edâ ve işbu makam mezkûr örgütün elindeyken etraftaki eşyaya zarar gelmemesini ve misafirlerin Ankara ile temasını muvaffakiyetle temin ettikten sonra CHP Genel Başkan Yardımcılığına terfi eden zat, IKBY referandumu vesilesiyle içindeki bütün zehri ortalığa döküyordu da, kendisiyle aynı içten, derinden gelen küçümseme-aşağılama ihtiraslarını paylaşan birileri “Türk toprağı”nı Kürt cenazesine çok görmüş olamaz mıydı? Yukarılarda bir yerde, takım elbiseli, yetkili biri Barzani’yi “bu sevdadan vazgeç”meye çağırır, IKBY lideriyle “anladığı dilden konuşmak” gerektiğini ilan ederse, aşağılarda birileri de bu “anladığı dil”i kendine göre tercüme ve ifade etmez miydi?

Peki ya özellikle geceleri geç saatlerde mümkünse bütün Kürtleri imha etme üzerine fanteziler kuran, devlet yetkilerine sahip ırkçı ve resmî silahlı zevat? Onlar olamaz mıydı? Kimileri MHP’li; Suriye topraklarında askerî harekâta katılan üniformalı görevliler kurt işaretli fotoğraf paylaşıp duruyorlar. Lâkin çoğu “Reis” diyor başka şey demiyor. Kürt illerindeki operasyonlarda duvarlara yazdıkları nefret yazılarıyla temayüz eden “Esedullah Timleri” vs. de “Reis”i kutsuyorlardı. Öldürdükleri adamın cesedini polis aracına bağlayıp arkada sürükleyen ve bunun videosunu çekip paylaşanların ettiği galiz küfürler, bahsettiğim mesajdaki hakaret dozunun bile ötesindeydi. İslâmcıların bir kısmı, el çabukluğuyla takkeden çıkarılan “yerli-millî” formülü sayesinde nihayet rahat rahat ırkçılık yapabileceklerini, sağa sola saldırabileceklerini bilmenin coşkusuyla kendilerinden geçmiş halde. Bu hava içerisinde, “AKP seçmeni” arasından Kürt-Alevî kadının cenazesinin mezarından çıkarılıp Ankara’dan sürgün edilmesini hararetle savunacak, bu vesileyle kin ve nefretini kusacak az kişi mi çıkar? Kurbanların bir dakikacık sessizce anılmasına bile itiraz ederek, yüzden fazla insanı parçalayan bombayı kutsamış güruh, neden o nefret mesajının pek çok benzerini yazacak kıymetli kimseler çıkarmasın içinden? Dini imanı ırkçılık tapınağında bir defa daha kurban ederek?

Ya Osmanlı Ocakları ve toplum hayatımıza mevcut iktidarın armağanı olan buna benzer toplaşmalar? Bu ocakların “kurucu genel başkanı”, saldırıyla ilişkilendirilmelerine bozulduklarını söyledi gerçi. “Cenazeye saldıracak kadar aciz bir medeniyetten gelmiyoruz,” dedi. Sağken saldırırız, ölmesini beklemeyiz mi demek istedi, kemiklerin üzerine hela yaparız’ı mı kasdetti, anlamadım. Şunu da ekledi: “Bizim töremiz bunu yasaklar.” Yasak diye mi saldırılmıyor, acizlik olur diye mi, bu karışıklıkla uğraşmaktansa töremizin neleri yasaklamadığını altalta sıralamayı tercih ettim, iki-üç haftaya tamamlarım.

Osmanlı Ocakları başkanı “biz yapmayız” diyor. Gelin görün ki, içişleri bakanının karakolda birlikte -bu defa Türk bayraksız, slogansız- fotoğraf çektirdiği saldırgan faşist, AKP’lilerle pek sıkı fıkı, partinin bir sürü faaliyetinde, birçok önemli simâ ile fotoğrafları çekilmiş biri. Demek gitse Osmanlı Ocakları’na almayacaklar. “Töremiz uygun değil maalesef,” deyip kapıdan çevirecekler. Olsun. O da Süleyman Soylu ile fotoğrafını gösterir mahallede. Mahalleli zaten alışkanlık edinmiş, karakolun orada takılıyorlar. Neyse, konuyu dağıttım. Osmanlı Ocakları’nı örgütün geleceğini bağlayacak açıklamalardan kaçınmaları konusunda uyarayım. Zira muktedirin kapıkulu cengâverlerinden biri, “Ya Rab”a seslendiği mesajında şöyle diyor: “sen başta Barzani ve Apo olmak üzere referandum ve Bağımsız Kürdistan fikrini destekleyen herkesi kahhar isminle kahr-ı perişan eyle.” Mazallah, kahredilmesi gerekenlerin yakınları da ölebilir, gömülmeleri gerekebilir.

Bendeniz ‘kim yaptı’ya cevap aramakla meşgûlken, birileri buldu çıkardı: Facebook mesajının sahibi, BBP’liymiş. Üstelik partinin MKYK (merkez karar ve yönetim kurulu) üyesi. Muhittin Açıcı diye biri. Hemen aklıma gelen seçenekler arasında BBP’nin ilk sıralarda yer almayışından ötürü bu partimizin mensupları alınmaz umarım. Halbuki Trabzon Alperen Ocakları’nın Hrant’ın öldürülüşüne giden süreçteki rolünü bilmemizden beri kendileri genellikle hiç aklımdan çıkmazlar. Ayrıca Kerkük’ün fethi projeleri nedeniyle son günlerde sıkça haber de oldular. Neyse, nasılsa Kürtlere küfür-hakaret fırsat ve imkânı her zaman var; onlar da başka bir vesile ile bu imkândan yararlanırlar. Muhittin Açıcı’nın nefret mesajının altına biri, “kimi analar it doğurur, kimi analar da vardır ki, yiğit doğurur” yazıp “çözüm süreci diye dayatanlar”dan hesap sormak gerektiğini belirtmiş. Yani Musul Başkonsolosluk Dinlenme Tesisleri’nin eski müdürüyle aynı hisler içerisinde. Bir başka şahıs, Açıcı’nın “asla gömülmemeli (gömülememeli)….” hükmünden sonrasına yol göstermiş: “Denize atılsın”. Macaristan polisinin mültecilere zulmettiği videoların altına “Bravo! Şahanesiniz!” mesajları yazan Polonyalı faşistler de mülteci akınına çözüm olarak böyle bir yöntemi öneriyorlardı. Ama bu defa konu faşistler yüzünden dağıldı, günahım yok.

Kalkıştığım iş saçma. Kürt düşmanlığının parti tanımazlığını kanıtlamaya çalışmak ne fuzulî çaba! Belki de “hayat tarzı” tartışmalarını yanlış yolda, yanlış şekilde yürütüyoruz. Kürtlere hakaret veya beddua edildiğinde bunu kimin yapmış olabileceğini araştırırken memleketin büyük kısmını dolaşmak zorunda kalıyorsak… demek istiyorum yani…

YAZARIN DİĞER YAZILARI