Siyasetin ensestle imtihanı

Cumartesi, 9 Eylül, 2017
Siyasi irade bu ağır suça ilişkin özgün yasal düzenleme yapmadığı sürece, yargı kararlarının adalet sağlamaktan uzak kalacağı açıktır. Nitekim yargı aşamasına gelmiş pek çok ensest vakasının, özelikle fail avukatlarının becerisiyle, mağdurun yaşı büyütülerek cezasız kaldığı örnekler pek çok.

Ensesti günlerdir konuşuyoruz. Basında, halkın gündeminde, sivil toplum örgütlerinde ama hukuk ve siyaset, ensest konusunda üç maymunu oynamaya devam ediyor.

Çocuk istismarına ilişkin TCK maddelerinde ensest kavramı kullanılmayıp, tanım getirilmeden, aile bireyleri ve öğretmen gibi çocuk ve ergen üzerinde otorite sahibi yakın kişiler fail olduğu takdirde cezanın iki katının verilmesi yeterli kabul edilmekte. Oysa tanım getirilse, hukuk literatüründe kavram yer alsa, gerek aileler gerekse sivil toplum çalışanları, ensestle mücadele için sağlam bir zemine kavuşmuş olur. Hukukun tanıdığı, tanımladığı kavram üzerine bina edilecek objektif kriterler geliştirilmeden el yordamıyla yapılan çalışmalar da sonuçları itibariyle toplum genelinden aşırı sert tepki alıyor. Çünkü hukuk, gönüllülerin eline ölçütler vermiş değil.

Nasıl hak ihlalleriyle mücadele, insan hakları hukukunun geliştirilmesiyle sistematik oluşturmuşsa aynı ihtiyaç, ensest için de geçerli. Özellikle ataerkinin hakim olduğu bu topraklarda devlet otoritesiyle (maalesef hâlâ kurtulamadığımız) aile büyüğü otoritesinin bireyler üzerindeki etki gücü bakımından benzerliği malum. Aile içi çocuğun ve ergenin cinsel istismarı, yetişkin birey tarafından –doğal- ebeveyn hakimiyet rolünün kötüye kullanılması. Tıpkı hak ihlallerinin kamu güç ve yetkilerinin kötüye kullanılmasıyla gerçekleşiyor oluşu gibi. Kapalı kutu hükmündeki ailelerin içine nüfuz ederek cinsel istismarı önleyebilecek bir mekanizma ne yazık ki mümkün değil.

Ancak hukuk ve siyaset sessizliğini bozduğunda aile içindeki mağdur bireyler, mağduriyetin toplum desteğiyle aşılacağına dair güven duygusuna ulaştıklarında bitirilebilecek bu lanetli eylemler. Fiziksel ve cinsel şiddete duygusal baskı yani psikolojik şiddetin de eşlik ettiği korkunç sindirilmişlik hali, çaresizlik ve yalnızlık duygusu yaygın ensest mağdurlarında. Hatta aile içinde ensest mağduriyetine tanık olan bireyler de ortak aynı çaresizlik duygusuna. Kapalı kapılar ardındaki bu çaresizlik hali siyasi iradenin suçu. Şiddetle mücadele alanında çalışan kadın örgütlerine gittikleri zaman bile örtülü destek almak isteyenler yaygın. Psikolojik destek talep edenler çoğunlukta. Konuşulur, duyulur, bilinir olmadan kurtuluş umudu yaygın. Keşke ama mağdurların bu arzusunun gerçekleşmesi hukuk ve siyasetin konuşmasına bağlı. Siyasi tartışmalar ve yasal düzenleme gerçekleşmeden mağdurun, sessizce ve kendi başlarına ensest eziyetinden kurtulması mümkün değil.

Şimdiye kadar olduğu gibi yine sivil toplum çalışır bu alanda. Fakat yasal düzenlemeler gerçekleşirse yapılacak çalışmalar toplum nezdinde meşruiyet kazanır. Yani ensestle mücadelenin, çalışma konusunun toplumsal kabulü için gerekli. Ayrıca yapılan çalışmaların daha yüksek sesle dile getirilmesi için dayanak oluşturacaktır, şekillenecek hukuki zemin. O takdirde verilerin açıklanmasında büyük zorluklar yaşanmaz. Ve elbette ensestle mücadele alanında yapılan çalışmalar da eleştirilecekse aynı somut kriterler üzerinden eleştirilebilir. Elimizde şu an psikiyatrinin getirdiği tanımlar var. Bilimsel açıdan yeterli elbet ama bu bilimsel temel üzerinden kurulacak hukuki tanımın varlığı, suç ceza ilişkisini somutlaştıracağı gibi suçun önlenmesi için alınacak koruyucu tedbirlere de alan açacaktır. Bunun için de siyasi irade gerekli.

1960’larda meclis gündemine ensest konusu getirildiği zaman “Türk aile yapısında böyle şey olmaz” denilerek konunun kapatıldığı bilinir. O tarihlerden günümüze kadar pek fazla değişiklik yok, siyasetin enseste yaklaşımında. Mesela Nimet Çubukçu döneminde bakanlığın, bu konuda bir araştırma yaptığı ancak araştırma sonuçlarının, “yayınlarsak toplumda infiale neden olur” gerekçesiyle hasır altı edildiğine dair duyumlar da kulaktan kulağa yayılır. Kimilerinin “nüfusunun yüzde 99’u Müslüman olan ülkemizde böyle şey olmaz” anlayışına sahip olduğu da malum. Basına yansıyan ensest olaylarının bile tartışılmayıp “halının altına süpürülmesi” isteği de yetkili ağızlardan dile getirilir. Eril tahakkümün siyaset ve hukuk diline egemen olduğu pek çok başka ülkede de benzer yaklaşımların görüldüğü gibi.

Siyasi irade bu ağır suça ilişkin özgün yasal düzenleme yapmadığı sürece, yargı kararlarının adalet sağlamaktan uzak kalacağı açıktır. Nitekim yargı aşamasına gelmiş pek çok ensest vakasının, özelikle fail avukatlarının becerisiyle, mağdurun yaşı büyütülerek cezasız kaldığı örnekler pek çok.

Asıl önemlisi siyasi irade ve yasama erki, çocuğun cinsel istismarı suçunun mahiyeti ve sonuçları bakımından en ağır biçimi olan aile için cinsel istismar konusunda yasal düzenlemeden kaçındığı sürece meselenin, yandaşlık karşıtlık ikilemine hapsolması. Muhalif duruş adına, ensest tanımı içerisinde yer almayan kuzen evliliklerini bile aile içi cinsel istismar sayıp, suç oranını yüzde kırk olarak gösterme gayreti çıkıyor karşımıza. Yandaşlık kaygısıyla bu alanda tez yazmış bilim insanının bile, kendi bulgularının da hilafına, kavrama takla attırıp oranı yüzde bir gibi göstermeye çalıştığına şahit oluyoruz.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI