Akşener'in seçmeni mi seyircisi mi çok?

Perşembe, 7 Eylül, 2017
Anketlerden anladığımız kadarıyla, Akşener'in alternatif bir siyasi lider olması fikri, seçmende, iç ve dış kamuoyunda satın alınır hale gelmiş durumda. Bu fikrin alıcı bulması, elbette sadece Akşener'deki "liderlik kumaşına" ikna olmakla ilgili değil. İşin ihtiyaç ve beklentilerden beslenen tarafları da var.

Sıcak yaz ve uzatılmış bayram tatilinin ardından siyasi gündem yeniden hareketleniyor. Erdoğan’ın kendi partisine yönelik başlattığı “metal yorgunluğu” tartışması, CHP’nin adalet yürüyüşü, mitingi ve kurultayı ve Meral Akşener’in parti çalışmalarını başlatması bu hareketliliğin yönü hakkında fikir veriyor. Muhtemelen, yaz aylarında başlayan bu tartışmalar, yakın dönemin siyasi gündeminde daha somut operasyon, eylem ve etkilerle devam edecek. Bu farklı gündemlerin hızla ortak bir zemine doğru ilerlemeye ve hem AKP’de hem de CHP’de “yeni parti” üzerinden hesaplar yapılmaya başlandığının görülmesi Akşener hadisesine daha yakından bakmayı gerektiriyor.

MHP’deki olağanüstü kurultay tartışmaları sırasında olduğu gibi Meral Akşener’in “oy potansiyeli” konusundaki anketler bir süredir yeniden gündemde. Bu anketlere dayanarak yüzde 20-25 civarındaki bir oy oranından bahseden, bu gelişmeden AKP’nin de endişeye kapıldığı kulislerini aktaran haberler yabancı basında bile çıkmaya başladı. Son olarak, bu gelişmeye karşı Tansu Çiller ve Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Yardımcılığı adaylıklarının da gündeme gelebileceği haberi Nuray Babacan imzasıyla Hürriyet gazetesinde yer aldı. Bu kulis haberleri ve anketlerin kuvvetli bir hakikat veya ısrarlı bir manipülasyon olması durumu değiştirmiyor: Her durumda, siyasi gündemin önemli bir aktörü olarak Meral Akşener bahsi kısa bir sürede kapanmayacak şekilde artık açılmıştır. Akşener’in “liderliği” hakkındaki tereddütleri kaldırarak (Koray Aydın’ın katılması) kişisel görünürlüğünü azaltıp, bizzat dahil olmadan kendisi hakkında konuşulmasını izlemesi de bunun göstergesi.

Meral Akşener’in etkili bir siyasi aktör olarak öne çıkması çok uzun bir geçmişe dayanmıyor aslında. Çiller dönemindeki İçişleri Bakanlığı, 28 Şubat sürecindeki “popülerliği” ve daha sonra MHP’ye katılması döneminde lider profilinden oldukça uzak bir siyasi aktördü. Yeniden dikkat çekmeye başlaması, 2012 TBMM Başkanvekilliği sırasında gösterdiği performansla başladı. Bu dikkat çekme 7 Haziran 2015 seçimi sonrasında meclis başkanlığı adaylığının gündeme gelmesi ve elbette bunun Bahçeli’yi rahatsız etmesiyle yeni bir aşamaya taşındı. 1 Kasım 2015 seçiminde MHP’den aday yapılmamasıyla sonuçlanan bu örtülü çekişme, Akşener’in MHP için alternatif lider arayışlarında önemli bir isim haline gelmesine neden oldu. Sonra bilindiği üzere, MHP’nin tartışmalı, davalı olağanüstü kongre süreci başladı. Bu süreç boyunca, zaman zaman birlikte davrandığı diğer ekiplerin tepkisini çekse de, aşırı atak tutumu Akşener’in giderek “lider” olarak öne çıkmasını sağladı.

Anketlerden anladığımız kadarıyla, Akşener’in alternatif bir siyasi lider olması fikri, seçmende, iç ve dış kamuoyunda satın alınır hale gelmiş durumda. Bu fikrin alıcı bulması, elbette sadece Akşener’deki “liderlik kumaşına” ikna olmakla ilgili değil. İşin ihtiyaç ve beklentilerden beslenen tarafları da var. Beklenti tarafında, giderek belirginleşen “sağ bloğun” alternatif gereksinimi önemli bir tetikleyici. Üstelik bu ihtiyaç, AKP’nin siyasi bir varlık olarak devreden çıkmaya başladığı yeni konjonktürde daha da acilleşmiş durumda. Fakat, şaşırtıcı biçimde Akşener’in kuracağı partiye ilişkin beklentiyi asıl besleyen dinamik “sağ blok” dışından geliyor. Türkiye’yi izlemeye çalışan dış gözlemciler, CHP’li hatta bazen HDP ve sol muhalif çevreler bile, “Akşener ne yapabilir” sorusuna iştahla pozitif cevap arayışında. 7 Haziran 2015 öncesinde (ve CHP tarafından sonrasında da bir süre devam ettirilen) AKP’ye oy vermemişlerden yeni bir “siyasi blok” inşa etme iyimserliği, Akşener ile tazelenmeye çalışılıyor.

Akşener’in yeni partisinin başarısı için duacı olanların önemli bir kısmının -anketlerde “oy veririm ” deme olasılıkları yüksek olmakla birlikte- bu partiye oy vermeyeceklerden çıkmasının anlaşılır bir tarafı var. Çünkü, çok partili hayata geçildiğinden bu yana Türkiye’de siyasi denge ve iktidar konfigürasyonları, “sağ blok” oy dağılımı ve sağ seçmenin temsil çeşitliliğine bağlı olarak biçimleniyor. Dolayısıyla, seçmenin ezici ağırlığını oluşturan sağ bloktaki çatlamalar; zaman zaman sert çatışmalar üretse de, “demokratik çoğulculuk” ve sınıfsal talepler için alan da yaratabiliyor. Yani, son beş yıldır süren istikrarsız siyasi dengenin, AKP-MHP koalisyonunun kalıcılaştığı bir atmosferde, yine benzer bir sağ içi temsil krizi ile aşılabileceğini bekleyenlerin tamamen yanlış olduğunu söyleyemeyiz. Sadece, bu konudaki manipülasyonu abarttıkları ve “pozitif sonuç” konusundaki heveskarlıklarını saklayamadıkları için garipsenebilirler.

Peki, ideolojilerin hizmetinde olmak yerine onları sarayda işe alan, siyasi temsil görevi yerine bu alanları rehin almayı seçen kişiselleşmiş iktidar karşısında, içeriden ve dışarıdan gelen bu beklentiler Akşener’in yeni partisini “uçurur” mu? Hem birinci beklenti çevresinden (sağ bloktaki ihtiyaç açısından), hem de ikinci beklenti (muhalefet bloğunu büyütme arzusu) alanından bakarsak çok temel bazı sorular hala güncelliğini koruyor: “AKP’den kurtulmak” seçmen davranışı için öncelikli ve yeterli motivasyon haline gelmiş midir? Sağ seçmen güçlü bir muhalefet bloğu yaratmak için oy verir mi? Talep ve ihtiyaçların değil, itirazların ve şartların ortaya çıkarttığı bir alternatifin söylem ve kadro açısından iktidara adaylığına ikna olunmuş mudur? Bu soruların çoğunun cevabı henüz tartışmasız biçimde pozitife dönmüş değil. Ne “AKP’den kurtulma” ihtiyacının acilleştiren “tehlike sirenleri” çalıyor, ne de beklentileri coşturacak “yeni hikaye” için güçlü sloganlar duyuluyor. Bu yüzden yeni parti taraftarından çok izleyicisi olan bir takım gibi duruyor. Bu durumu hızla terse çevirdiklerinde de sürpriz sonuçlar hiç şaşırtıcı olmaz.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI