Ensest magazin veya şöhret aracı mı?

Çarşamba, 6 Eylül, 2017
Çocuğun, kendisini en güvende hissetmesi gereken evde, kendisini her türlü tehlikeden koruyacağına inanılan kişilerden gördüğü cinsel şiddet karşısında ne denli çaresiz olduğunu anlayabiliriz. Sosyolojik, kültürel, ekonomik, hukuki açılardan tonla engeli de bu iç engellerin üstüne bindirdiğimiz zaman cinsel şiddet türleri içinde mücadele edilmesi ve önlenmesi en zor alan oluşunun nedenleri ortaya çıkar.

Ensesti tabu olmaktan çıkarıp, konuşulur kılması bakımından magazine çok şey borçluyuz belki. Diğer yandan cinsel şiddetin bu denli önemli ve başa çıkması en zor biçimini, magazinel boyuta, sansasyonel iddia ve çarpıtmalarla seviyesiz ağız dalaşına hapsetmesi riski de var. Ensestin konuşulmaması kadar bağlamından koparılıp magazin boyutunda konuşulması da şiddetle mücadeleyi zorlaştıran etkenlerden.

Cinsel şiddet, şiddet türleri içerisinde mağdur açısından şikayetle ilanı en zor olan. Uzun yıllar süren kadın mücadelesiyle artık şikayeti ve cezalandırılması biraz daha mümkün olsa da cinsel şiddetle uğraşan herkesin teslim ettiği gerçek şu ki bildiğimiz sadece buz dağının görünen kısmı. Cinsel şiddet mağdurları hâlâ suçlunun cezalandırılması için gereken ilk adım olan şikayeti gerçekleştirmekte çok zorlanıyor. Topluma güvenmediğinden; yargıya güvenmediğinden; böylesi bir saldırıyla onurunun çiğnendiğini itiraf etmenin içsel zorluğundan; salt anlatarak bile aynı travmayı ikinci defa yaşama endişesinden ve daha pek çok nedenden hâlâ cinsel saldırı suçlarının pek azı yargıya intikal ediyor. Yargıya intikal edenlerin de pek azı hak ettiği cezayı alıyor. Hal böyleyken ensest gibi cinsel şiddet türleri arasında neredeyse konuşulması bile tabu haline getirilmiş yakıcı bir konuda şikayetin yani suçun ilanının ne denli zor olduğunu gelin bir düşünelim.

EVİ, ÇOCUĞUN SIĞINAĞI AMA…

 

Dört yaşında ensest mağduru bir kız çocuğunun, anaokulunda, evinizin resmini çizin ödevi için yaptığı resim

Dört yaşında ensest mağduru bir kız çocuğunun, anaokulunda, evinizin resmini çizin ödevi için yaptığı resim

Ensest konusunda üzerinde uzlaşılmış tek bir tanım yok. Hukuk ve psikolojinin tanımları farklı diyor, A. Ufuk Sezgin, Mor Çatı Yayını, 1998 tarihli “Geleceğim Elimde” isimli kitabın ilgili bölümünde. Bölüm adı “Aile içinde çocuğun cinsel tacizi: Ensest.” Ebeveyn figürü olarak anlaşılan baba, dede, amca-dayı, ağabey tarafından cinsel saldığı gerçekleştirilen evlerde genellikle fiziksel şiddetin de yaşandığı belirtiliyor. “Tacizciler, cinsel şiddet uygulayacakları mağduru, zorbalıklarıyla sindirir, korkutur, ölüm veya cezayla tehdit ederek iyice savunmasız hale getirirler. Bunların hiç biri olmazsa duygusal olarak baskı uygularlar.” Ensest dediğimizde bir evde bir veya daha çok çocuğun maruz kaldığı bu hayatı zihinlerimizde canlandırma hiç zor değil. Kitapçıkta belirtilmemiş olmasına rağmen duygusal baskıyı da “annesini/kardeşini kurtarma sorumluluğu yüklenmesi” şeklinde anlamak gerekiyor. Çocuğun, kendisini en güvende hissetmesi gereken evde, kendisini her türlü tehlikeden koruyacağına inanılan kişilerden gördüğü cinsel şiddet karşısında ne denli çaresiz olduğunu anlayabiliriz. Sosyolojik, kültürel, ekonomik, hukuki açılardan tonla engeli de bu iç engellerin üstüne bindirdiğimiz zaman cinsel şiddet türleri içinde mücadele edilmesi ve önlenmesi en zor alan oluşunun nedenleri ortaya çıkar. Nitekim bırakınız çocuğun çaresizliğini, bırakınız ilk anda kolayca suçlamayı adet edindiğimiz annenin çaresizliğini, son günlerde köşe yazıları bile ensestle mücadelenin kadın ve çocuk açısından zorluğunu gösteren ibretlik örnek sundu bize.

BİR KADIN YAZDI ANINDA DÖRT ERKEK SAVUNMAYA GEÇTİ

Tabii “en iyi savunma saldırı” mantığıyla döşendi köşe yazıları. Yuh çekmelerle, Melis Alphan’ın gazetesi işaret edilerek “kendi ailesindeki oranı” sormalar seviyesizliğine düşenleri, ağza almaya değmeyeceği için ait oldukları çöplüğe bırakalım. Diğer ikisi üzerinde biraz konuşmayı hak ediyor. İlk olarak Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, konuya mantıklı ve hakkaniyetli yaklaştığını düşünüyorum. Beni de rahatsız eden “ensesti muhafazakar ailelerle” iliskilendiren ve ne dediği de tam anlaşılmayan yuvarlak ifadeler, Gergerlioğlu’nu da rahatsız etmiş. Siyasal kamplaşmayı tanımlayan bir yanıyla algılayarak konunun siyaset ve ideolojler üstü mücadeleyi gerektirdiğini belirtmiş ki çok yerinde bir tespit. Ancak yüzde 40 oranına itiraz ederken dile getirdiği, bilimsel ölçüt beklentisi, konunun çok uzağında kalmaktan ileri geliyor sanırım. İnsan hakları savunusu ve devlet şiddetine karşı çıkarken geliştirilen prensipler cinsel şiddetle mücadeleyi hele de ensestle mücadeleyi kapsamıyor maalesef. Yapılan anketlerin sunulması vs. mümkün değil.

Tahmin edileceği gibi kapılar çalınarak yapılmıyor bu anketler. Kliniklere başvuranlar, sivil toplum örgütlerinden yardım isteyenler ve yargıya intikal etmiş dosyalarla sınırlı ulaşılabilecek rakamlar. Ülkemizde hukuk ensesti tanımlamadığı, akademi bu alanda bilimsel bilgi üretmediği ve siyaset sorunu hiç konuşmamayı tercih ettiği için kadınların çabası, el yordamıyla ilerleyerek mağdura destek sunabilmek üzerine. 2011 yılında TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, ensesti araştırmak için bir alt komisyon kurma kararı almıştı. Alt komisyonun kurulacağı açıklandı ve ertesi gün kararın iptal edildiği bildirildi. Bir gecede değişti her şey. Siyasi irade toplumun ve ailelerin ensest konusundaki suskunluğunu meclise taşımış oldu. İşte böyle zor bir alanda ilerlemeye çalışan kadın derneklerinden, bilimsel kriter istemek haksızlık. Ölçüt geliştirecek uzun ve kapsamlı ortak çalışmalar şurada dursun bakın konu dile geldiğinde bile yazar ve yazarın atıf yaptığı Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) ile başkanı Canan Güllü bunca saldırıya maruz kaldı.

Diğer yandan Sevgili Canan ile görüşmemde mesela “muhafazakar aile” ifadesini kesinlikle dindar kesimi tanımlamak için sosyolojik manada veya iktidara yakın çevreleri işaret edecek siyasi kavram niteliğinde kullanmadığını öğrendim. Mealen “kendi içine kapalı, çevresiyle sosyal ilişkiler kurmaktan kaçınan aileler” ensestin görüldüğü aileler olarak tanımlanmak istenirken muhafazakar kelimesiyle ifade edildiğini belirtti. Gerek kendisinin röportajlarında gerekse Melis Alphan’ın yazısında bu kadar bariz hata yaparak bunca siyasallaşmış bir kavramı tercih edişi, şiddetle mücadele açısından toplumsal kesimlerin ortaklaşmasını önleyen vahim bir hata olmuştur. Eğer reklamın iyisi kötüsü olmaz, konu gündemde olsun yeter bakış açısına sahiplerse o da sorunun bir diğer boyutu olarak ayrıca tartışmayı gerektirir.

Yüzde 40 oranının netliğini ise TKDF, şu saate kadar açıklama yapmadığı için bilemiyoruz. Dile gelen oranın neyi ifade ettiğini izah edecek bir açıklama gelirse tekrar konuşmak üzere şu an için Sevgili Canan Güllü’ye vahim bir hata yaptığını söylemem gerek. Hata oranda değil. Bu rakamın neyin oranı olduğu, neye göre ölçüldüğü ve nasıl hesaplandığı izah edilmeden oran açıklanması hata olan. Türkiye Ensest Atlası gibi kocaman bir isimle ve söylendiğine göre yedi yıllık çalışmayla, Finlandiya Büyükelçiliği’nin fon ve raporlama desteği de alınarak yapılmış bir çalışma topluma duyurulacaksa bütün veriler sunulur. Sunulamayacaksa duyurulmaz. Ensest kurbanlarının sessizliğe mahkum edilmesi kadar sorunlu bir yaklaşım, çalışmanın bütünü ortaya konmadan yüzde 40 oranı ve muhafazakarlık kavramıyla ilanı. TKDF tarafından Ensest Atlası gibi havalı bir isimle yayınlanan kitapçık ise konunun uzmanı olarak sunulan kişilerin bir atölye çalışmasına ait teorik tartışmaların özetinden ibaret. Çalışılması da açıklanması da zor bir alanda kocaman isimle teorik toplantının özetini sunarak daha fazla zorlaştırmanın hiç gereği yoktu.

Yazıyı çok uzattığımın farkındayım ancak bir de Medaim Yanık ve yazısı hakkında iki kelam etmeden bitirmek olmaz. Konunun uzmanı olarak, ensesti gayet güzel tanımlayıp kendi akademik bulgularını dile getiriyor, Medaim Yanık da. “Benim uzmanlık tez çalışmamda, psikiyatri polikliniğine başvuran kadınların yüzde 13.3’ü ensest yaşantısı bildirdi.” Diyerek konuya ilişkin çok önemli bilimsel tespit sunuyor. Bu ifadenin öncesinde de yüzde 40 oranının dayanaksız olduğunu belirttikten sonra veriyor yüzde 13,3 oranını. Başvuran kadınlar arasında dediğini de yazalım aklımıza. Ve paragrafın sonundaki şu satırları okuyalım: “Eğer toplum genelinde ensesti en geniş kullanımıyla düşünürsek, rakamın yüzde 1 ile yüzde 10 aralığında olduğunu söylememiz gerekiyor. Maalesef tam rakamı gösterecek yeterli güvenirlikte veri yok. Eğer ensesti baba – kız veya kardeşler arası tamamlanmış cinsel ilişki olarak en dar anlamında tanımlarsak, bu sefer rakamın yüzde 1’ler civarında olduğu söylenebilir.”

Ne yaptın hoca, deriz hep birlikte. Sadece kadınların başvurucu olduğu durumda bile yüzde 13,3 bulduğun bilimsel çalışmaya sahipsin. Ensest kurbanlarının sadece kız çocukları olmadığını benden daha iyi bilecek olansın. Tahmin edilebileceği üzere, bekaret ve hamilelik gibi suçun açığa çıkmasını ve failin yakalanmasını kolaylaştıran unsurlar olmadığı için aile içinde ve dışında çocuğun cinsel istismarı açısından oğlan çocukları, kız çocuklarından çok daha korunaksız. Zannedildiğinden çok daha fazla oğlan çocuğunun ensest kurbanı olabileceği gerçeğini alanın uzmanı nasıl göz ardı eder? Neye göre o kocaman bilimsel edayla bir anda oranı yüzde 1 ila 10 arasına çeker, yazıda izahı yok. Bir sivil toplum örgütünü bilimsel dayanaktan yoksun olmakla suçlarken olsun kendi sözüne bilimsel dayanak getirmeli değil miydi? Tuhaf. Bir başka tuhaflık da üveyler dahil olmak üzere tanımlanan ensest fiilini sırf hiçbir bilimsel kanıt sunmadan yüzde 1 tahminine çekebilmek için baba ve kardeşe indirgemesi kadar gerçek dışı yaklaşım olamaz.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI