Aydın Selcen
Aydın Selcen

Mezbaha 694

Çarşamba, 30 Ağustos, 2017
CHP, hücuma çıkarken kaptırdığı toplardan da, yan top, duran top ne varsa hepsinden golleri yiyedursun Ankara’da hayat aktı. 'Sarı inek’ten tutun, "o ilk arkadaşı dövdürmeyecektik"e çok süslü söz var da buraya koyulacak, geçti o işler. Batıyoruz. Keman çalmanın sırası değil. Ülkemiz yanarken saçlarımızı taramayalım. Daha nasıl anlatayım? İşte OHAL koşullarında 694 no.lu mezbahanın kapısında gözlerimizi kırpıştırarak bekleşiyoruz.

“Mezbaha 5” Kurt Vonnegut’un kitabıydı değil mi? Okumadım ama adı aklımda kalmış. Geldik 694 no.lu mezbahanın kapısına dayandık boynuz boynuza. Meleşiyoruz kendi aramızda. Bıçağı yalayanımız da var mıdır? Vardır. Malum helal kesim.

Ana muhalefetin (benim de acizane katıldığım) Adalet Yürüyüşü ve Mitingi’nin gerisini nasıl getireceği merak konusuydu. Yakın zaman önce annesini kaybeden ve acısını hem yürek burkan hem her zamanki gibi ufuk açan satırlarıyla Diken’de paylaşan değerli dostum anayasa hukukçusu Murat Sevinç “forum” önerisinde bulunmuştu.

Hani zeytinlikler için, Cerattepe için, Soma için, Sur için vb. Derdi olanın derdini anlatacağı. Bu ona mı tekabül etti sanmam. Çanakkale Kurultayı anlaşılan CHP’nin kendi parti kadrolarını hak ve özgürlükler, yerinden yönetim, çoğulculuk gibi kendilerine yaban, düşman gelen konularda bir nebze eğitme, alıştırma toplantısıydı. Biraz da Malazgirt’e yanıttı. İyi, güzel, hayırlı olsun.

Meğer Çanakkale’ye Murat Sevinç davetliymiş, sevgili Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Topuz da. Cenk Yiğiter de varmış, bazı insan hakları savunucuları da. Veli Saçılık, Levent Gültekin de var resimlerde. Rıza Türmen, Nesrin Nas da. İrfan Aktan neden çağrılı olduğu halde gitmediğini bence çok güzel yazdı. Kürt hissetmek için Kürt olmak gerekmiyor, okuyan anlıyor.

Her neyse, on beş bin kişinin katılımıyla üç bin kişinin konakladığı organizasyon döndü dolaştı üç bira kutusuna geldi çakıldı. Yok efendim, çok içerikli çalıştaylar varmış da, Kürt sorunu başlığı yoksa da içerikte konuşulmuş. Zaten içeriği, kimin ne dediğini bilemiyoruz ki, kasten mi saklandı nedir anlamak mümkün değil. Herkes birbirine “sen programı gördün mü?” diye soruyor. Neden? Çünkü önce “bildirge” (sihirli sözcük) yazılacakmış. Bunlar klasik Ankara dernekçilik oyun havaları.

Üstelik Sayın Bülent Tezcan, Sayın Akif Hamzaçebi ki her ikisi de şüphesiz TBMM’nin saygıdeğer, ağzından çıkanı kulağı duyan milletvekillerinden, bunun için sözcüklerimi seçmeye çalışıyorum, ama nereden baksanız öyle ipe sapa gelmez üslupta açıklamalar yaptılar ki gel çık işin içinden. İletişim stratejisi sıfır.

Yoksa denizi geçip, “votka mı dersiniz şarap mı dersiniz” deresinin sığ sularında nasıl boğulurlardı? Ama boğuldular. Daha doğrusu kendilerini boğdurdular. Kimse celallenip “aslanı çakala boğdurmam” demesin. Bugünün dünyası böyle. Fanilayla Kılıçdaroğlu’nun kazandığını, fanilayla Çanakkale yolunda fotoğraf çektirerek harcadıklarının farkına varamayanlar gibi. Yahut kahvaltıda yan yana dizilip dua eden resim vermekle olmayacağını bilmemek gibi.

CHP, hücuma çıkarken kaptırdığı toplardan da, yan top, duran top ne varsa hepsinden golleri yiyedursun Ankara’da hayat aktı. ‘Sarı inek’ten tutun, “o ilk arkadaşı dövdürmeyecektik”e çok süslü söz var da buraya koyulacak, geçti o işler. Batıyoruz. Keman çalmanın sırası değil. Ülkemiz yanarken saçlarımızı taramayalım. Daha nasıl anlatayım? İşte OHAL koşullarında 694 no.lu mezbahanın kapısında gözlerimizi kırpıştırarak bekleşiyoruz.

Yeni sistemle başkanlık seçimi 2019’da olmayacak. Başkanlık seçimi özellikle ekonomik koşulların zorlaması ne zaman ağırlaşacaksa o öngörülerek Erdoğan ne zamanı uygun görürse o zaman olacak. Seçime OHAL’de muhaberat devletinde uygun adım gidiyoruz. Buna karşı ne yapıyoruz, ne yapacağız ? Eğer CHP kimlikçilikten kaçınmak kisvesiyle kimlik saklamaya, kaçak dövüşe devam ederse şimdiden söyleyelim şansı yok. Şansı olacaksa, zamanı yok.

CHP, Çanakkale Kurultayı’nı tanıtamadı, olumlu içeriğini eşanlı kamuyla paylaşamadı, manşetlere hükmedemedi, gündemi belirleyemedi, siyaseten kendi tabanını ortada bırakır izlenimi verdi, iktidarın hak ve özgürlükleri keyfi biçimde askıya alışına, kültürel hegemonya dayatmasına cılız bir yanıt bile veremedi. Üstelik bir sonraki adımı nerede, nasıl atacak onu da (henüz) açıklayamadı.

Şimdiye dek oyunu mahkum oynayan CHP Ankara’ya bir an önce döner 694’e ve OHAL’e yönelik sıkı, çoğulcu, cümbüşlü, vizyoner muhalefete başlayabilirse ne âlâ. Her şeyi sırayla peyderpey yapma lüksü yok ana muhalefetin. Tarihsel ölçekte dönüştürücü nitelikte yıkıcı olaylar çığ gibi üzerine geliyor.

Son kere Ankara’nın güzide şarkıcılarından Oğuz Yılmaz’la deneyeyim meramımı muhterem ana muhalefete anlatmayı: “alo tıh tıh, eyi günler…


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI