Uzun demir borular

Perşembe, 24 Ağustos, 2017
Birisi kolumdan tutup beni kenara çekti. Aralarında konuştular. Çok duyamıyordum, polis sirenleri ve naraları birbirine karışıyordu. Yüzlerinde maskeleri vardı çiftçilerin. Duysam da fark etmezdi, Korece bilmiyordum. Bu gece ortak bir dil konuştuğumuz kimse yoktu yanımızda ama fark etmez aynı taraftaydık polislerin saldırdığı. Kolumu tutan çelimsiz çiftçi çekti beni. Ayrıldık diğerlerinden. Bir arka sokak geçtik. Bir evin kapısından girip arka duvarından atladık. Atlarken zor oluyordu...

Geceydi. Hepsinin elinde uzun demir borular vardı. Bende bir kamera, basit, ikinci el almıştım Doğubank’tan, çok emektardı, birlikte suya dalmış, paraşütle atlamış, cezaevine girmiştik ve bir sürü şey daha. Uzun demir borularla birden koşmaya başladılar, ben de kamerayla. Dikkatli koşmak gerekiyordu. Sağda solda uçuşuyor gibiydi demir borular, bazen kameranın kadrajına giriyor, bazen çıkıyordu. Koşarak önünden geçtiğimiz sokak lambaları arkasına denk gelince şöyle bir parlıyorlardı.

Kore’ydi. Polis otobüsüne doğru koşuyorduk. Durur durmaz yanında olmak istiyordu ellerinde uzun demir borularıyla çiftçiler. Polis otobüsünün kapısı açıldı ama geç kaldılar. Bir, iki tanesi bile inemedi. Demir borular onların plastik kalkanlarını kırdı. ‘Çotanak’ gibi bir karikatür sesi çıktı yine ve içi boş bir şey gibiydi, bu ses tarifini daha önce de yazmıştım. Önden inen iki polis geri kaçtı. Otobüs içindekiler, plastik kalkanları, uzun sopalarıyla polisler, birbirlerine iktidarlarını toslaya toslaya, otobüs koridorunda sıkışıp kaldılar, inemediler.

Uzun demir borular bu sefer polis otobüsünün camlarını koruyan ızgaraları hedef aldı. Tarlada çalışır gibi sakindi çiftçiler ya da o kadar kızgın. Birkaç yerden kanırtıyorlardı ızgaraları. Otobüs daha dayanıksız çıkıyordu genellikle. Borunun yaslandığı yer yamuluyordu. Sağlam araba yapıyorlardı Koreli işçiler ama oldukça kızgındı Koreli çiftçiler. Bir sonraki kavşakta toplanmış polisler, kalkanlarını yan yana dizip, bir Roma ordusu gibi yaklaşıyordu. Bağırıyordu polisler, bir yandan kendilerine cesaret vermek istiyorlardı galiba. İktidarın yanında olanların kaybedecekleri şeyleri vardır her zaman ve biraz şartlar eşit gibi olduğunda korkarlar mutlaka. Ancak sürü halinde olduklarında kendilerini iyi hissederler. Bir belgeselde seyretmiştim, İngilizce bir üst ses olan belgesellerdendi, son zamanların hızlı çoğalan canlılarını anlatıyordu.

Çiftçiler ve demir borularıyla yine koşmaya başladık. Bu sefer ters istikamete doğru. Polisler homurdanarak geliyorlardı. Otobüste iktidar sıkışması yaşayanlar da aşağı indiler. Birkaç tanesi peşimizden koşmaya çalıştı. Genç ve atak olanlardı ama birkaç çiftçi durakladığında geri kaldılar. Sadece son yılda yüzden fazla küçük çiftçi iflas ettiği için intihar etmişlerdi. Biraz zor korkuyorlardı.

Birisi kolumdan tutup beni kenara çekti. Aralarında konuştular. Çok duyamıyordum, polis sirenleri ve naraları birbirine karışıyordu. Yüzlerinde maskeleri vardı çiftçilerin. Duysam da fark etmezdi Korece bilmiyordum. Bu gece ortak bir dil konuştuğumuz kimse yoktu yanımızda ama fark etmez aynı taraftaydık polislerin saldırdığı. Kolumu tutan çelimsiz çiftçi çekti beni. Ayrıldık diğerlerinden. Bir arka sokak geçtik. Bir evin kapısından girip arka duvarından atladık. Atlarken zor oluyordu. Benim elimde kamera vardı, onda demir boru, uzun. Naralar duyulmuyordu artık, sirenler uzakta kaldılar.

Bir kamyonete bindik. Kameradaki kaseti çıkartıp sakladım. Çekimleri polise kaptırmak istemiyordum. Arabanın içi karanlıktı. İlk far ışığında gördüm ikimiz de ter içindeydik. Bir başkasında gördüm sol kolu kanamıştı. Koltuğun arkasına koyduğu uzun demir boru şaseye çarpıyordu. Bir diğer farda maskesini çıkardı. Güldü. Kadındı.

Yarım saat kadar sonra onun evinde. Ortaokula giden kardeşi İngilizceye çeviriyordu dediklerini. ‘Misafirsin karnın aç, olur mu?’ diyordu kadın. Masada 11 küçük tabakta, 11 çeşit yemek vardı ve biraz önce kavgasını verdiğimiz pirinç…

YAZARIN DİĞER YAZILARI