Musa Özuğurlu
Musa Özuğurlu

For Your Information - İyi Düşün Taşın

Salı, 15 Ağustos, 2017
Romalılar Akdeniz’e “Mare Nostrum” derlerdi. “Bizim Deniz” yani. Akdeniz gerçekten küçük. Ezgiler İspanya’dan Mısır’a, Lübnan’dan Türkiye’ye çabuk ulaşıyor, arada bir yolunu şaşırıp uzaklarda "eloğlundan" kıymet görmese de kendi coğrafyasını buluyor. Ah bir de piyasa kurtları şu “çalma” huylarından bir vazgeçebilse! En azından ilkel milliyetçi güruh gezegende yalnız olmadığımızı bilir, saygıyı geçtik, başkalarının da üretebildiğini öğrenir belki.

Kürt müzik grup / şarkıcılarından intihal tartışması sürüyor ya. “Ganimetlerimiz” ortaya dökülmeye başladı.

Yıllar önce Moğolların davulcusu merhum Engin Yörükoğlu’nun mekanında gittiğim müzik kursundaki Berklee mezunu ünlü müzik adamı öğretmenimiz “İstiklal Marşı, anonim İspanyol halk şarkısıdır” demişti.

Yok artık! diyeceksiniz biliyorum. Ünlü müzik adamını geçtiğimiz günlerde arayıp buldum ve bir telefon görüşmesi yaptık. Yanlış hatırlıyor olabilirdim çünkü. “Esinlenme” deyip konuyu yanlış hatırlıyor muyum diye sordum. “Esinlenme falan değil, birebir aynısı. Bu konuyu daha önce gündeme getirmedim, zaten saldırı altında olan birçok değer var, bunu da gündeme getirmek sadece zarar verir” dedi.

Yurt dışındayken duyduğunda şok geçirmesine sebep olan orijinal kaydı o zaman plaktan kasete aktarmış, aradan geçen uzun yıllar içerisinde şimdi artık o kayıt elinde yok. İspanya’da yapılacak uzun bir arşiv taraması ormanda ağaç aramak gibi olur artık. Tartışmalara pozitif katkı kültürümüz sıfırlandığı için anlamı da yok zaten.

Bu iddia İstiklal Marşı’ndaki prozodi hatalarının nereden kaynaklandığı konusunda da fikir veriyor. Tablo hiç de uygun olmayan bir çerçeveye uydurulmuş gibi.

Asıl konumuz İstiklal Marşı değil tabii.

1970’lerde Bob Marley and the Wailers ile birlikte Reggae müziği dünyayı kasıp kavuruyor. Müzik yapanların birbirleri ve akımlar ile etkileşim içinde olmaları son derece doğal. Öyle ki Led Zeppelin bile (Houses of the Holy albümündeki D’yer Maker parçası) Reggae yapmış bir parçasında.

Eh bu kadar etkili olmuş bir akımın Türkiye’deki müzik insanlarını da etkilemesi doğal bir durum.

Orhan Gencebay’ın müzik altyapısının çok iyi olduğu söylenir. Müzisyen Nejat Alp Orhan Gencebay’ın Batı müziğini çok iyi takip ettiğini anlatmıştı.

Ben “Hatasız Kul Olmaz” ile Bob Marley’in “I Shot The Sheriff” parçası arasında bağ kurarım. Marley’in parçasının çıkış tarihi 1972, Gencebay’ınkinin ise 74’tür. Reggae ritmi ile bizdeki “kostak ritmi” birbirine yakın diye mi acaba? Ama iki parçadaki yürüyüş bir yana şu kısımları (Marley 0:46) ve (Gencebay 0:59) karşılaştırdığımda benzerlik ritmin ötesine taşıyor gibi geliyor bana. Deli saçması deyip geçelim.

Bu esinlenmeler yadırganmalı ya da kınanmalı mı? Bu ayrı bir tartışma. Mesela “Tanrı Misafiri” gayet güzel yorumlanmıştır bence. Ebru Gündeş’in tarzından bahsetmiyorum tabii, Ajda Pekkan parçayı alıp yeniden yazmıştır adeta. Orjinali Feyruz’un olan parçanın adı “Arının Yolu” diye çevrilebilir. Feyruz parçayı adına ve sözlerine uygun okumuş.

Ortadoğu – Türkiye müzik alışverişi bu parça ile sınırlı değil elbette. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’de yaşayan Araplar “titreyip kendilerine dönmesin” diye olsa gerek sokaklarda Arapça konuşulmasının yanı sıra ortalığı kasıp kavuran Mısır filmlerinde Arap müziği olan kısımlar sansürlenmiş ya da parçaların olduğu yerlere Türkçe sözlü müzik monte edilmesi gibi siyasi ucubelikler de sergilenmişti.

Ama aynı sistem “çalıntı” müziğin piyasada kullanılmasına ses çıkarmamış ve onlarca parça dinleyiciye babamızın malı gibi satılmıştı. Telif haklarının tek şartı parçanın orjinalinin gerçekte kime ait olduğunun yazılmamasıydı. Alimallah, Türk milleti o parçaların dejenere Batı’dan, bir hacı fışfıştan ya da Kürt’ten (ç)alındığını bilseydi toplumsal bunalım yaşayabilirdik.

Yıllar içinde telif mahzurundan arındırılmış yüzlerce parça başarıyla halka sunuldu. “Ada Sahillerinde Bekliyorum”dan başlayın bir zamanlar yüz binler satan parçalara, plaklara; Orhan Gencebay’dan Müslüm Gürses’e, Erkin Koray’dan İbrahim Tatlıses’e kadar geniş bir yelpazedir bu. Bu saydıklarımızın yanında saymadığımız onlarca kişi içinde Ferdi Özbeğen en başarılısıydı. Yeteneğini “Feyruz madenini” keşfetmekle göstermişti.

Telif hakkı tartışmaları bir yana Türkçe versiyonunu başarılı bulduğum bir parçanın ve grubun hikayesi var aşağıda:

Hikayemiz 1960’ların başına gidiyor.

Batı müziği 1960’lardan başlayarak Lübnan gençliğini de fethetmişti. Beatles, Rolling Stones, Deep Purple, Led Zeppelin… Öyle ki 1978’de biletleri beş saat içinde tükenen Rolling Stones konseri iptal edildiğinde Beyrut günler süren şiddetli gösterilere sahne olmuştu. Bu gösterilerin İsrail – Lübnan rekabeti göz önüne alındığında politik yönünün olduğunu da gözardı etmemek lazım elbette.

Lübnan o yıllarda da bugünlerden aşina olduğumuz yüksek tansiyonlu günler yaşıyorken diğer yandan eğlence hayatı sürüyordu. Bu linkten izleyebileceğiniz reklam filmi o dönem hakkında fikir verebilir. Siyasi atmosferden kaçmak isteyen gençlerin sığınağı ise rock müzikti. Gençler James Dean gibi jean giyiniyor, Elvis saçları ile “kız tavlamaya” çıkıyorlardı.

Bu hava içinde siyasete uzak kalmak isteyen bir Müslüman üç Hristiyan genç müzik yapmak için 1962’de bir araya geldi ve Cedars (Sedirler) grubunu kurdu.

Önceleri bir müzisyenle “Top 5” adını kullanan grupta Zuheyr ‘Zad’ Tarmush davul, Joseph ‘Joe’ Shehadeh gitar, Albert ‘Al’ Haddad gitar ve Raymond ‘Ray’ Azuri bas gitar ve harmonika çalıyor Shahade ve Azuri vokal yapıyorlardı.

Grup kısa sürede eğlence mekanlarının vazgeçilmezi oldu. Öyle ki o dönemde meşhur El Hamra sinemasında Beatles’ın “A Hard Day’s Night” filminin her gösterimi öncesinde konser veriyorlardı. Saç ve giyim stilleri nedeniyle kendilerine “Lübnan’ın Beatles’ı” deniliyordu.

Ünü kısa sürede Lübnan dışına taşan grubun rock müziğin kalbi İngiltere macerası 1967’de başladı. Grup üyelerinin yakın arkadaşı, babası İngiliz annesi Lübnanlı Richard Howes grubun Decca (müzik şirketi) ile anlaşma yapmasını sağladı. Şirket grubun Batı taklidi yerine “Arap motifleri ile” müzik yapmasının ticari açıdan daha başarılı olacağını düşünüyordu. Bu görev Albert Haddad’a düştü. Haddad iyi buzuki çalıyordu ve müziklerine buzukiyi de eklediler.

For Your Information” ile girdiler piyasaya. Sonuç hayal kırıklığıydı. 45’lik plak listelere girememişti ve tam bir piyasa başarısızlığına imza attılar. Sound’larına bakacak olursak hiç de fena olmadıkları belli olan grup nedense soğuk İngilizlerin hoşuna gitmemişti. Herkes İngilizler kadar zevksiz değil elbette.

Buzukinin kullanılmasından kaynaklanan “sound aşinalığından” olsa gerek, parça Türk dinleyicisine hiç de “yabancı” gelmedi.

Mavi Işıklar da bunun farkındaydı ve 1968’de “İyi Düşün Taşın” adlı versiyonu yaptıklarında Türkiye’de ortalığı yıkıp geçtiler.

Mavi Işıklar’ın “İyi Düşün Taşın” versiyonunu zevkle dinlerim, Ajda’nın “Tanrı Misafiri” versiyonunu da. Feyruz delisi Suriyelilere dinlettiğimde onlar da çok sevmişlerdi. Hatta içlerinde Ajda’nın diğer parçalarını dinleyenler de var şimdi. Ne güzel!

Romalılar Akdeniz’e “Mare Nostrum” derlerdi. “Bizim Deniz” yani. Akdeniz gerçekten küçük. Ezgiler İspanya’dan Mısır’a, Lübnan’dan Türkiye’ye çabuk ulaşıyor, arada bir yolunu şaşırıp uzaklarda “eloğlundan” kıymet görmese de kendi coğrafyasını buluyor. Ah bir de piyasa kurtları şu “çalma” huylarından bir vazgeçebilse! En azından ilkel milliyetçi güruh gezegende yalnız olmadığımızı bilir, saygıyı geçtik, başkalarının da üretebildiğini öğrenir belki.

 


Musa Özuğurlu kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük, muhabirlik, program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen Artı TV’de hafta içi her gün iç ve dış gündeme medyanın yaklaşımını yorumladığı “Medya Kritik” ve iç ve dış gündemin tartışıldığı “Bu arada” haftalık programını sunmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI