Üçü bir arada

Cuma, 11 Ağustos, 2017
Hem vizyon yoğunluğundan hem de bu satırların yazarının tek etek ele alacağı kadar kıymet verdiği film kıtlığından bu hafta üç filme kısa kısa değinelim: ‘Bilim Kurgu 1 Bölüm: Son Savaşçı’, Manifesto ve Hizmetçi…

Avustralyalı yönetmen Shane Abbess’in fantastik evrenler ve distopik bilimkurgulara özel bir ilgisi var gibi görülüyor. Bu hafta gösterime giren ve bir devam filmi olacağını müjdeleyen ‘Bilim Kurgu Bölüm 1: Son Savaşçı’dan önce iki kez daha kamera arkasına geçmiş yönetmen. Kendisiyle tanışmamız bugün vizyona giren filmiyle oldu ancak önceki filmlerinden 2007 tarihli ‘Gabriel’da baş melek Cebrail ile yeryüzüne gönderilen diğer melekler arasındaki iktidar mücadelesini anlatıyordu. İkinci filmi 2015 tarihli ‘Infini’ dünya dışındaki bir evrende geçen bir tür bilimkurgu/gerilim olarak kayıtlara geçmiş.

‘Bilim Kurgu Bölüm 1: Son Savaşçı’ ise distopik bir evrende geçen bilimkurgu olarak tanımlanabilir. Dünyada işler zorlaşınca insanoğlu diğer gezegenlere ulaşmıştır. Dünyadaki yönetimi ele alan Exor adlı şirket gezegenler arası kolonilere de hükmetmektedir. Bir gezegende bilimsel çalışmalar yürüten şirketin güvenlik biriminde pilot olarak görev yapan Kane Sommerville’in kendisini ziyarete gelen kızına gezegen turu attırdığı sahne ile açılıyor film. Bu sahnede küçük kızın sorularından madenlerde çalışanların köle olarak kullanılan mahkûmlar olduğunu öğreniyoruz. Her şey yolunda giderken, madenlerde isyan çıktığı ve mahkûmların ayaklandığı bilgisi gelir. Kane’in kızını kurtarmak için 24 saati vardır. Bu yolculukta ona, isyan eden mahkûmlardan Sy Lombrok da eşlik edecektir. İkilinin gezegen boyunca süren serüveni, meselenin göründüğü gibi olmadığı ve şirketin kendi çıkarları için insanları feda etmeye hazırlandığı gerçeğini ortaya çıkarır.

‘Son Savaşçı’, nasıl değerlendirdiğinize ve hangi ruh haliyle izlediğinize göre seyir zevki değişkenlik gösterebilecek bir film. Eğer, böylesi bir evreni büyük Hollywood yapımlarının yapım kalitesi beklentisiyle izlemeye kalkarsanız sonuç sizin için hayal kırıklığı olacaktır. Çünkü sinemanın görsel teknolojisinin geldiği nokta düşünüldüğünde filmin bu açıdan sizi tatmin etmesi zor görünüyor. Ancak, ilginç bir şekilde ‘B tipi’ kategorisine atabileceğimiz bir kendisiyle barışık kötülüğü de yok filmin. Dolayısıyla arada kalmış gibi duruyor ki, hikayesi yabana atılacak türden değil. Film, prodüksiyonel anlamdaki yetersizliklerini hikaye manevralarıyla tamamlamaya çalışıyor ve bunda bir noktaya kadar da başarılı oluyor açıkçası. Eski usul bilimkurgu sevenlerin zaman zaman özledikleri tadı alabilecekleri, beklentiyi fazla yükseltmediğiniz koşullarda eğlenceli hale gelebilen bir film olmuş ‘Son Savaşçı’.

UZUNCA BİR VİDEO ART: ‘MANİFESTO’

Julian Rosefeldt imzalı yılın en dikkat çekici ‘iş’lerinden birisi olarak anıldı ‘Manifesto’ . ‘İş’ olarak ifade etmek film hakkında daha doğru bir yorum olacaktır. Zira sanatçı video art çalışmalarıyla biliniyor ve aslında ‘Manifesto’ da bu kapsam içinde değerlendirilebilir. Film, 21’inci yüzyılda sanat tarihine yön vermiş Pop Art, Fütürizm, Dadaizm, Dogma 95, Pop Art, Minimalizm gibi tüm dünyada kabul görmüş manifestolara yer veriliyor. Cate Blanchett haber spikerinden fabrika işçisine, borsacıdan öğretmene, evsiz bir adamdan kuklacıya kadar on üç farklı karakteri canlandırarak bu manifestolarda yer alan metinleri dile getiriyor. Filmin görsel dünyasına ve Blanchett’in performansına hayran kalmamak elde değil. Ancak bu performans serisinin yoğunluğu filmin sorunu haline dönüşüyor. Sinema deneysel filmler için de geniş bir alan sunuyor hiç kuşku yok ki ancak ‘Manifesto’nun metin yoğunluğu bir süre sonra seyircinin filme ilgisini kaybetmesine neden olabilir. Filmden murat eğer buysa, en azından bu satırların yazarı için etkili olmadığını söylemek gerek. Uzun ve yoğunlaştırılmış metin bombardımanının ilk başta yarattığı etki bir süre sonra anonimleşiyor ve geriye Blanchett’in kılıktan kılığa girişine duyulan hayranlık kalıyor.

ORTALAMASI OLMAYAN BİR FİLM: HİZMETÇİ

Park Chan-wook imzalı “Hizmetçi” geçen yıl Filmekimi’nde Türkiye’de gösterildiğinde çok seveni kadar hayal kırıklığına uğrayanı da olmuştu. Ben hayal kırıklığına uğrayanlar arasındayım. 2016 Filmekimi sırasında kısa bir değerlendirme yazısı kaleme almıştım. Aradan geçen zamanda filmle ilgili görüşlerimin çok fazla değişmediğini söyleyebiliriz. Bu değerlendirmeyi de şöyle bırakıyorum:

‘Old Boy’dan sonra hiçbir şey çekmese de kişisel sinema tarihimizdeki yeri sağlam kalmaya devam edecek Park Chan-wook’in ‘Hizmetçi’si hayal kırıklığı yarattı açıkçası. 1930’ların Japon işgali altındaki Kore’sinde geçen film, bir dolandırıcılık hikayesi olarak başlayıp intikam öyküsüyle sona eriyor. Yönetmenin usta işi kadrajları, tekinsiz atmosferleri filmi ayakta tutsa da güçlü bir iş çıkamıyor ortaya. Sarah Waters’ın romanından uyarlanan yapım işgal dönemi atmosferini aktarmakta kadük kaldığı gibi, entrikasını da güçlü kuramıyor. Üç bölümlük yapımın ikinci bölümünün başladığı anda finalin nereye doğru evrileceğini öngörmek çok kolay. Yönetmen, bu yolculukta seyirciyi şaşırtacak, dikkatini çekecek yaratıcı buluşlara imza atamayınca da ortaya çok öngörülebilir ve vasatı aşamayan bir iş çıkıyor. İki kadının aşkına ikna olamadığımız için de geride sadece erotizm kalıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI