Şarkı söyleyen şehir

Cuma, 4 Ağustos, 2017
"Ne buluyorsunuz bu soğuk yüzlü şehirde?" diye soran, çoğu İstanbullu muhataplarımızın alaycı ve küçümseyici tavırlarına inat, Ankara'yı sıkletine denk olmayan şehirlerle yarıştırmayı reddederek çıkıyor Solfasol.

Hacı Bayram tarafında, Ulus Oteli’ne yakın bir Gül Kahve vardır. Sahipleri gül gibi insanlardır. Zamanımızın bir esnafı değil, kalender, insancıl, dayanışmacı adamlardır. İşte ben bu Gül Kahve’yle Solfasol sayesinde tanıştım. Eski Sümerbank binasının hemen arkasındaki, çöplüğe döndürülmüş Roma Yolu’yla; yine Hacı Bayram’a komşu, eskinin ihtişamlı şimdinin mezbelelik İsmetpaşa’sı ve oradaki gündüz diskoları/pavyonlarıyla; adı ‘İstiklal Caddesi’ olarak değiştirilmiş Yahudi Mahallesi’ndeki Yahudi mektebinden arta kalanlarla; kalenin altında bulunduğu iddia edilen yeraltı geçitlerinin hayaletleriyle; Bizans kiliselerinin kalıntılarıyla; Ermeni ustaların oya gibi işledikleri eski Ankara konaklarıyla; yarım asırdan fazladır aynı dükkanda aynı işi yapan şapka ustasıyla, bakırcıyla, çay ocağı sahibiyle de…

Ama aynı zamanda, kentsel dokunun tahribatı süreciyle, imar kanununa rağmen yapılan yıkımlarla, halk düşmanı yerel yöneticilerle, görünmez kılınmaya çalışılan yoksullukla, şiddetle, cinsiyetçi politikalarla ve kayırmacılıkla da…

solfasol2

.

Gazete Duvar’ı takip edenler arasında Solfasol’ü bilen çoktur, şüphem yok. Ama bilmeyenler için diyeyim ki, adında ısrarcı bir melodi saklı olan bir Ankara gazetesidir Solfasol.

2011 yılı Mayıs’ında bir evin salonunu bir gazetenin mutfağına dönüştüren bir grup arkadaşın emeğidir. Bir grup Ankaralı, caz dinlemeye giderler İstanbul’a. Galata Kulesi’nin dibinde, hepsi birbirinden maharetli müzisyenlerin sahne aldığı etkinliğin programını gözden geçirirken, yarısından çoğunun Ankara’da yetişmiş olduğunu fark ederler. Yıllar sonra İstanbul’da yaşamaya karar veren bir arkadaşımın dediği gibi, İstanbul mesleğin podyumudur çünkü. Yetiştiğin yerde yükselemezsin, emeğinin hakkını alamazsın. İşte bir Ankaralı gazete fikri, hepsinin aklında yıllardır bir yer işgal ediyorken, o günkü şaşkınlığın devamındaki sohbetle kuvveden fiile doğru yol alır:

1. Ses: Biriktirdiklerimizi, şehrin biriktirdiklerini birlikte paylaşsak…
2. Ses: Evlerde, üniversitelerde, kafelerde eleştiren, muhalefet eden, zorlayanların “paralel hayatlar yaşadığı” şehir Ankara…
3. Ses: Görünmeyenler için, ana akım medyanın yazdığı ve yazmadıklarına sığamayan bu şehrin bir gazeteye ihtiyacı var…
4. Ses: Üniversitelerin etkisi ile doldur-boşalt şehir bizimkisi… ama duranı da var, kalıp da bir şey yapmak isteyeni… evine kapanıp düşüneni… bir şey yapmak için “zemin” arayanı da…
5. Ses: Yerel yönetimin/yöneticinin, şehrin sahipleri için yapması gerekenleri birer birer koymalıyız ortaya… Ulaşım, ekmek, göç, yoksulluk…
6. Ses: Evet nefes almayı zorlaştıran çok şey yaşıyor olabiliriz ama eleştirilerimizde/muhalefet edişimizde dahi pozitif bakalım şehre, yapanlara, yok edenlere, izleri unutturmaya çalışanlara…

Büyük iddialarla değil, küçük heyecanlarla 6 yıldır çıkan Solfasol’ün doğum hikayesi böyle. O gün bugündür bizi yaşadığımız şehrin hemşehrisi olmaya çağırıyor. Ankara’nın taşlarını kaldırıp altlarına bakıyor; duvar yazılarını okuyor; evlerin içine kaçamak bir göz atıyor.

solgdozel

.

Şehrin üzerindeki kalın ve ağır örtüyü kaldırmak için uğraşıyor. Ankara’nın bize belletilen/dayatılan Ankara olmadığını söylüyor. Şehrin başkentliğinin öncesine, çokkültürlü, çoketnili, sof ticaretiyle müreffeh çocukluğuna, gençliğine götürüyor sakinlerini. Frigler’in, Galatlar’ın, Roma’nın, Bizans’ın, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın ve Cumhuriyet’in Ankyra’sına, Engürüsü’ne… “Yoktan var edilmiş bir şehir” olmadığını kanıtlamak istiyor hep Ankara’nın. İpuçları gösteriyor, varını yoğunu ortaya koyuyor. Geçmiş medeniyetlerin hikayelerini anlatırken, yağmadan, hoyratlıktan geriye kalanı sarıp sarmalıyor, korumaya çabalıyor.

Eski uygarlıkların, küllenmiş yangınların, neşeli bağların/bahçelerin anılarını yad ediyor. Kapı önü sohbetlerinin fısıltılarını duyuruyor. Başka dinlerden, farklı etnik kökenlerden hemşehrilerin anılarını yad ediyor. Belediye başkanına kafa tutarken mahalle bakkalını göklere çıkarıyor. Rantiyeyle mücadele ederken mülteciye kucak açıyor. 8 Mart’ları, 1 Mayıs’ları ve artık ne yazık ki 10 Ekim’leri es geçmiyor. Ankara’ya bakmıyor sadece, Ankara’dan tüm dünyaya bakıyor.

“Ne buluyorsunuz bu soğuk yüzlü şehirde?” diye soran, çoğu İstanbullu muhataplarımızın alaycı ve küçümseyici tavırlarına inat, Ankara’yı sıkletine denk olmayan şehirlerle yarıştırmayı reddederek çıkıyor Solfasol. Nerede yaşasa orayı sahiplenecek, oranın hikayesine kulak verecek bir ekip, dışardan bakınca çok da sevilesi görünmeyen bir şehri kolaya kaçmadan sevmeye, benimsemeye, hakkını teslim etmeye çabalıyor Solfasol’de. Okuru ve hatta yazarı olmak isteyenlere duyurulur.

http://www.gazetesolfasol.com/

bilgi@gazetesolfasol.com – abone@gazetesolfasol.com – yaziisleri@gazetesolfasol.com


Funda Cantek kimdir?

Doğma büyüme Ankara'lı. Ama aslen Niğde'li. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okurken basın sektöründe çalıştı. Mezun olunca akademisyenliğe geçiş yaptı. 1994-2010 yılları arasında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde, 2010 yılından, 686 No'lu KHK ile ihraç edilene kadar Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde çalıştı. Kent sosyolojisi, kent tarihi, toplumsal cinsiyet, basın tarihi çalışma alanlarıdır. İletişim Fakültesi ve Kadın Çalışmaları Programı'nda lisans, yüksek lisans ve doktora dersleri verdi. Yabanlar ve Yerliler: Başkent Olma Sürecinde Ankara (İletişim Yayınları, 2003); Sanki Viran Ankara (der), (İletişim Yayınları, 2006); Cumhuriyet'in Ütopyası: Ankara (der) (Ankara Üniversitesi Yayınevi, 2011); Kenarın Kitabı (der) (İletişim Yayınları, 2014) ve İcad Edilmiş Şehir: Ankara (der) (İletişim Yayınevi, 2017) adlı kitapları, çalışma alanlarında çok sayıda makalesi, araştırması bulunmaktadır. Şehirleri keşfetmeyi, sokaklarda yürümeyi, fotoğraf çekmeyi, arşivlerde eşelenmeyi, okumayı sever. Tuna'nın annesidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI