Arakhne’nin düğümü

Cuma, 4 Ağustos, 2017
Bu ülkenin yetenekleri değirmen misali öğüterek heba ettiği ya da henüz baş vermeden dumura uğrattığı sık sık aklıma geliyor. Tıpkı Athena'nın Arakhne'yi cezalandırması gibi

Zaman zaman bu ülkenin yetenekleri değirmen misali öğüterek heba ettiği ya da henüz baş vermeden dumura uğrattığı gelir aklıma. O kadar çok örneğine tanık oluyoruz ki bunun, akla gelmemesi olası değil. Yeteneğin, ortadan kaldırılması gereken, bastırılmadığı takdirde önlenemez sonuçlara yol açacak bir önemli tehdit, tehlike olduğu inancıyla has bel kader ortaya çıktığı zaman da değişik yollarla etkisinin duyulmaz, görülmez kılındığını, duyarsızlığa terk edildiğini düşünürüm. İster düşünsel, sanatsal isterse el mahareti olsun pek fark etmiyor.

En nihayetinde yetenek dediğimiz şey bir anlamıyla aykırı olana işaret ediyor. Aykırı olansa kolay yutulur bir lokma değil, hazımsız bünyelerde epeyce rahatsızlığa sebebiyet veriyor, kurulu olana başka bir duyuş, başka bir bakış armağan ediyor. Kurulu olanın denkleminde öğelerin yerini değiştirme, denkleme yeni bir öğe katma imkânı sağlıyor. İşlerin başka türlü de olabileceğine dair kavrayışlara kapı aralıyor, kimi kez usulca kimi kez gümbür gümbür. Yeteneğe gark olmuş eser ortalama olanın, vasat olanın neliğini açık ediyor, ona teslim olmanın varolmanın köküne kibrit suyu dökmek demek olduğunu hatırlatıyor çünkü. Bu da arzu edilir bir durum değil, özellikle de bizim iktidar mahfillerimiz açısından pek geçerli bu. Üstelik bu mahfiller, doymak bilmez hırslarıyla neredeyse her kurumda her yaşam alanlarında karşımıza çıkıyor. Her zaman varlardı da son yıllarda ne kadar da çoğaldılar değil mi, size de öyle gelmiyor mu?

İktidar olmaklığa yönelik onayın, neredeyse çoğu kere sadece iktidarın işgal edilmesinden kaynaklandığına öylesine inanılıyor ve bunun eşyanın tabiatı gereği olduğu öylesine normal kabul ediliyor ki, hattı zatında buna çok da haiz olunmadığının farkına varılmıyor. İşte yetenekle ortaya çıkan, tam da istenmeyen bu farkındalığa meydan veriyor. “Vasati kırk çöp”e eyvallah dememenin ateşini yakıyor. Ve iktidar yolları daha bir dikenli yollara dönüşüyor onun marifetiyle. O zaman gelsin yetenek katli, tıpkı Arakhne’nin başına gelenler gibi, Arakhne ki gergefine attığı düğümle ilmekle iktidarın şedit eylemine maruz kalıp yeteneği heba ediliyor.

Yeteneğe dair türlü türlü iktidar namzetlerinin tavrını iyi anlatıyor bize Arakhne’nin hikâyesi. Çok katmanlı bir hikâye bu: Ölümsüzün yeteneğini sorgulanır kılan ölümlünün, ölümsüzlüğün ölümlünün koşulsuz biatıyla elde edilebildiğinin, biata itiraz etmenin mahvolmakla sonuçlanacağının, yeteneğinde ısrar edenin eserlerinin en iyi halde görülmezliğe mahkûm edileceğinin, bu nasıl iktidar olmaksa artık, ancak ataerkiyle uzlaşarak iktidar olabilen kadının, sözünü dinletmek arzusundaysa dinletecekse kadın için androjenlikten başka yol olmadığının hikâyesi.

“Ayaklarını örtüyordu
ince Lydia işi
uzun sırmalı eteği” (1)

Yunan mitolojisinin en kadersiz figürlerinden biridir Arakhne. Bugün Manisa’dan Kütahya ve Uşak’ın batı uçlarına kadar uzanan toprakları kapsayan ve Sappho’nun dizelerine akan dokumalarıyla ünlü Lydia’nın çok maharetli kızlarından biriymiş o. Kolophon’luymuş (2).

Kumaş boyacılığında usta babasına karşılık nakışta, kilim dokumada öyle ustaymış ki dağların nehirlerin perileri gelir, şaşkınlıkla hayranlıkla seyrederlermiş yaptığı işleri. Tüm Lydia’lı kadınlar gibi gururluymuş Arakhne ve bilirmiş işlerinin ne kadar ustaca olduğunu. Hatta o kadar farkındaymış ki işlerinin güzelliğinin, ölümlülere elişlerini öğretmekten övünen Athena ile bile gergefte yarışabileceğini, boy ölçüşebileceğini söyler dururmuş. Bu övünçlü sözleri duyan Athena çok kızmış ve kocakarı kılığına girip çıkmış Arakhne’nin karşısına ve uyarmış kendisini. Daha alçak gönüllü olup tanrılarla aşık atmaması gerektiğini söylemiş. Ancak yaptıklarından emin olan Arakhne hiç geri adım atmamış ve tekrarlamış iddiasını “gelsin nakışta yarışalım Athena ile” demiş. Bunun üzerine kocakarı açıklamış gerçek kimliğini ve başlamışlar gergefteki yarışlarına. Athena gergefine Olympos tanrılarını işlerken Arakhne tanrıların pek de şanlı olmayan işlerini, gönül serüvenlerini, bu gönül serüvenlerinin şehvetten öte bir yanının olmadığını, mesela Zeus’un Europa’yı kaçırıp ona nasıl tecavüz ettiğini, Danae’ye nasıl davrandığını işlemiş gergefine. İşlerini bitirince Athena görmüş ki kız haklı, nakışı kusursuz, üstelik kendinden bile güzel iş çıkarıyor. Öyle öfkelenmiş, öyle öfkelenmiş ki hiddetle paramparça etmiş Arakhne’nin gergefini, parça pinçik etmiş nakışını. Çok üzülmüş Arakhne ve hemen oracıkta bir ağaca asmış kendisini. Ama tanrıça, kız için ölüm kurtuluş diye belki de Arakhne’yi bir örümceğe çevirmiş, ömrü billah tozlu duvar köşelerinde işleyip dursun da ördüğü ağların hiç hayrını görmesin diye.

Bu hikâye yeteneğe reva gördüğümüzün iyi bir örneğini sunmuyor mu sizce de? Yetenek konusundaki zavallılığımız, hal-i pür melalimiz tam da bu değil mi? Bu coğrafyada çoğu kere yeteneklerimizin, temizlemeye kalktığımız evlerimizdeki örümcek ağlarını ortadan kaldırırken giriştiğimiz eylemlerle karşılık bulduğunu reddedebilir miyiz? Yık, yok et, çamur at ki itibarsızlaşsın! Oysa yetenekse kastedilen; o zaman

“ne bir türkü söylenirdi
biz katılmadan,
ne bizsiz çiçek açardı ilkyaz…” (3)

Hani dedik ya yetenek bir anlamda vasatlığın düşmanıdır, vasatlıksa iktidarları kolayca iktidar kılan dikkate değer bir hal diye. İşte bu nedenle geçer akçe olmamalı, takdire şayan kılınmamalı. Her nerede görülüyorsa yüz geri çevrilmeli kendisinden. Yıkılsın estetik hazzımızı, bakışımızı geliştirecek, zenginleştirecek yetenek abideleri! Onun yerine ucubeler hüküm sürsün her bir yanda, değil mi ki yetenek arı kovanına çomak sokuyor. Bırakalım kifayetsiz muhteris olanın hükmü sürsün dört bir yanda! Nemize gerek duyuşun, bakışın güzelliğin peşinden gidişi.

Ha diyeceksiniz ki, Athena gibi bir tanrıça var işin içinde, üstelik pek bir kibirli Arakhne. Hatırlayalım Athena ki babası Zeus’un başından kargısıyla doğmuş bir savaş tanrıçası, Arakhne’nin kibri ise Athena’dan doğru bir bakışın hükmü. O zaman dileyelim ki gökler bizi Athena’lardan korusun! Ve Arakhne’deki dirayete cesaret gösterelim!


(1) Sappho, “Ne güzel giyinmişti”, Adım hiç Unutulmayacak, s. 69.

(2) Bir zamanlar, bugün İzmir’in Menderes ilçesindeki Değirmendere ile Çamönü köyleri arasında yer alan bölgede kurulmuş bir şehir.

(3) Sappho, s.61.


Zeliha Etöz kimdir?

İzmir Karşıyaka’da doğdu. Ege Üniversitesi’nde Sosyoloji okudu. ODTÜ’de yine aynı alanda yüksek lisansını tamamladı. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Siyaset Bilimi doktorasına başladıktan sonra, aynı fakültede Sosyoloji kürsüsünde asistan olarak çalışmaya başladı. Biraz yazı çizi, konferans işiyle çokça ders verip sınırlı sayıda tez yönettiği görevinden profesör kadrosundayken 7 Şubat 2016’da yayımlanan 686 sayılı KHK ile atıldı. Şimdi ‘Gazete Duvar’ın dibinde haftalık yazılar yazmaya çalışıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI