‘Pelikan’dan Diyanet’e yeni başkan: Nihat Hatipoğlu

Çarşamba, 2 Ağustos, 2017
Abdülkadir Selvi’nin ‘veda busesi’ de Mehmet Görmez için ‘barışçıl’ bir ayrılık sağlamadı. Uzunca bir süredir fiziki ve moral olarak kesin bir üstünlük kurmuş olan “Pelikancı” iktidar odağının Görmez’le ilgili iddiaları; küskün, dargın vs. çevrenin ise destek ve üzüntü açıklamaları geldi.

Görkemli Roma çökerken ‘saf değiştirerek’ imanlı bir Hıristiyan’a dönüşen ve Hıristiyan teolojisinin, yani aslında modern Batı düşüncesine kadar gelen bir geleneğin en önemli kurucularından biri olan Augustinus, ‘zaman’ kavramıyla ilgili olarak şöyle diyordu: “Peki nedir zaman? Bunu kimse bana sormazsa biliyorum; ama birine açıklamaya kalkınca bilmiyorum…”

Bir tür, “biliyorum ama anlatamıyorum” ya da “anlıyorum ama konuşamıyorum” durumu…

15 Temmuz vakasına ilişkin davalar ilerledikçe ve bu duruşmalarda yaşananlarla eş zamanlı bazı başka gelişmelere baktıkça, ‘Aziz’ Augustinus’un zaman kavramı karşısında yaşadığı açmazı hissediyor bazen insan.

Başta 15 Temmuz davaları ile devlet koltuklarındaki değişimler olmak üzere, çok ‘hızlı’ gelişen ve çok sayıda ‘yeni durum’ ve ‘yeni belirsizlik’ yaratan bu son günlerin öne çıkan üç ismi oldu; Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan. Bugünkü Türkiye iktidarı için hayati önemdeki üç kurumun başında bulunan isimler… Bu üç isim etrafında fırtınalı tartışmaların döndüğü yaklaşık 10 günlük zaman dilimine, ayrıca bir kabine revizyonu ve Erdoğan’ın AKP’deki kongre sürecine ilişkin olarak tüm teşkilatlara gönderdiği, oldukça ilginç ifadeler içeren bir ‘kitapçık’ sığdı. Hemen peşine de Yüksek Askeri Şura eklenecek. Ve nihayet eylül ayından itibaren AKP kongreleri başlayacak.

Bu üç isim etrafındaki gelişmeler ve tartışmalar, hiçbir zaman tam sahip olmadığımız ve bir süredir iyiden iyiye uzaklaştığımız ‘normal şartlar altında’, bir partinin ‘iç tartışması’nın tezahürü olamazdı. Bugünkü güç sahiplerinin “askeri vesayet dönemi” adıyla andıkları dönemde bile, TSK, MİT ve Diyanet gibi kurumlar, bu kadar açıktan bir ‘parti içi hesaplaşma’ süreciyle ‘yaprak dökmez’ idi. Ama parti ile devletin bu kadar iç içe geçtiği koşullarda tüm bu isimler bir iç hesaplaşmanın, hatta taraflar arasında güç dengesini gözeterek söylenirse bir ‘tasfiye’nin konusu olarak gündeme geliyorlar.

Ama bu tasfiye(ler), üslup(lar) vs. iktidarın baskın olduğu siyaset, bürokrasi ve toplum kesimlerinde huzursuzlukları besliyor, hatta cılız itirazlara bile yol açıyor.

Hükümeti açıktan destekleyen bir tarikatın lideri Diyanet’in başındaki isim için ‘daha tehlikelisi gelmemişti’ diyor; Diyanet Başkanı’nı destekleyen siteden ‘hurafeci’, ‘ikiyüzlü cüppeli’ diye yanıt veriliyor… Vaktiyle MİT Müsteşarının savcılık sorgusuna çağrılmasını darbe girişimi olarak görenler şimdi gazete köşelerinden aynı müsteşarı ‘hesap vermeye’ çağırıyor… 15 Temmuz gecesine ilişkin ‘farklı kaynaklardan aktarılan anılar’ ya da iddianamelere giren ‘ek klasörler’ ile bir çekişme yürütülüyor…

Tek yazıda tümünü bitirmek olanaksız. Sırayla gidelim ve ‘filmin sonu’nun göründüğü Mehmet Görmez vakasıyla başlayalım…

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in görevden alınacağı, aslında çok önceden duyulmuştu. Sürecin fitilini ateşleyen ise Türkiye gazetesinde 14 Nisan günü yayınlanan, “Kutlu Doğum Haftası FETÖ projesidir” ve aynı zamanda manşet yapılan köşe yazısıydı. Türkiye yazarı Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Diyanet’i ve ismini vererek Mehmet Görmez’i “FETÖ projelerini yürütmekle” suçluyordu. Hükümete yakın bir gazetede, ‘Saraya rağmen’ böyle bir yazı yazmanın, hiç değilse ‘Saraya rağmen’ o yazının arkasında durmanın olanaklı olmadığı açık.

Bu yazı, Mehmet Görmez’e yönelik kampanyayı başlatmış oldu ve Diyanet İşleri Başkanı bu türbülansa yaklaşık üç ay dayanabildi.

“Diyanet’e yakın” dinihaberler.com sitesi, 21 Temmuz Cuma günü, Görmez’in önceden planlanmış Malatya gezisinin iptal edildiğini, bunun yerine Erdoğan’la ‘sürpriz bir görüşme’ yapacağını duyurdu. O ‘sürpriz görüşme’, akşam saat 21.00’de yapıldı ve yine dinihaberler.com sitesinden sonradan öğreneceğimize göre Mehmet Görmez, sarık ve cüppesini Saray’da bırakarak çıktı.

Ama ne kendisi, ne de başka bir ‘yetkili’ açıklama yapmadı. Dört gün söylenti ve sessizlikle geçti. 24 Temmuz akşamı Körfez turundan dönen Erdoğan, havaalanında, “Kendisinin başka bir görevle devam gibi bir talebi vardı bu değerlendirilir. Ama sayın başkan şu anda görevinin başındadır. Ne istifa ne de görevinden alınma gibi bir durum yoktur” diyerek sessizliği bozdu. ‘Yeni Türkiye’de bunun ne anlama geldiğini herkes biliyordu. Görmez artık olmayacaktı. Erdoğan ertesi gün parti grubu için Meclis’e girerken “Görmez’le ilgili kurduğunuz cümleler çok tartışıldı, bir açıklamanız olacak mı” diye soran gazeteciye, “Zaten tartışılması için öyle kurdum” diyerek tutumunu pekiştirdi. Bir yandan “görevinin başında” olduğu söylenen bir yandan da “tartışılsın” istenen bir Diyanet Başkanı…

Görmez bir gün sonra, 26 Temmuz’da, utangaç bir tekzip gibi olan şu sözleri söyledi: “Bu görevden sonra talibi olduğum bir görev vardır, o da ilimdir…”

27 Temmuz’da ise Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi’nin, Mehmet Görmez’in 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını anlattığı yazısı geldi. Yazıda aktarılanlara göre Görmez darbe gecesi saat 22.00’de MİT’te Hakan Fidan’la yemek yiyordu! Fidan yemeğin başında, “Ciddi bir ihbar söz konusu, sizinle görüşmemi tamamlayamayabilirim” demiş ve “Çorbasından iki kaşık almıştı ki gelen haber üzerine yerinden fırladığı gibi dışarı” çıkmıştı. Aynı yazıya göre Görmez, ilerleyen saatlerde darbeyi eşinden öğreniyor, hatta ona “Ben de bu işi en önce haber alacak bir yerdeyim, onlar öyle bir şey demedi, belki terör saldırısıdır” diyordu! Patlamalar, “Formula 1 gibi” araba yolculukları vs. derken, darbecilerin Görmez’i kendi telefonundan iki kez aradıklarını aktarıyordu Selvi. Bunlardan ilkinde ne hikmetse darbeci subay kendini “duyarlı bir vatandaş” olarak tanıtmış ve ne oluyor diye Görmez’e sormuştu. İkinci aramada ise Görmez telefonu kapatıp sim kartını kırmış ve (galiba başka bir telefondan) camilerden sala okunması talimatını vermişti.

Selvi, Görmez’in Diyanet’ten ayrılsa da 15 Temmuz gecesi camilerden okuttuğu salaların unutulmayacağını söylüyordu.

Ancak Selvi’nin bu veda busesi de Mehmet Görmez için ‘barışçıl’ bir ayrılık ortamı sağlamadı. Uzunca bir süredir fiziki ve moral olarak kesin bir üstünlük kurmuş olan “Pelikancı” müstear adlı iktidar odağının Görmez’le ilgili iddiaları; küskün, dargın, İslamcı, mızmızcı vs. adlarla anılan çevrenin ise destek ve üzüntü belirten yazı ve açıklamaları geldi art arda.

Örneğin, Türkiye gazetesindeki o ilk yazıyı yazan Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Twitter’da, “salaların Mehmet Görmez değil Turgay Güler sayesinde okunduğunu” [evet Turgay Güler], Görmez’in de ertesi gün artık okunmaması emri verdiğini yazdı.

Hükümetin son zamanlardaki en yakın destekçisi olan İsmailağa Cemaati’nden Cüppeli Ahmet, Facebook’ta, “Diyanet’e Görmez’den tehlikelisi gelmemiştir diye düşünüyorum. Rabbim, vatana millete bağlı ve Ehli Sünnete sadık hayırlı bir reis nasib eylesin. Amin” diye yazarak, “Ehli sünnete sadık olmamakla” suçladı.

Diyanet’e yakınlığı ile tanınan site Cüppeli’nin karikatürünü yayınlayarak, “ikiyüzlü”, “hurafeci”, “özür dilemek için iki büklüm eğildi” diyerek karşılık verdi…

Görmez’e en büyük destek, “Davutoğlu ekibinin gazetesi” olarak anılan Karar gazetesinin yazarlarından geldi. Öyle ki TRT’de Erdoğan’a söylediği ‘hayallerim icraatınıza yetişemiyor’ minvalindeki sözleri çok tartışılan Hakan Albayrak , “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dediğine göre, Mehmet Görmez Hoca ‘başka bir görev istedi. Hocanın herhangi bir görev talebinde bulunduğunu tasavvur etmekte müşkülatım var ama diyelim ki öyle…” dediği bir yazı yazdı. Buradaki “diyelim ki öyle”nin, Erdoğan’ın “velev ki öyle” sözüne yaptığı gönderme bir yana, “Erdoğan’ın dediğine göre” ifadesi, içerdiği ‘ima’ nedeniyle oldukça şaşırtıcı.

Görmez’in ayrıldığının kesinleşmesi üzerine Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu da Görmez hakkında övgü dolu birer mesaj yayınladılar. Sembolik önemdeki Konya’nın il Müftüsü Prof. Dr. Ali Akpınar, dikkat çekici şekilde istifa etti.

Bir tarafta ‘Pelikan Yalısı’ mukimleri, Türkiye, Star ve Sabah gazeteleri, başlıca ‘devşirmeler’, yeni zenginler, ‘Reisçiler’… Diğer tarafta Gül, Davutoğlu, eski Refahçılar, Karar gazetesi, ‘İslamcılar’…

Aslında iktidar yozlaşmasının tüm sıkıcı tonlarını taşıyan bir tablo. Ama ülkenin ordusundan istihbarat örgütüne, bakanlar kurulundan dini işler başkanlığına dek tüm koltuklarına oturup kalkmayı belirler hale gelmiş bir ‘siyasal’ zemin aynı zamanda. Siyasetin fiilen ortadan kaldırıldığı, yasaklandığı koşullarda, jestler, ithamlar, ‘operasyonlar’ ile yürütülen bir mal paylaşımı.

Bu koşullarda, Ramazan gecelerinin aranan TV yıldızı Nihat Hatipoğlu’nun adı, yeni başkan olarak öne çıkmaya başladı. Bir süredir olduğu gibi bu kavgayı da nakavt ile kazanacağı anlaşılan Pelikancıların adayı olduğunu sandığım Nihat Hatipoğlu, Türkiye’nin mevcut yapısı için ‘mükemmel uyum’a sahip bir Diyanet İşleri Başkanı olacaktır.

Peki, giderek daha çok ‘acıkan’ Pelikan kuşunun yeni avı kim olacak?


Hakkı Özdal kimdir?

1975 yılında doğdu. İTÜ Malzeme ve Metalurji Mühendisliği'nden mezun oldu. 1996'dan itibaren, Evrensel Kültür dergisinde, Evrensel, Referans ve Radikal gazetelerinde editörlük ve yazarlık yaptı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI