Gülünesi festivaller

Pazartesi, 24 Temmuz, 2017
Yarım asırdır Türk sinemanın vitrini olmaktan daha önemli bir özelliği olmayan Antalya Film Festivali'nin ulusal yarışmayı kaldırması, tek kelimeyle 'gülünç'.

Antalya’da yapılan yeni düzenleme, son günlerin en gülünç gelişmesi. Tek önemli özelliği bir ulusal sinemayı temsil etmek olan festival, şimdi ulusal yarışmasını iptal ediyor. Bu gariplik, tabii ki kültürel-politik gelişmelerin bir sonucu.

Geçen hafta artık ulusal yarışma bölümünün olmayacağını ilan eden Antalya Film Festivali, yerli filmlerin de uluslararası yarışmanın içinde yer alacağını açıkladı. Festival yönetimine de Türkiye dışından isimler getirildi. Artistik Direktör İngiliz yapımcı Mike Downey, danışman ise Saraybosna Festivali’nin eski yöneticisi Mirsad Purivatra oldu. Sanki Türkiye’de festival düzenleyecek birikimde kimse olmadığı için bu isimler getirilmiş gibi görünüyorsa da herkes kazın ayağının öyle olmadığını biliyor. Tüm kararların arkasında festivalleri olabildiğince siyasetten arındırmak ya da başka bir deyişle muhalif seslerden arındırmak gayreti var. Bir festivali uluslararası niteliklerde ya da ulusal sinema çevreleriyle barışık biçimde düzenleyebilecek sinemacılardan hiç kimse AK Parti siyasetine tam uyum gösteremeyeceği için, Antalya Belediyesi topu dışarı atmaya karar vermiş. İşin kulbu da ‘uluslararası festival’ düzenlemek olmuş.

Dünkü Hürriyet’te Cengiz Semercioğlu’nun sorularını yanıtlayan Belediye Başkanı Menderes Türel “Gücümüzü dağıtmayalım istiyoruz. Ulusal yarışmamız eforumuzun önemli bir bölümünü alıyordu” demiş. Belli ki Antalya artık siyasi film gelecek mi, söyleşilerde ağır eleştiriler dile getirilecek mi diye endişelenmek, iş başlarına geldiğinde o durumu düzeltmek için çabalamak istemiyor. Bir de Türkiyeli sinemacılarla uğraşmak, yarışmaya alınanlar alınmayanlar, jüri içindeki tartışmalar, davetli listeleri, Yeşilçam emektarlarının acı tatlı kaprisleri, tüm bunlardan kurtulmak istiyor. Oysa bütün bunlar ve daha fazlası bizim yerli sinemamızı oluşturuyor. Romantizmi, duygusallığı, starları ve star olmak isteyenleri ile Türkiye sineması yarım asırdır Antalya’da kendini gösteriyordu. Antalya sinema dünyanın buluşma yeri, film sezonunun açılış kutlaması gibiydi. Bu yıldan itibaren durum değişecek.

Böyle bir birikimi, bir kerede kestirip atmayı nasıl izah ederiz bilemiyorum. Bir belediye başkanının vizyonu, tüm bir kent halkını ve hatta ülkeyi ilgilendiren böyle bir kararı almak için yeterli midir? Ülkenin tüm sinema geçmişine ve geleceğine etki etmiş bir film festivali herkesi ilgilendirir. Acaba yarım asırlık gelenekten vazgeçerken başkalarının fikrini alan oldu mu? Sinemacılar, oyuncular, Antalyalılar, sinemaseverler ‘ne der’ diyen çıktı mı? Sanmıyorum. Çünkü garip bir temsiliyet anlayışı ve ‘ben yaptım oldu’ yöntemiyle yönetiliyor her yer.

Türkiye’de kültür sanatın pek çok alanında daralmanın yaşandığı bir dönemdeyiz. Bunun etkilerinden biri sinemada üretimin azalması, diğeri festivallerin eski saygınlıklarını koruyamıyor olması. Dolayısıyla Antalya’yı düzenleyenler biliyorlardı ki bu yıl katılacak filmler, o kadar heyecan verici olmayacaktı. Şenay Aydemir de Duvar’daki yazısında söz etmiş, sinema yardımları da siyasi ayrımcılık içinde dağıtılmaya başlandı.

Oysa hepimiz biliyoruz ki o sinema yardımları arthouse sinemanın Türkiye’de büyük bir sıçrama yapmasını sağlamıştı. Üstelik bu filmler kendini sadece festivallerde gösterebildiği için Türkiye’de türün adı ‘festival sineması’ olmuştu. Dünya festivallerini dolaşan, Türkiye’de gerçek bir sinemacı kuşağının oluşmasını sağlayan da tabii ki bu filmlerdir. Şimdi destek mekanizması aksarken, türe adını veren festivaller de artık onları istemiyor. İzleyicisiyle buluşmasının tek yolu film festivalleri olan, hepsi öncelikle Antalya’da gösterilmeyi hatta mümkünse ödül almayı hedefleyen bu filmleri uzay boşluğuna savuran bir durum bu.

PARAYLA GETİRİLECEK HOLYWOOD ÜNLÜSÜYLE İLGİ ÇEKİLMEZ

Tabii Türkiye’de kültür kurumlarının yerel yönetimlere ve devlete göbeğinden bağlı olmasının, bağımsız yapısının uzun soluklu stratejilerinin olmamasının da bir sonucunu yaşıyoruz. Antalya Film Festivali ister AK Partili ister CHP’li olsun kenti yöneten siyasi görüşün etkisi altında oldu hep. Belediye Başkanları’nın kendi kariyerlerine payanda yaptıkları bir etkinlik… Dolayısıyla tarihi hep inişler ve çıkışlarla, yapbozlarla doluydu. Bu uygulama da işin zirvesi oldu. Türkiye’de özerk sanat kurumlarının kurulamamasının, kimsenin bunu arzu etmemesinin yeni bir sonucunu yaşıyoruz. Antalya’nın hedeflediği gibi Cannes, Berlin, Venedik benzeri bir festival düzenlemesi her şeyden önce bu yönetim anlayışı ve organizasyon yapısıyla mümkün olamaz. Büyük paralar ödeyerek getirilecek bir kaç Holywood ünlüsüyle uluslararası ilgiyi kendine çekmesi zor.

Uzun yıllar sürecek, belki yarım asırlık çaba gerektirecek bir yola girmiş durumdalar. Dünyanın en iyi yönetmenlerinin, en iyi filmlerin katılmak isteyeceği, uluslararası medyanın takip edeceği, dünya sinema çevrelerinin merak edeceği bir festival olabilmek için çok uzun bir yol var önlerinde. Başkan Menderes Türel’in ise garantisini verebildiği tek şey, “görevde kalacağı önümüzdeki iki sene”. “Ondan sonra seçilirsem yine bu ekiple çalışırım” diyor… Yani aslında aldıkları kararın kalıcılığından kendileri bile emin değiller.

Neticede her şey bu kadar aşikar. Yerli filmlerden, ulusal sinemanın tartışmalarından uzak durmak için Antalya Belediyesi sahip olduğu en önemli değeri, yani ulusal yarışmayı iptal etmiş görünüyor. Nasreddin Hoca hesabıyla ‘yorgan gitti kavga bitti’ durumu…

İşte bu yüzden yaşananlar her şeyden önce bir fıkra gibi, mizahi ve gülünç geliyor bana.

BEN DEDİYDİM LİNKLERİ

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cem-erciyes/bir-belediye-organizasyonu-olarak-altin-portakal-960258/

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cem-erciyes/sanat-sinemasinin-bulusma-yeri-antalya-1155143/

YAZARIN DİĞER YAZILARI