Otostop yapma el kılavuzu

Pazar, 16 Temmuz, 2017
Otostop için sağ elinizi yumruk yapıp baş parmağınızı kaldırıyorsunuz ve baş parmağı biraz geriye doğru büküyorsunuz ama eğer İngiltere de iseniz sol el olmak zorunda bu. Çok düşünmeye gerek yok aslında, yola yakın olan kolunuz olacak. Şimdi bu kılavuzun vereceği sır geliyor: Şoför bu durumda, genellikle size bir bakar, kimsin, nesin, ne yapıyor lan bu, öylesine, hava basmak için filan. İşte püf noktası orada.

Edinburg’da bir evde, uzun bir masada dört kişi oturuyorduk. Masada mumlar yanıyordu. Kırmızı ve beyaz şarap ve dar ve geniş ağızlı kadehleri vardı. Klasik müzik çalıyordu ve Glasgow Müzesi’ndeki Rodin heykellerinden konuşuyorduk. Bu tablo aklımda ama ev sahiplerinin adını hatırlamıyorum. Otostop yaparken tanışmıştık. Glasgow’a gidiyorlardı. “Glasgow’da sadece iyi bir müze var, onu gezin, yeter.” demişlerdi “Edinburgh güzeldir, isterseniz dönerken sizi alırız…” Doğrusu güzeldi, evlerinde kalıyorduk… Rodin konusundan hemen sonra; “Ben Alanya’ya geldiğimde bir deve turu attım. Benden 200 Mark aldılar.” dedi adam. “Siz kaça biniyorsunuz?”

Otostop için sağ elinizi yumruk yapıp baş parmağınızı kaldırıyorsunuz ve baş parmağı biraz geriye doğru büküyorsunuz ama eğer İngiltere de iseniz sol el olmak zorunda bu. Çok düşünmeye gerek yok aslında, yola yakın olan kolunuz olacak. Kılavuz yazıyorum ya bu yüzden gereksiz ayrıntıları da yazmak zorunda hissettim kendimi. Bu çok bilinen tarafı ama sadece bununla kalmamanız gerekiyor. Şoförle göz teması kurmalısınız. Bunlar bir otostopçunun içgüdüsel hareketleridir zaten. Şimdi ise bu kılavuzun vereceği sır geliyor: Şoför bu durumda, genellikle size bir bakar, kimsin, nesin, ne yapıyor lan bu, öylesine, hava basmak için filan. İşte püf noktası orada. Siz tam o sırada hafifçe koşar gibi yapacaksınız. Yani sanki şoför duracakmış gibi ve muhtemelen dururlar. Biz bunlara ‘vicdanlarından yakalamak’ diyorduk. Çok etkilidir deneyin….

Ancak otostopa başlamak için hazırlıklı olmanız gerekir. Öncelikle şehir içinden otostop yapılmaz. Mutlaka dışarı çıkmak gerekir. -Şehir içinde kısa mesafe otostopçuları vardır mesela Yıldız Üniversitesi köprü sapağı gibi ama onlar için başka bir kılavuz gereklidir çünkü iç hat otostopçuları pek otostopçu saymıyorum. Sadece mesafe kısa olduğu için değil otostop işini günlük alışkanlık haline getirdiğinden ve heyecanını öldürdüğünden dolayı.- Otostop kent içinde çekilmez çünkü zaten otomobiller genellikle yine kentte giderler. O kadar karmaşık hedefleri vardır ki senin kendi gideceği yere gidebilmen az olasılıktır ve bu yüzden durmazlar.

Şoför denilen şey bir iktidar kıyafetidir. Dünyanın en mülayim insanını o koltuğa oturtun, hemen iktidar olur. Düşman başına, başkan koltuğu gibidir şoför koltuğu. Hız ve iktidar ensesttir zaten ve bu yüzden eğer at evcilleşmeseydi koca koca iktidarlar olmaz gibi gelir bana ve bu yüzden ‘atı alan Üsküdar’ı geçti’ tam yerinde anlatmıştır o malum referandum gününü…

Tamam artık kent dışındasınız ama yeterli değil. Otostop için kıyafet zorunluluğu vardır. Mesela genellikle kimse takım elbiseli otostopçu almaz. Öncelikle ya polistir ya da sivil polis. Sıkıcıdır yani. Otostopçu konuşmak için alınır. Takım elbiseli birisiyle konuşulmaz, o dinlenir. Belki bana öyle geliyor ya da bilmiyorum. Bir erkek öğretmen sendromu olabilir bu. 15-20 yıl insan onları dinleyince, en azından teneffüs ziline kadar. Bu sendrom yerleşiyor insana. Siz daha çok, kot giymelisiniz ya da spor kıyafetler işte. Bir maceracı üniforması bu ama bu da yetmez. Bir sırt çantası, boş da olsa sizi iyi marka bir otomobile taşıyacak aksesuardır. Bir fotoğraf makinesi boynunuzda asılı olursa çok güven verirsiniz. Nedense insanlar fotoğraf makinesi taşıyan insanların suç işleyeceğini düşünmezler. -Bizim polisler hariç ama onlar sayılmaz. Çünkü onlara göre herkes suçludur, amirleri bile. Ve bunun doğru olması da bu teoriyi çürütmez. Basit bir bulaşıcı hastalık kuralıdır, Tifo ile uğraşan doktorun tifodan ölmesi gibi, suçla uğraşan polise suç bulaşmasıdır bu.-

Masada kırmızı şarap yenilendi, mumlar iki-üç yemek dayanırdı hâlâ, tatlıyı, tabağın ön tarafına konmuş çatal kaşıkla yemek gerekiyordu -boşuna bulaşık- ve hem beyaz hem kırmızı şarap içmek ayıptı muhtemel ama ne de olsa üçüncü dünyalıydık…

“Yok” dedim. “Biz hiç deve kiralamayız ki. Bizim, hepimizin kendi devesi var…”

YAZARIN DİĞER YAZILARI