'Devrimci' gibi başladı 'peygamber' gibi bitirdi!

Cuma, 14 Temmuz, 2017
Öncelikle, “Savaş”ın “Şafak Vakti”nden daha iyi ama “Başlangıç” kadar çarpıcı olmadığını belirterek başlayalım. Şöyle ki, ikinci filmin sonunda maymunları oldukça güçlü bir pozisyonda bırakmıştık. Oysa burada ‘zor’ durumda olduklarını görüyoruz. Öte yandan Woody Harrelson tarafından canlandırılan Albay karakteri her ne kadar fragmanlarda etki yaratsa da filmde yeterince derinleştirilemediği için ikna edici olmaktan uzak kalıyor.

Rick Jaffa ve Amanda Silver tarafından yeniden tasarlanan ‘Maymunlar Cehennemi’ evreninin 2011 tarihli ilk filmi “Başlangıç” hem yapımcılarını hem de izleyicileri hayli tatmin etmişti. Rupert Wyatt’ın yönettiği film, insanlar ve maymunlar arasındaki ilişkiyi ‘sınıfsal’ bir temelde ele alıyor ve Caesar’ın bebekliğinden başlayarak maymun isyanının liderliğine yükselişinin hikayesini anlatıyordu.

Caesar’ın kendisine gayet iyi davranan sahibinin yanında mutlu mesut yaşamak dururken, kendi ırkından (sınıfından) olanlarla temas kurduktan sonra kimliğini yeniden inşa etmesi; onlara önderlik etmeye başlaması ve bütün maymunları tek bir ‘çatı’ altında toplaması filme bu özelliği katıyordu. Film, zulüm görenlerin, gadre uğrayanların, zorla çalıştırılıp emeklerine el konanların isyan etme hakları olduğunu popüler sinemanın kalıpları içinde oldukça cesur bir dille anlatma başarısını gösteriyordu.

2014 tarihli ikinci film “Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti” ise Caesar’ın başlattığı isyanın üzerinden on yıl geçtikten sonraki duruma bakmamızı sağlıyordu. İnsan soyu kendi yarattığı bir virüsün etkisiyle yok olma tehlikesi yaşarken, ‘alt sınıftan gelenler’ yeni bir medeniyet kurmuştu. Ancak bu kez, buradaki iktidar savaşına odaklanıyorduk asıl olarak film. Caesar ile Koba arasındaki bu iktidar mücadelesi, yeni medeniyetin nasıl olacağına dair bir fikir ayrılığından değil, iyi ile kötü arasındaki savaşın ‘sığ’ sularında geziniyor, ilk filmin bütün etkisi bir Hollywood gişe filminden beklenecek her türlü klişenin üst üste bindirilmesiyle yerle bir ediliyordu. Bunda yönetmen koltuğunun yeni sahibi Matt Reeves’ın payının olduğu muhakkak. İlk filmin yaratıcıları Rick Jaffa- Amanda Silver ikilisi burada da vardı ama “Zor Ölüm 4.0”, “Gerçeğe Çağrı” ve “Wolverine” gibi yapımlara da imza atan Mark Bomback’un senaryoya dokunuşlarının etkisi olduğu su götürmez.

İNSANLIK NEREYE KAYBOLDU?

İkinci filmin finalini insanlar ve maymunlar arasındaki savaşı haber vererek bağlayan Reeves- Momback ikilisi bu vaatlerini acaba ne kadar yerine getiriyorlar bugün gösterime giren “Maymunlar Cehennemi: Savaş”ta. Caesar’ın Koba’yı alt etmesinin üzerinden bir süre daha geçmiş, hayatta kalan insanlar belirli noktalarda toplanmış ve ordu maymunlara karşı amansız bir sürek avı başlatmıştır. Caesar’ı bulup maymunların direnişini kırmak için özel bir birlik oluşturulmuş ve başına da acımasız yöntemleriyle tanınan bir albay getirilmiştir. Ormanın derinliklerinde saklanan ve kendilerine yurt edinebilecekleri bir yer arayan maymun medeniyeti bir kez daha insanlık tarafından tehdit ediliyor, saldırı altında kalıyor ve Caesar’ın liderliğinde kurtuluşun yollarını arıyor.

Öncelikle, “Savaş”ın “Şafak Vakti”nden daha iyi ama “Başlangıç” kadar çarpıcı olmadığını belirterek başlayalım. Şöyle ki, ikinci filmin sonunda maymunları oldukça güçlü bir pozisyonda bırakmıştık. Oysa burada ‘zor’ durumda olduklarını görüyoruz. Öte yandan Woody Harrelson tarafından canlandırılan Albay karakteri her ne kadar fragmanlarda etki yaratsa da filmde yeterince derinleştirilemediği için ikna edici olmaktan uzak kalıyor. İlk filmde ‘sınıf savaşı’, ikincisinde ‘iç savaş’ formatına oturtulan ana hikaye burada da ‘kültürler savaşı’ gibi kurgulanıyor ancak bu savaşın motivasyonlarını yeterince görmemiz mümkün olamıyor.

Bunda hikayenin ‘sivil insan’ ayağının oldukça zayıf olmasının payı var hiç kuşku yok ki. Caesar’ın ‘sol’ kolu ve bir anlamda hareketin ‘ideolojik beyni’ olan Maurice’in sahip çıktığı Nova adlı küçük kız dışında gördüğümüz bütün insan karakterler azgın bir savaş ordusuna mensup. Dolayısıyla medeniyet savaşının maymunlar açısından gerekliliğini görürken, insanlar açısından görmemiz mümkün olmuyor. Tek açıklama olarak Albay’ın bitip tükenmek bilmeyen öfkesi kalıyor ki, bu da yeterince ikna edici değil.

CAESAR ‘İYİ’ İLE ‘KÖTÜ’ ARASINDA

Filmin yeterince derinleştiremediği temalardan birisi de Caesar’ın ‘iyi ve kötü’ arasında gidip gelen ruh halleri. Bir Hollywood alametifarikası olarak insanın içindeki iyi-kötü gerilimi intikam hırsına kapılan Caesar’ı da esir alıyor. Bilge Maurice’un bütün uyarılarına rağmen bazen gücün karanlık tarafına savruluyor ve bir anlamda içindeki Koba ile mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Bu iyi-kötü arasında git gel halleri film içinde anlamlı dursa da Hollywood’un son yirmi yılına damga vuran ve daha önce onlarca kahramanda uygulanan bir yöntem olduğu için bir yenilik katmaktan uzak kalıyor.

Bütün bunlara rağmen “Maymunlar Cehennemi: Savaş”, seyirciyi avlamak için ucuz aksiyonlara, suni gerilimlere yer vermeyen bir yapım. Duyguya, dayanışmaya ve birlikte hareket etmenin önemine vurgu yapmaktan geri durmuyor. ‘Aile’ vurgusunda bir kez daha işin ucunu kaçırsa da ifrata vardırmamaya özen gösteriyor. İlk filmde, Caesar, orangutan Maurice’a, elindeki dal parçasını ikiye ayırıp “Şempanzeler zayıf” dedikten sonra parçayı birkaç kez daha kırıp bir araya getirince “Birlikte güçlü” diyordu.

Bu açık bir Spartaküs göndermesiydi. Burada da darağaçları ile bir kez daha selam çakılıyor Spartaküs’e. Öte yandan maymunların ‘çalışma kampı’nda toplanıp yok edilme tehdidi yaşaması de açık bir şekilde Yahudi soykırımına gönderme. Zaten, film boyunca ve özellikle finale doğru Caesar’ın İsrailoğullarını vaat edilmiş topraklara götüren Musa gibi resmedildiğini söylesek abartmış olmayız. Böylece Ceasar’ın bir ‘devrimci’ olarak başlayan macerası, ‘peygamber’ gibi sona eriyor…

Toparlarsak, serinin son filmi “Savaş”, ikinci filmin finalinde vaat ettiğinin tersine maymunlarla insanların değil daha çok insanlarla insanların birbirine girdiği; maymunların birlikte olmak ya da iktidar olmak yerine “ne haliniz varsa görün” diyerek kendilerini var edebilecekleri bir dünyanın peşine düştüğü bir evreni anlatarak bağlıyor seriyi. Çok iyi başlayıp sonra tökezleyen, sonra yeniden toparlanan bu seri özellikle Caesar karakteri ile sinema tarihindeki yerini alacak hiç kuşku yok ki. Gollum ve King Kong’tan sonra Caesar’a da hayat veren Andy Serkis’e bir kez daha şapka çıkarmadan bitirmeyelim…

ORİJİNAL ADI: War For The Planet Of The Apes
YÖNETMEN: Matt Reeves
OYUNCULAR: Andy Serkis, Woody Harrelson, Steve Zahn, Terry Notary, Karin Konoval, Amiah Miller
YAPIM: 2017 ABD
SÜRE: 140 dk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI