Aydın Selcen
Aydın Selcen

Büyükada casuslar yuvası

Pazar, 9 Temmuz, 2017
Ne “terörist” ne “casus” gelip de İstanbul’un göbeğinde Büyükada’da bir otelde toplanmaz. İmzalar atıp, açık kimliklerle bir araya gelmez. Hele bir araya gelenler isimleri kamuya mal olmuş, alanlarında tanınmış kişilerse durum iyice absürt bir hal alır. ABD istihbaratı bu denli amatör mü ki, Henri Barkey gibi birine 15 Temmuz öncesi İstanbul’da açık toplantı düzenletip, gelişmeleri oradan yönlendirmeye çalışsın?

İstihbarat sözcüğü malum haber ile aynı kökten. Muhbir de öyle. Muhabir de. Baskıcı Arap rejimlerinin haberalma örgütlerinin adı olan muhaberat da. Haberleşme anlamındaki muhabere de. Bilgi değerli. Casusluk belki en eski ihtiyaçlardan biri. Düşünün, yüzyıllar önce diyelim, iki ordu bir meydan savaşına tutuşacak. Hasım ordugaha şöyle bir iki kişi gönderip gece karanlığında, sayılar, konumlar, silahlar hakkında bilgi tazelemek istersiniz. Yahut bir kaleyi ya da surlarla çevrili kenti zapt edeceksiniz. Oraya barış zamanı giren çıkan tüccarlardan aynı şekilde bilgi almak istersiniz. Belki kendinizden birini tüccar kisvesinde oraya gönderip, bu görevi öyle ifa edersiniz.

Ekrandaki “pixel” sayısının yüksek olması gibi çektiğiniz resmin granülaritesinin yüksek olmasını istersiniz. Diplomatlar, istihbaratçılar, askerler, belki işinsanları ve bunun gibi açık kaynaklardan elde ettiğiniz bilgilerle resmi mümkün olduğunca tamamlarsınız. Örnek olarak Kuzey Kore gibi kapalı toplumla, ABD gibi bir açık toplumun fotoğrafı doğal olarak farklı netlikte çıkar. Ama ülkenizin önceliğine göre kısıtlı kaynaklarınızı ayırırsınız. Bazı konularda dost ve müttefik ülkelerden gelen bilgilerle yetinebilirsiniz. Bazı dosyalar çok boyutlu bazıları tek boyutludur. Kişiler ilişkiler de kurmak da dahil olmak üzere, karar alma mekanizmalarını çözmek de önemlidir.

İstihbaratın devlet aygıtları içinde kurumlaşması ise kabaca II’nci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında olmuştur. Teşkilatlanma ülkeden ülkeye farklılık gösterse de, genellikle analiz ve operasyon ayrılır. Operasyonun bir alt başlığı olan istihbarata karşı koyma yurtiçinde size yönelik casusluk faaliyetlerini engellemeye yönelir. Hatta engellemekle de kalmaz bazen bu faaliyeti ortaya çıkarır, ama karşı tarafı yanıltmak için kendi istediği biçimde o ağı beslemeye devam eder. Bazen yumaktan bir ip çeker ama bekler tüm yumağı çözmeye çalışır. Bunların dışında özellikle günümüzde haberleşme güvenliği ve elektronik istihbarat da çok ön plana çıkmıştır. Hem bilgi almak hem karşı tarafa zarar vermek amaçlı.

İstihbaratçıya diplomat maskesi takmak en genelgeçer yöntemdir. Böylece casusa diplomatik dokunulmazlık edinilmiş olur. Ama her devlet kendi ülkesindeki diplomatik temsilcilikleri zaten belirli bir izlemeye tabi tutar. Kim gerçekten ne iş yapmaya çalışıyor anlamaya gayret eder. Müttefik bir ülkeye açık kimlikle istihbarat irtibat görevlisi de atanabilir. Zaten adı üstünde “müttefik” bir ülke, “hedef” değildir. Müttefik bir ülkeyi hedefe koymanın siyasi bedeli ağır olabilir. Tabii en değerli bilgi hedef ülkenin askeri stratejisine dair orijinal belgelere ulaşabilmektir. Bu da her zaman olacak bir iş değildir.

Böyle bir bağlantı kurabilen istihbaratçı açısından kaynağının güvenliğini korumak en önemli öncelik olur. Kaynakla hiç bir zaman kamuya açık otel gibi yerlerde buluşulmaz. Meraklı bakışlar, uzun kulaklar her yerde olabilir. Her buluşma suçüstü yakalanma tehdidi içerir. Basit bir işaret örnek olarak bir parkta bir ağacın üzerine tebeşirle çizilen yatay veya dikey bir çizgi belirli bir saat ve yerde ilk buluşma denemesine daveti anlatabilir. Yahut belirli bir parktaki kararlaştırılmış bir taşın altı belki bir posta kutusu işlevi görmektedir. Randevu yerine kadar istihbaratçı farklı yönlere gider, gerekiyorsa kılık değiştirir, ama yine de buluşma gerçekleşmezse tutup kaynağı telefonla arayıp “neredesin” diye sormaz.

Aslında bu tür heyecanlı olaylar da kırk yılda bir olur. Soğuk Savaş dönemi boyunca ABD, SSCB’nin en üst karar alma mekanizmasına sızamadı. Ama Ruslar İngiliz MI6’ine de, CIA’e ve FBI’ya da sızdı. Kiminde ideoloji etmendi, kiminde para. Kilit noktadaki kişinin her zaafı onu kaynağa dönüştürecek bir açık olarak da değerlendirilebilir. ABD’nin ise asıl yaptığı RFE gibi hür dünyadan haber getiren radyolara destek olmak, yasaklı Soljenitsin’in Gulag Takımadaları gibi kitapları minyatür boyutta milyonlarca bastırıp SSCB’ye sokmak gibi faaliyetlerdi. Neticede, SSCB’nin yıkılmasına ABD’nin toplam tüm örtülü oyun bozucu faaliyeti ne denli etkili olmuştur ayrıca tartışılır. Hatta, bugüne dek hangi büyük tarihsel gelişmeyi herhangi bir istihbarat teşkilatı ne kesinlikle hangi vadede önceden bilebilmiştir, bu da tartışılır. Bilgi kuşkusuz sizi bir adım öne taşır ama çoğunlukla raf ömrü de yani gizliliği de, işe yararlık süresi de çok kısıtlıdır.

Bir örnek vakada, ABD’nin Bin Ladin’in yerini bulmak için Pakistan ve Afganistan’da çocuk aşılama kampanyasını kullandığı anlaşılmış ve bu yöntem eleştirilmişti. Zaten, Bin Ladin’in sittin senedir Pakistan Gizli Servisi’nin gözetiminde, askeri okulun burnunun dibinde korunaklı bir evde ailesiyle yaşadığı ve dış dünyayla kuryeler aracılığıyla haberleştiği anlaşıldı. Pek çoklarına göre öldürülmesi de yine Pakistan Gizli Servisi’nin örtük onayı dahilinde gerçekleşebildi. Suikast de, spektakülerliği gereği, herhangi bir servisin bin düşünüp bir tercih edeceği bir yöntemdir esasen. Bir CIA Direktörü, yasadışına çıktığı “black ops” tarzı faaliyetleri için dahi, ABD Başkanı’nın yazılı talimatını imzalatıp, dosyasına mutlaka koymak zorundadır. Keza ABD örneğinde, CIA Direktörü, Kongre’nin Cumhuriyetçi ve Demokrat kanatlarının seçilmiş yeminli birer temsilcisine düzenli bilgi verir, soruları da yanıtlar.

Diyeceğim o ki, şu yukarıda belki konuya biraz meraklı bir ortaokul öğrencisinin dahi elinden çıkmış olabilecek satırlardan da anlaşılacağı üzere, ne “terörist” ne “casus” gelip de İstanbul’un göbeğinde Büyükada’da bir otelde toplanmaz. İmzalar atıp, açık kimliklerle bir araya gelmez. Hele bir araya gelenler isimleri kamuya mal olmuş, alanlarında tanınmış kişilerse durum iyice absürt bir hal alır. ABD istihbaratı bu denli amatör mü ki, Henri Barkey gibi birine 15 Temmuz öncesi İstanbul’da açık toplantı düzenletip, gelişmeleri oradan yönlendirmeye çalışsın? İstihbarata karşı koyma emniyetin işi mi ki, bir vatandaşın o toplantıyı örnek veren ayaküstü yaptığı ihbar üzerine, bilindik insan hakları kuruluşları temsilcilerinin dijital güvenlik konulu toplantısı terörizm veya casusluk (bilmiyoruz) gerekçesiyle basılsın?

Velhasıl insan hakları savuncularına dokunmayınız. Halkın seçilmiş temsilcileri olan siyasetçilere, avukatlara, akademisyenlere ve medya mensuplarına da. Bunlar bir ülkenin damarlarına oksijen pompalayan alyuvarlardır da zira. Oksijen bittiğinde, bu ülke hepimiz için yaşanmaz olur.

http://m.bianet.org/bianet/yasam/188098-buyukada-da-gozaltina-alinan-hak-savunuculari-kimdir


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI