Yılanın çatal dilinden: Soğuk Ve Temiz

Cuma, 7 Temmuz, 2017
Melike Uzun: "Kadın soyun, ailenin, devletin, insan türünün devamı ve bekası için verilen bir kurbandır"

Melike Uzun, Ateş Öyküleri ve Kürar‘dan sonra bu kez Defne’nin hikayesini anlatıyor bize Soğuk ve Temiz’de. Defne’ninki bir erginleşme, kadın ve kurban olma, nihayetinde sonunu kendi kendine tayin etme hikayesi. Mutlu biten bir son olmasa da… Melike Uzun’la Defne’yi ve hikayesini konuştuk. Soğuk ve Temiz‘i biraz o, biraz ben anlatalım size.

Defne’nin hikayesi, ismiyle müsemma Antakya’da başlıyor ama sonra nerelere savrulduğunu kestiremiyoruz. Melike Uzun’a bunu sorunca, “zamansız ve mekansız hikayeler yazma” çabasının başarıya ulaştığını düşünüp seviniyor. Yaratıcısının ifadesiyle “tuhaflık olarak görünen” bir güçle doğup büyüyen Defne, çocuk yaşta aile evinin, erken evliliğiyle de koca evinin hizmetine koşuluyor. Şiddet, hoyratlık, muhafazakar kültürün dayatmaları hepimiz gibi onun başına da bela. Ama Uzun, “ona biçilen bu rolü oynamasına izin vermiyor.” Defne’nin hikayesinin ümit veren yanı bu. “Farklılıkları ve korkutan belirsizlikleri tuhaflık olarak görmeye eğilimli” bir toplumun içinden, deliliğin ne yapsa yerindeliğiyle, tökezleye tökezleye, düşe kalka geçip gidiyor. Hep kendi içine gömülüyor. Dışarıda sevdiği şeyleri de yanına alarak içine akıyor. En çok sevdiğini kaybettikten sonra ise ondaki gücün bir silaha dönüştüğünü görüyoruz.

 

Melike Uzun

Melike Uzun

Peki, Defne’yi yaratırken kimden ilham almış Melike Uzun? Onu kendisi anlatsın:

“Romanı yazma sürecimin başında iki kadın vardı. Biri Hatice, diğeri de Canan. Canan, Antakyalı bir kadın. Beş yaşındaki kızı ameliyatta ölüyor. Bunun üzerine Canan Antakya’dan Bursa’ya gidiyor, garson olarak çalışmaya başlıyor ama birkaç sene sonra ameliyatı yapan doktoru öldürüp hapse giriyor. Hapisten çıkınca da kendini öldürüyor. Diğeri de zaten hepimizin bildiği Hatice Can. Bu iki hikayeyi kesiştirmek istedim ama yazacağım şey çok klasik olacak ve yukarıda sözünü ettiğim sömürüden payını alacak diye bambaşka bir şeye dönüştürmek istedim bu iki hikayeyi. Öncelikle iki kadının kayıp karşısındaki tavrını düşündüm. Ben ne yapardım? İntikam almak isterdim. Kadının intikamını anlatmalıydım. O zaman başka hikayeler kurmalıydım. Çünkü evladın kaybı hiçbir şeyle ölçülemez. Ve evlatlar erkek düzeninden kaynaklı ölüyorsa intikam almalı bu düzenden ve düzenin sürdürücülerinden.”

Oğlu Onur Yaser Can’ın polis şiddetinin yarattığı depresyondan kurtulamayarak intihar etmesi ve suçluların ceza almamasının da etkisiyle, Hatice Can’ın da fazla yaşayamayıp, aynı oğlu gibi, kendisini bir apartman penceresinden aşağı bıraktığını hatırlarsınız. Canan’ın hikayesini ise ben yeni duyuyor ve irkiliyorum.
Kitapta çok çarpıcı sahneler var. Bunlardan biri de Defne’nin oğlu Deniz ile birlikte şahit olduğu bir kurban kesme ritüeli. Hep kadınların ve eril tahakkümün dışına düşenlerin kurbanı olduğu bu sistemi maharetle anlatıyor Melike Uzun. Diyor ki:

“İstenen, alınıp verilen, satılan bir canlı olarak kadın kurbandır elbette. Soyun, ailenin, devletin, insan türünün devamı ve bekası için verilen bir kurban. Bir yandan da kurban etme, kurban verme, kurban olma kültürüyle kadına reva görülen varolma biçimi hep şiddetin bir parçası değil mi?”

Soğuk ve Temiz, Melike Uzun, İletişim Yayınları, İstanbul, 2017.

Soğuk ve Temiz, Melike Uzun, İletişim Yayınları, 130 sayfa, İstanbul, 2017.

Öyle! Hikayesi boyunca Defne’ye eşlik eden kokular ve yılan motifini anmadan geçmemeliyiz. Melike Uzun, hem Defne’yi, hem de yılanı temsil etsin diye kitabın adını Soğuk ve Temiz koymuş. Ne makbul, ne de evcil bir hayvan olan ama güçlü ve ürkütücü olan yılan, aslında hikayenin özünü çok iyi anlatıyor. Kokular ise görüntü ve sesin ardından uyaranlar hiyerarşisinin epey altına düşen bir duyum olarak, kendi başlarına konuşuyorlar. “Yaşadıklarını kokularla kodlayıp saklayan” yazar, birçok duygunun kokusunu da tarif ederek eşsiz bir okuma deneyimi yaşatıyor bize.


Funda Cantek kimdir?

Doğma büyüme Ankara'lı. Ama aslen Niğde'li. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okurken basın sektöründe çalıştı. Mezun olunca akademisyenliğe geçiş yaptı. 1994-2010 yılları arasında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde, 2010 yılından, 686 No'lu KHK ile ihraç edilene kadar Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde çalıştı. Kent sosyolojisi, kent tarihi, toplumsal cinsiyet, basın tarihi çalışma alanlarıdır. İletişim Fakültesi ve Kadın Çalışmaları Programı'nda lisans, yüksek lisans ve doktora dersleri verdi. Yabanlar ve Yerliler: Başkent Olma Sürecinde Ankara (İletişim Yayınları, 2003); Sanki Viran Ankara (der), (İletişim Yayınları, 2006); Cumhuriyet'in Ütopyası: Ankara (der) (Ankara Üniversitesi Yayınevi, 2011); Kenarın Kitabı (der) (İletişim Yayınları, 2014) ve İcad Edilmiş Şehir: Ankara (der) (İletişim Yayınevi, 2017) adlı kitapları, çalışma alanlarında çok sayıda makalesi, araştırması bulunmaktadır. Şehirleri keşfetmeyi, sokaklarda yürümeyi, fotoğraf çekmeyi, arşivlerde eşelenmeyi, okumayı sever. Tuna'nın annesidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI