Sînemaya Kurdî’de başka bir nefes

Cuma, 7 Temmuz, 2017
Bu yıl önce !f İstanbul’da gösterilen, ardından da Ankara Film Festivali’nde en iyi film ödülünü kazanan 'Genco', Kürt bir süper kahramanın maceralarını anlatıyor. Ali Kemal Çınar, yalnızca Kürt sineması değil, Türkiye sineması için de cesur bir dil.

‘Kürt sineması’ diye bir tanım kullanabilecek kadar film, olgu ve ortak özelliklerin ortaya çıkıp çıkmadığı henüz tartışma konusu. İran’daki Kürt yönetmenlerin filmlerini bir yanıyla ‘Kürt sineması’ içine koyabiliriz fakat diğer yanıyla da İran sinemasının karakteristiklerini de taşırlar. Aynı şekilde, Türkiye’deki Kürt yönetmenlerin filmlerinin dilini ve estetiğini Türkiye sinemasından ne kadar farklılaştırmayı başardığı da henüz tartışma aşamasında. Kaldı ki, dört parçaya bölünmüş bir halkın, her bir parçada yaratmaya çalıştığı kültürün ortak bir dilde buluşmasının zamana ihtiyacı olduğu kesin.

Ali Kemal Çınar

Ali Kemal Çınar

Türkiye’de ‘Kürt Sineması’ denilince ilk elden akla, Kürtçe çekilen, Kürt coğrafyasında geçen ya da Kürt karakterleri anlatan filmler geliyor ister istemez. Bu filmlerin çok büyük bir kısmı – haklı olarak- on yıllardır devam eden savaşa ve bu savaşın yaratığı yıkımlara odaklanıyor. Bundan birkaç yıl önce bu konuya dair bir yazıda savaşın yakıcı yanlarına odaklanın filmlerin yanında, özellikle 90’lı yıllardaki devlet şiddetinden kaçarak büyük şehirlere gelen Kürtlerin durumlarına dair hikayeleri sinemada görmenin vaktinin geldiğini yazmıştım. Annemin Şarkısı ve Toz Bezi böyle bir eğilimin göstergesi bir bakıma. İlginçtir, bu boşluğu doldurmaya aday yönetmenlerden birisi de ‘batı’daki büyük kentlerden değil Diyarbakır’dan çıktı.

SIRADAN BİR KÜRT’ÜN DERTLERİ!

Ali Kemal Çınar, ilk filmi Kurte Fîlm/ Kısa Film’den başlayarak, Kürt halkının günlük hayatının dinamiklerini feodalizm, beden ve kimlik meselesine dair yerinde ve komik göndermelerle anlatan bambaşka bir hikaye ve estetikle çıktı karşımıza. 30’unu geride bırakmış ve sinema yapmak isteyen ama hala babasının evinde yaşayan, babayla sorunları olan bir adamın hikayesiydi bu. Çınar, bir yandan herkesten farklı bir şey yapmak isteyen, öte yandan da herkes gibi olmanın olanaklarını arayan karakterinin günlük hayatın rutininde kontrolsüz savruluşunu da gösteriyordu seyirciye.

İkinci filmi, Veşartî/ Gizli’de ilk filmde emarelerini gördüğümüz ‘beden’ meselesi hikayenin merkezine oturuyordu. Yine kendisinin canlandırdığı Ali Kemal karakterinin erkeklikle hemhal olmuş dünyasının, kadın bedeni formuna dönüşme ihtimali ve bu altüst oluşun mizahı filmin en güçlü yanıydı. Ali Kemal Çınar, politik film yapmıyormuş gibi görünse de aslında beden formunun günlük hayattaki iktidar ve güç ilişkilerinde ne kadar belirleyici olduğuna dair sağlam bir politik mizahla örüyordu hikayesini.

YARIM BİR SÜPER KAHRAMAN

Bu yıl önce !f İstanbul’da gösterilen, ardından da Ankara Film Festivali’nde en iyi film ödülünü kazanan Genco ise önceki filmlerindeki dil ve estetik ile tutarlı başka bir absürt hikayeye davet ediyor seyirciyi. Bugünden itibaren sınırlı sayıda da olsa salonlarda kendisine yer bulabilecek olan film, Kürt sinemasına ‘ilk süper kahraman filmi’ olarak not düşülecek belki ama derdi bunlardan daha fazlası. Ali Kemal Çınar, ‘sınırlı süper güçleri’ olan bir karakter olarak insanlığa yardım etmenin yollarını ararken, güçleri yanlış zamanlama sonucunda başka birine geçiyor.

Bir yandan, Ali Kemal’in güçlerini geri almak için yürüttüğü mücadelenin komedi ile bezeli izlerini takip ederken, alttan alta gücün gerekip gerekmediği ve aslında sınıfsallığıyla ilgili durumlara da şahit oluyoruz. Nihayetinde 30’larını geride bırakmış ve Diyarbakır’da vegan kafe açma hayalleri kuran bir apartman sakini olarak Ali Kemal’in gücün kendisinden daha da ‘alt sınıfta’ olan birisinde olmasını kabullenememesinde yatıyor bu sınıfsallık. İnsanın sınırlı da olsa ‘güç’ ile kurduğu ilişkinin, ona sahip olmanın vereceği güvenin bu garip ironisi filmin alt metninde sapa sağlam duruyor.

Ali Kemal Çınar sinemasının güçlü metinlerinin görsel tasarımları ilk filminden itibaren eleştirilerin hedef noktasını oluşturuyor. Örneğin diyalogların çoğunlukla kanepede oturan iki kişi arasında geçmesi, – ikinci filmdeki konuşanı göstermeme buluşu dışında- birbirinin aynısı olması filmlerde mizansen duygusuna fazlaca önem verilmediği hissi yaratıyor. Bunun filmlerin düşük bütçelerle kotarılmış olmasıyla ilgisi var hiç kuşku yok ki. Ama asıl sorun, bir yanıyla sakil duran ancak öte yandan da sarkastik olduğu su götürmez bu mizansen anlaşışının ne kadarının yönetmenin kontrolünde ne kadarının ise yapılabilecek en iyi şey o olduğu için hayata geçirilip geçirilmediğinde düğümleniyor.

Ali Kemal Çınar, üç filmin ardından yalnızca Kürt sineması değil, Türkiye sineması için de cesur bir dil ve estetik arayışına örnek olarak özel yere sahip oldu. Ancak şimdi yeni bir eşiğin kapısında duruyor gibi görünüyor. Hikaye bulmak ve yazmak konusundaki özel mahareti bir yana; Ali Kemal Çınar, sinemasının görsel dünyasını biraz daha geliştirmekle, aynı şeyleri tekrar etmek arasında bir yerlerde duruyor. Sinemanın görsel dünyasını geliştirmekten kastımız başka türlü bir estetik dile meyletmek değil, anlatıdaki absürtlüğün görsel olarak daha güçlü aktarılmasını sağlayacak yönetmen becerileridir tabii ki.

YÖNETMEN: Ali Kemal Çınar
OYUNCULAR: Ali Kemal Çınar, İhsan Şakar, Salih Demir, Teymûr Evdikê
YAPIM: 2017 Türkiye
SÜRE: 80 dk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI