Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

Moskova ile Pekin’in muhteşem yüzyılı mı?

Cuma, 7 Temmuz, 2017
Bu ziyaretin en önemli yanlarından birisi iki liderin serbest ticaret konusunda ABD ile Anglosakson dünyanın aksine benzer bir tutumu paylaşması ve vurgusu. En son Tek Yok Tek Kuşak Projesi Zirvesi'nde iki lider yine serbest ticaretin teşvik edilmesini ve önüne engel konulmamasını talep etmişti. Bu fikirdaşlığın Hamburg G20 öncesi dillendirilmesi New York ve Londra’ya açık bir mesaj taşıyor.

Uluslararası gündem bugün başlayan G20 zirvesine odaklanmışken, hafta başında Moskova ile Pekin arasında iki günlük önemli bir görüşme gerçekleşti. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping iki günlük ziyaret için Moskova yollarına düştü. Xi göreve geldiği 2013’ten bu yana 22 kez mevkidaşı Vladimir Putin’le bir araya geldi. İki günlük ziyarete Xi’nin “İki ülke tarihinin en iyi dönemini yaşıyor” sözleri damga vurdu. Acaba Pekin yönetimi bu sözleriyle “dert çok ama ancak bu kadar oluyor” mu demek istedi, yoksa muhteşem yüzyılın kapısı aralandı mı?

ENERJİ ODAKLI HAMLELER

Rusya ile Çin uzun yıllardır stratejik işbirliği ortağı. Ancak ilişkiler enerjinin kolaylaştırıcılığında ilerliyor. Rusya doğal gaz ve petrolde güçlü bir üretici. Pek çok üretici gibi enerji ürünlerinin ihracı ve enerji sektörü Rusya ekonomisinin can damarı. Üretici ülkelerin son 20 yıllık dönemde petrol fiyatları üzerindeki gücünün azalması ve doğal gazda LNG ile gelen rekabet, üretici ülkeler arasında pazar rekabetinin çetin geçmesine neden oluyor. İşte ivmeli büyüme yakalayan dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin pazarında, payını artırma Rusya için bu nedenle çok önemli. Moskova 2016’da en yakın rakibi Riyad’ı geride bırakarak Çin’in ilk sıradaki petrol tedarikçisi oldu. Nitekim görüşmede imzalanan anlaşmalar petrol ve doğal gazda bu pazar payını korumayı ve artırmayı hedefliyor.

Örneğin Rosneft ile China Energy Company Limited (CEFC) Rosneft’in perakende sektöründeki alanlarının bir kısmının satılması için stratejik işbirliği anlaşması imzaladı. Rus petrol devinin yaklaşık 3 bin dolum istasyonu, 150 civarı petrol depolama kompleksi ve binin üzerinde yakıt tankeri var.

Benzer biçimde doğal gaz devi, Gazprom, Çin’e yıllık 38 milyar metreküp (bcm) gaz akışı sağlayacak olan Sibirya’nın Gücü (Power of Siberia) doğal gaz hattının 2019’da faaliyete geçeceğini duyurdu. Projenin ilk adımı Rusya’nın Ukrayna krizinde üstlendiği rol nedeniyle Batı yaptırımlarıyla karşı karşıya kalınmasından sonrasında atılmıştı. 30 yılda Rusya’dan Çin’e toplam yaklaşık 1.15 trilyon metreküp akışı sağlayacak projenin değeri 400 milyar dolar. Gazprom’dan gelen bu haber proje planlandığı gibi gidiyor mesajı vermesi açısından önemli. Dahası bu adımla Gazprom’un Avrupa karşısında eli güçlendi. Çin ise güvenilir ve ucuza gaz akışı sağladığı bir tedarikçi buldu. Aslında bu hatta dair görüşme yaklaşık on yıldır sürüyor ancak fiyat anlaşmazlığı başta olmak üzere taraflar uzlaşamıyordu. Ancak Moskova’nın Batı pazarında karşılaştığı yaptırımlar, daha çok Çin’in lehine olacak şekilde 2014’te anlaşmanın imzalanmasına zemin yarattı.

Enerji şirketleri, büyük çaplı projeleri hayata geçirirken genellikle bankalardan kredi alır. Ancak Batı’nın yaptırımlarıyla, buradaki bankaların kapıları büyük ölçüde Rus şirketlere kapandı. Bu noktada Gazprom geçtiğimiz yıl, 2 milyar Euro’luk krediyi Bank of China’dan aldı. Dahası, Çin Kalkınma Bankası ve Rusya Doğrudan Yatırım Fonu 11 milyar dolarlık bir fon kurdu. Fon, Tek Kuşak Tek Yol ve Avrasya Birliği öncülüğündeki projelere destek olacak. Yani Çin biriken sermayesi için akacak bir mecra bulurken, Rusya finansal ve ekonomik bağımlılığını Batı’dan Çin’e kaydıracağa benziyor.

ENDİŞELERİ SAYMAZSAK HER ŞEY YOLUNDA

Xi ve Putin’in basın toplantısı öncesinde kameralar önünde işbirliği yapılan alanlardaki isimleri sahneye davet etmeleri, “sadece bu konuda uzlaşmış olabilirler mi?” sorusuna zemin yaratıyor. Zira abartılı muhteşem güzellemesi ticari ve ekonomik verilerin üzerini örtmeye yetmiyor. Örneğin Çin dünyadaki en önemli ihracatçıların başında geliyor. “Made in China” damgalı ürünlerin sevk edildiği ilk on ülke arasında Rusya yok mesela. Çin’in Rusya ihracı 2016 verilerine göre 38.09 milyar dolar. Toplam Çin ihracındaki payı yüzde 1.8 ve Moskova bu oranla Çin’in en önemli 15’inci ticari ortağı. Buna karşın lider konumdaki ABD’nin Çin ihracındaki payı 388.1 milyar dolarla yüzde 18.3.

Benzer biçimde Rosneft’in geçen yıl özelleştirilmesi sürecinde Çinli şirketlerin istekliliğine karşın, Rusya Katar ve Glencore’a en değerlisinin kapısını açmıştı. Rusya’nın Rosneft’in alt şirketlerini Çinli şirketlere açsa da Rosneft’in kendisini açmıyor oluşu, kontrollü ortaklıklarla aşırı bağımlılıktan kaçınma olarak yorumlanabilir. Diğer bir sıkıntılı başlık Çin’in Tek Yol Tek Kuşak Projesi ve buna ilişkin Rusya’nın kaygıları. Öncelikle Rusya, şaşalı siyasi takdimlere karşın, projede kendisine yeteri kadar alan açılmadığını düşünüyor.

Çin’in Rusya’yı ekonomik olarak zora sokabileceği bir diğer konu, Orta Asya ve Avrasya bölgesinde günbegün artan ağırlığı. Rusya’nın 1993 Yakın Çevre Doktrini ile arka bahçesi ilan ettiği bölgede Çin ekonomik varlığını güçlendiriyor. Söz konusu coğrafya, yalnızca Rusya’nın güvenliği açısından değil, Rusya ihracatının temel rotası olması bakımından da önemli. Yaklaşık beş yıl önce Rusya buradaki ticarette liderken, halihazırda Çin ihracatta pek çok bölge ülkesinde ilk sıraya yerleşmiş durumda. 2015’te Rusya öncülüğünde hayata geçirilen Avrasya Birliği’nin yeteri kadar yol kat edememesindeki Çin faktörü. Avrasya Birliği Rusya dışında Belarus, Kazakistan, Kırgızistan ve Ermenistan’dan oluşuyor. Rusya’nın bölgeye yönelik proje ve yatırımları çoğu kez ekonomik sıkıntılar nedeniyle ertelenirken, Çin’in güçlü ekonomisi ve ajandası çerçevesindeki yatırımları, Kırgızistan ile Kazakistan tarafından memnuniyetle karşılanıyor. Benzer biçimde bölgedeki Çin’in en büyük doğal gaz tedarikçilerinden Türkmenistan’da da güzler gülüyor. Hatırlatmakta fayda var ki, yıllarca Türkmen gazı, sadece Moskova üzerinden küresel pazarlara ulaşabiliyordu. Ancak Çin, Türkmenistan’la anlaşarak Türkmenistan ile Çin arasında doğrudan bir hat inşa etmiş ve Rusya’nın transit tekelini kırmıştı. Kısaca “Rusya’nın arka bahçesi”yle Çin’in artan ekonomik ve enerji akış hacmi, Moskova’nın burada gücünü yitirme korkusunu perçinliyor.

ÇİN, RUSYA, ALMANYA VE JAPONYA: SERBEST TİCARETTEN YANAYIZ

Bu ziyaretin en önemli yanlarından birisi iki liderin serbest ticaret konusunda ABD ile Anglosakson dünyanın aksine benzer bir tutumu paylaşması ve vurgusu. En son Tek Yok Tek Kuşak Projesi Zirvesi’nde iki lider yine serbest ticaretin teşvik edilmesini ve önüne engel konulmamasını talep etmişti. Bu fikirdaşlığın Hamburg G20 öncesi dillendirilmesi New York ve Londra’ya açık bir mesaj taşıyor. Dahası G20’ye ev sahipliği yapan Almanya da ikiliyle aynı fikirde. Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Trump’ın korumacı önlemleri gündeme getiren sözlerine karşılık Mart ayındaki CeBİT Fuarı’nda “Biz serbest piyasadan, serbest ticaretten yanayız. Kesinlikle hiçbir bariyerden yana değiliz” demişti.

Trump dönemiyle beraber ABD ve geçtiğimiz yıl Brexit süreciyle AB’den ayrılan İngiltere korumacılığı savunurken; Çin, Rusya, Almanya serbest ticaret yanlısı bir tutum alıyor. 6 Temmuz 2017’de Japonya-AB Serbest Ticaret Anlaşması’yla ABD’nin kıdemli müttefiki Japonya da üçlünün yanında yerini aldı. Böylece küresel serbest ticaretin savunucuları güçlü bir küresel söylem yakaladı. Dolayısıyla Putin, Xi, Abe, ve Merkel ile Trump arasında zirve boyunca hararetli bir ekonomik tartışmanın yapılacağı beklenebilir.

Çin ve Rusya ilişkilerindeyse ABD’nin baskın küresel pozisyonuna, Asya-Pasifik’teki faaliyetlerine, NATO genişlemesine yönelik ortak seslilik yakalanmış durumda. Buna karşın ekonomik ilişkilerinde Rusya’nın enerji tedarikçisi konumu ve Çin’in artan enerji talebi üzerine kurulu denklemin çok da ötesine geçilmiş değil. Dahası Çin’in artan ekonomik sermayesini, şimdilik, ekonomi temelli projelerle Rusya’nın arka bahçesine yayması Rusya için geleceğe dönük bir tehdit görünümünde. Avrasya Birliği ile Tek Yol Tek Kuşak Projesi’nin uyumla mı yoksa çatışmayla mı geçeceği henüz net değil. Dahası Rusya’nın yıldan yıla artan bağımlılığı… Özellikle ekonomik ve enerji temelli bu durum Rusya’nın ileride başını ağrıtabilir. Yani iki ülke küresel siyasette ABD faktörü karşısında sıkı bağlar kurmuş olsa da ABD aradan çekildiğinde yüzyılın en gözde ilişkisi vasat bir hal alabilir.


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI