Nuriye ve Semih 119'uncu günde

Çarşamba, 5 Temmuz, 2017
Biz saymaya zorlanırken onları giderek hayattan ve sağlıklarından uzaklaştıran açlık grevi günleri, siz bu yazıyı okurken başlıktaki gibi 119’a ulaşmış olacak. Onların sağlıkları ve hayatları bizim aklımız, havsalamız, idrakımız tehlikede.

Hiçbir şey şu an Nuriye ve Semih’in hayatından daha önemli değil. Şu an tek öncelik Nuriye ve Semih’in can sağlığı. Onların yaşama döndürülmesini, hayata tutunmasını sağlamak şu an biricik öncelik. Onlar hayata tutunduktan sonra istediğimiz kadar konuşalım. Dilediğimizi suçlayalım. Ama şimdi sırası değil. Kutsal olan yaşam hakkı. İnsan hayatı ve onuru, her türlü siyasi, idari, hukuki gerekçenin önünde ve üstünde.

Açlık grevi, bir hak savunusu yöntemi olarak etik açıdan çokça tartışılmayı hak eden bir eylem biçimi, kabul. Ama şimdi sırası değil. Hatta sevgili Yıldız Ramazanoğlu’nun zarifçe “etrafındaki hale” isimlendirmesiyle dile getirdiği iradelerinin ele geçirilme hali de çok büyük ve çokça konuşulmayı hak eden ciddi bir sorun. Hatta Zeynep Direk’in kimilerini “iki açlık grevcisi etrafında toplanarak özneleşmeye çalışma” eleştirisinden de bir adım öteye geçmek pek mümkün. Hiçbir zaman bu denli zarif ve esnek ifadeyi beceremediğimden olsa gerek bir gün “ölüme yat(ırıl)anlar” demek niyetindeyim. Ama şimdi sırası değil. Biliyorum daha önce şimdi sırası değil diyerek hakikati söylemeyi ertelemenin ahlaki bir sorun ve siyasi çıkarcılıktan başka bir şey olmadığını yazmıştım. Hâlâ aynı sözümün arkasındayım. Ancak bahsettiğim siyasi ya da kişisel kâr-zarar hesabı sonucu gerçekleştirilen bir erteleme için geçerli. Bense şu an hiçbir siyasi, ahlaki, vicdani, felsefi vs. mülahazanın insan hayatından önemli olmadığı düşüncesiyle erteliyorum.

İktidar da süre gelen hak ihlallerine az mola vermeli. Nuriye ve Semih’i hayata döndürmek öncelikle iktidarın görevi. Hem cezaevinde oldukları hem de zaten açlık grevinin sebebi iktidarın icraatları olduğu için iktidar sorumlu. Nuriye ve Semih’in uğradığı hak ihlali karşısında yargı yolu açık olsa açlık grevi gelmezdi akıllarına. Yani asıl etik sorun insan bedenini silaha dönüştürecek denli çaresiz bırakan baskı rejimi. “İnsanların savunma hakkı kutsal” ilkesini ağzından da duyduğumuz Başbakan Binali Yıldırım liderliğindeki iktidarın çıkardığı KHK ihraçları, asıl sorun. Hukuk önünde savunma hakkı tanımadan verilen idari hükümler, asıl sorun. Asıl sorun yargısız infazı yönetim sistemine dönüştüren, bitimsiz OHAL uygulaması.

“Onlar ve onlar gibilerin seslerine kulak verilmeli.” Cümlesinin de yer aldığı yazısıyla yetkililerin dikkatini Nuriye ve Semih’in uğradığı haksızlığa ve süren açlık grevine çekmeye çalışmıştı, Lütfü Oflaz da. İktidarın –yakın zamana kadar- kıymetini bildiği ender kalemlerden Oflaz, linkteki yazısını açlık grevinin 70’inci gününde kaleme almış. Üzerinden kaç gün geçti, yetkililerden çözüm yok. Yıldız Ramazanoğlu da yukarıda linkini verdiğim ve “İnsan hayatı üzerine inatlaşma olmaz. Yetkililerin de, hatırlarını sayacakları insanların da harekete geçip yaşam için ikna etmeleri tek dileğimiz.” cümleleriyle tamamladığı yazısını 111’inci günde kaleme almıştı. Biz saymaya zorlanırken onları giderek hayattan ve sağlıklarından uzaklaştıran açlık grevi günleri, siz bu yazıyı okurken başlıktaki gibi 119’a ulaşmış olacak. Onların sağlıkları ve hayatları bizim aklımız, havsalamız, idrakımız tehlikede.

Yönetenleri, tüm organlarıyla iktidarı, bu sorunu yaratanları uyanmaya çağırıyorum. Hukuktan, hak ihlallerini durdurmak görevlerini yerine getirmelerinden filan umudu kestim. Vicdanlarına sesleniyorum. Hak ihlallerine biraz mola verin. Nuriye ve Semih için gerekeni yapın. İki insanın hayatından daha “haklı” değil hiçbir gerekçeniz.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI