Önder Algedik
Önder Algedik
  • oalgedik@gazeteduvar.com.tr

Gıdada gümrük vergisi indirimi kime yarıyor?

Salı, 4 Temmuz, 2017
Türkiye 20 yıl evvel tarımda kendine daha yetebilir ülke iken şimdi öyle değil. Türkiye şimdi geçmeyeceğiniz köprünün parasını sizden çıkartan bir ekonomik modele sahip. Genel politika böyle şekillenirken gıdada aynı politikanın olmadığını söyleyemeyiz. Peki burada gıdada gümrük vergisi indirimi kime yarıyor?

2014 yılında dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından bir genelge ile kurulan ve son başbakan Binali Yıldırım imzalı bir genelge ile yapılandırılan Gıda Komisyonu bir karar aldı. Alınan karar Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak 27 Haziran’da Resmi Gazete’de yayınlandı.

Tam adı “Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi” olan komitenin kararı ile canlı hayvan, karkas et ve hububat ürünlerinin ithalat gümrük vergisi düşürüldü. Gıda Komisyonu üyeleri yaptığı açıklamada farklı çalışmalara dayanarak böyle bir karar aldıklarını belirttiler. Ayrıca amacın optimal denge yakalayarak hem üretici beklentileri hem de tüketici tarafında fiyatların makul bir seviyede olmasını sağlamak olduğunu ifade ettiler. Çalışmaların ne olduğunu kimse bilmiyor, ortalıkta gezen bir rapor yok. Üreticinin ve tüketicinin burada kim olduğunu kimse bilmiyor. Herhalde çiftçi burada üretici değil. Yüksek girdi maliyeti olan çiftçi olsaydı hububat ithal edilmezdi.

Son birkaç yıldır Türkiye’de gıda enflasyonu gıda dışı enflasyondan yüksek. Yani işçi sınıfı enflasyon oranında zam alırken gıdada maaş artışından daha yüksek bir oranda, gıdaya para ödüyor.

Türkiye 20 yıl evvel termik santrallerde ithal kömür yakmaz iken şimdi yakıyor. Türkiye 20 yıl evvel tarımda kendine daha yetebilir ülke iken şimdi öyle değil. Türkiye şimdi geçmeyeceğiniz köprünün parasını sizden çıkartan bir ekonomik modele sahip. Genel politika böyle şekillenirken gıdada aynı politikanın olmadığını söyleyemeyiz. Peki burada gıdada gümrük vergisi indirimi kime yarıyor?

YERLİ POLİTİKA İTHALATI PATLATIYOR!

Yerli kömürü destekliyorum diyen Türkiye 1990’da sadece bir birim kömür ithal ederken, bugün bu oran beş hatta altı birime çıkmış durumda. Tarımda da durum bu. 2003-2016 yılları arasında 63 milyon ton hububat ithal ederek 17,5 milyar dolar ödeme yapılmış. Hem hububat hem de et ithalatı son yıllarda hızla artıyor. Aynı dönemde tarım için 90 milyar TL destek sağlanmış ama bu bile ithalatı arttırmak için kullanılmış. Çünkü aynı dönemde gıda maddeleri ve tarımsal ham maddeler ithalatı 171 milyar doları aşmış.

Peki neden ithalatı arttırıyorlar?  Neden ithalatın önünü daha fazla açıyorlar? Her yaptıkları çiftçiyi fakirleştiriyorken üretici kim burada? Hasat vakti hububat ithalat vergisini azaltma kararı çıkarsa kim çiftçiden buğday alır?

Yoksa üretim ilişkileri yeniden mi şekilleniyor?

TARIMDA ÜRETİM İLİŞKİLERİ ŞEKİLLENİYOR

Tarım ürünleri politikalarına, fiyatlarına, kimin üretici olduğuna ya da olmadığına herkes adına Gıda Komitesi karar veriyor. O komitenin elinde ne var bilmiyoruz ama bizim sektörden aldığımız bilgiler aslında sektörde tekelleşme çalışması olduğunu, burada de üretim ilişkilerinin yeniden şekillendiğini gösteriyor.

Perakende sektörünün sarayları AVM’ler ise, amiral gemisi ise gıda sektörü. Perakende sektörüne dair raporlara göre bütün sektör 2015’te toplam 663 milyar TL ciro yaparken, gıda perakendesi 411 milyar TL ciro ile en büyük oyuncusu oldu.

– Süper marketlerin payı hâlâ geleneksel bakkal ve marketlerden küçük. TÜİK verilerine göre geleneksel gıda perakendecileri ve kayıt dışı gıda alışverişleri 2015’te 316 milyar TL ciro yaparken organize gıda perakendecileri 95 milyar TL ciro yapmış.

– Organize gıdacıların rakibi geleneksel gıdacılar. Perakende sektöründe organize gıdacılar yüzde 14 paya sahip, ama bu hali ile geleneksel gıda perakendeciliği yüzde 48 paya sahip.

Bu üç nokta bizi dördüncü noktaya çıkartıyor. Madem geleneksel bakkal ve marketler süpermarketlerin rakibi. O zaman hem büyümeli hem de onlardan pay almalı. Ama nasıl?

İNDİRİM MARKETLERİ BAKKALLARI ÖLDÜRÜYOR

2017’nin ilk dört ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre bakkalların cirosu düşerken, 400 metrekareden küçük süpermarketlerin cirosu artmış. Ciro artışı ise tam yüzde 25,8. 400 metrekareden küçük bu marketler her mahalleye, kasabaya kadar giren daha çok indirim marketleri. En büyük üç indirim marketi 2016 yılı sonu itibariyle 16 bin mağaza ile ülke sektörünü belirliyor. 2017’de 2 bin yeni mağaza daha açacaklar. Bunlardan sadece BİM’in bir yıldaki satış artışı koca perakendeci devlerinin pek çoğunun bir yıllık satışından fazla. 2016 yılında satışlarını yaklaşık 2,2 milyar TL artmış!

İNDİRİM MARKETLERİ ÜRETİCİ DEĞİL AMA…

Biri 1995’te, diğeri 2008 yılında kurulan Bim ve A101, bugün Türkiye’nin iki büyük perakende devi. Diğerlerini de hesaba kattığımızda geleneksel gıdadan büyük değiller ama bir çiftçiden, bir tüketiciden hatta bir fabrikadan bile büyükler. İstedikleri ürünü ürettirebiliyorlar, istedikleri ürünü alabiliyorlar. Et ve hububat vergileri işte bu şirketlerin üreticileri ile ilgili. Çünkü bu gıda perakendecilerine mal tedarik eden fabrikalar artık daha ucuz et ve hububat ham maddesi alabilecek. Diğer yandan geleneksel gıda sektörünün üreticisi olan küçük ve orta büyüklükteki çiftçiyi öldürmüş olacaklar.

PAZARDAN ALIŞVERİŞ KURTARMAZ!

Gıda sektörünün tekelleşmesine karşılık mahalle pazarı ve bakkaldan alışveriş yapmak bugünün sorununu çözmüyor. Bugün organize gıdacılar üretim biçimini, üreticinin ürününü, fiyatını belirliyor. Gıda Komitesi ise bu üreticilerin seveceği ucuz et ve hububat ham maddesi sağlamanın yolunu açıyor. Burada bir bakkal, bir pazarcı veya tüketicinin tek başına bir gücü ve karşılığı yok. Bugün üreticiden 30 kuruşa domatesi alıp üç TL’ye halka satanlar bu büyük market zincirleri ve onlarla çalışan aracılar değil mi? Bu fiyat uçurumunu yaratan aracılar sayesinde, köylü pazarları hariç, mahalle pazarlarında da benzer fiyat uçurumu yok mu?

TANZİM SATIŞLARI HATIRLADINIZ MI?

1970’lerde İzmir Belediyesi yoksul kesime ucuz et, sebze-meyve yedirmek, kışları kömürü piyasaya göre daha ucuza almalarını sağlamak için “Tanzim Satış” adı verilen mağazalar sistemini kurdu. Önce İzmirlilerin, sonrada Egelilerin ihtiyaçlarını karşılarken bugün başka bir yere geldi. Tansaş olarak bildiğimiz bu perakende zinciri bugün Migros’un bir parçası. Migros ise 1954 yılında İsviçre Migros Koopretifler Birliği ve İstanbul Belediyesi tarafından kurulmuştu.

O gün halkın ihtiyacını ucuz karşılamak için kurulan bu oluşumlar bugün gıda sektöründe tekelleşmesinin asıl oyuncuları oldular.

VERGİ İNDİRİMLERİ TEKELLEŞME İÇİN

Çok açık ki ithalat bağımlılığı üreticiyi yok ederken tüketiciyi ithalata ve ithalatı kontrol edenlere bağımlı kılacak. Bugün bir tanzim satışa ihtiyacımız olduğu kesin. Ancak bu tanzim satış tekelleşme için değil, tam tersi “gelenekselleşme” için olmalı.

Et ve hububat ithalatında vergiler düşürülerek gıda fabrikalarının maliyetleri düşürülecek. Bu düşüş organize gıdacılara ve özellikle indirim marketlerine yarayacak. Onlar ucuz ürün satarken küçük çiftçi batacak, ucuza tarlasını satacak, şehirde işçi bile olmayacak. Siz de bakkaldan ve pazardan alışverişe devam ederek direnmek isteyeceksiniz. Ne zaman onların rekabet oyunun değil de dayanışma ve işbirliği oyununu oynarız, o zaman Gıda Komitesi’nin dikkate almadığı birer üretici ve tüketici olmaktan kurtuluruz.


Önder Algedik kimdir?

Proje yöneticisi, enerji ve iklim uzmanı, aktivist. Çeşitli sektörlerde proje yöneticiliği yaptıktan sonra son yıllarda iklim değişikliği ve enerji alanında uzman olarak çalışmaktadır. Tüketici ve İklimi Koruma Derneği yönetim kurulu üyesi olup 350ankara.org iklim aktivist grubunun kurucularındandır. Yaptığı çalışmaları ve değerlendirmeleri daha önce Cumhuriyet Enerji'de kamuoyu ile paylaşırken, aynı zamanda yesilekonomi.com'da da yazmaktadır. Raporlarına ve arşivine http://www.onderalgedik.com/ adresinden ulaşılabilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI