Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Bilginin evrimi gözlere konuşunca

Salı, 27 Haziran, 2017
Medeniyetin boy ölçüsünü gözle görülür şekilde almamıza vesile olan ve "Devlet" denen bünyenin 'estetiğinin' arkeolojisine de girişen "Gözlere Konuşmak" sergisi, bilginin imgeye evrilme hikâyesini, Mimar Sinan'ın İstanbul Üsküdar deniz kıyısındaki 1580 tarihli Şemsi Paşa camisinin önüne bile büyük bir vizyonerlikle (!) dolgu yapılabilen şu günlerde, hayli önemli bir zamanlamayla, bayram şekeri gibi, ama hayli şifalı bir ilaç misali, pek çok soruyu kamuoyuna yeniden sunmayı başarıyor.

ABD çıkışlı Columbia Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin (GSAPP) bir girişimi olarak, İstanbul Salıpazarı Meclis-i Mebûsan Caddesi üzerinde, 35A numaralı yapıda kurulan Studio-X İstanbul, aslen küresel bir ağın parçası. Bir ‘kent laboratuvarı’, sivil bir insanlık kampüsü Studio X. Görsel sanatlar, mimarlık, sosyoloji ve tarih gibi, pek çok disiplinle randevulaşan analitik, bereketli projeleriyle tanınıyor.

İşte, Amman (Ürdün), Pekin (Çin), Johannesburg (Güney Afrika), Rio de Janeiro (Brezilya) ve Mumbai (Hindistan) ile de geniş bir trafiğe vesile Studio-X İstanbul’da, 18 Mayıs’ta açılan, 7 Temmuz’a dek devam eden ilginç bir sergi var.

Sergi normalde, ilk bakışta, durduğu yerde sakin sakin duruyor. Özgün belgelerle sabırla okunmayı bekliyor. Ancak öngördüğü ‘okumalar’, gün geçtikçe ondan da hareketli hale geliyor, ilginçleşiyor. Çünkü Türkiye bir süredir, Cumhuriyet rejiminin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde hayata geçirilmiş kurucu siyasal partisi CHP’nin şu anki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara – İstanbul güzergâhında elinde taşıdığı, beyaz dikdörtgen üzeri kırmızı küçük Türkçe ‘kalın’ harfler ile ‘adalet’ yazılı mesaj/uyarı pankartının temsil ettiklerine dair, çoklu bir tartışmanın içinden geçiyor.

Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü, basın ve kimi aydınların nezdinde, Hindistan’ın ruhani lideri ve siyaset adamı Mahatma Gandi’nin 12 Mart 1930’da Büyük Britanya’nın totaliter, sömürgeci ticari ve siyasal rejimine karşı ülkesinde başlattığı ve arkasına binleri aldığı yaklaşık 400 kilometrelik “Tuz Yürüyüşü” misali gündeme getirdiği, “adalet” yürüyüşü ile de ilişkilendiriliyor.

Hatırlanacağı üzere, 61’indeki Gandi’nin ‘sivil itaatsizlik’ ve ‘pasif direniş’ olgularını harmanladığı bu yürüyüşü, Hindistan Gujarat Eyaleti’nin Başkenti Ahmedabad yakınlarındaki Sabarmati Aşram’dan, Hint Okyanusu kıyısındaki Dandi köyüne değin 388 kilometre sürmüş ve 24 gün boyu devam etmişti.

Bu sergi vesilesiyle andığımız Gandi ile Atatürk’ün / CHP’nin ne ilgisi var diyecek olanlar çıkabilecektir; ancak “Tanrı’nın dini yoktur,” gibi bir sözü de sarfetmiş bu evrensel figürün ta kendisi, vaktiyle şunu da zikretmişti: “Mustafa Kemal İngilizler’i yenene dek, Tanrı’yı da İngiliz zannederdim.”

e1

E buna, Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim müfredatından birkaç gün evvel çıkarılan ‘evrim’ teorisinin kamuoyu ve uluslararası medya ile bilim – yazın dünyasındaki (Richard Dawkins gibi) tepkilerini de eklediğimiz zaman, geç Osmanlı tarihinden günümüze, ‘bilgi’nin ‘görsel evrimine’ eğilen Ömer Durmaz küratörlüğündeki bu disiplinler arası serginin kıymeti, samimiyeti, harareti daha iyi sezilebiliyor.

Sergileme ve Kimlik Tasarımı Erman Yılmaz ve Sarp Sözdinler’e ait etkinliğe katkıda bulunan diğer tasarımcılar şöyle:Anıl Yanık, Barış Atiker, Burak Arıkan, Daniele Savasta, Deniz Cem Önduygu, Emrah Kavlak, Emre Parlak, Gökhan Ersan, Mahir Yavuz, Mehmet Gözetlik, Refik Anadol, Tuğcan Güler ve Ziyacan Bayar.

“Gözlere Konuşmak” sergisinin sağlam bir akademik danışma kurulu da var. Listede, Emin Nedret İşli, Gökhan Ersan, İlhan Bilge, Mehmet Ö. Alkan, Murat Güvenç, Özlem Özkal, Sadık Karamustafa ve Tuğcan Güler yer bulurken, görsel baskıda 3T Reklam ve A4 Ofset’i anabileceğimiz girişime yoğun bir editoryel katkı da, Aybala Yentürk, Şerafettin Dedeoğlu, Fatih Çil, Fatih Dalgalı, Cengiz Kahraman ve Ömer Faruk Şerifoğlu üzerinden yapılmış.

Çeviride Elvan Kıvılcım’ın emeğinin anıldığı serginin ‘özdeyişi’, 1786’da Dünyanın ilk veri grafikleri kitabını ‘Siyasi ve Ticari Atlas’ı dahilinde kendi ismiyle yayımlayan Büyük Britanyalı William Playfair’den geliyor: “Hayal gücünü yakalamanın en iyi yolu, gözlere konuşmaktır.”

“Gözlere Konuşmak” araştırma sergisi, Studio X’ten aktardığımız kadarıyla, “bilgilendirme tasarımının Batı’daki tarihini dikkate de alarak, bilginin görselleştirilmesini özellikle Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemlerine odaklanarak inceliyor. Araştırma, nicel bilginin dolaşıma sokulup aktarılmasında, sanılandan çok daha önce ve bilinçli olarak “grafik” yöntemlerden yararlanıldığını belgeliyor; sonuçlarını tasarım tarihi açısından değerlendiriyor.”

Yine, Studio X’in bize aktardığı bilgilerden beslenirsek, kendi içinde yedi başlığı bulunan sergide, “Bilginin Görselleştirilmesi” başlığı konuya evrensel bir perspektif ile yaklaşırken, temel tanımlamalar yaparak araştırmanın çerçevesini oluşturmayı hedefliyor.

“Adedî Grafik Sûret-î Mütalâası ya da Veri Görselleştirme” başlığı, yerel mesleki terminolojinin ve ilgili meslek hünerlerinin gelişimini 1910–1950 yılları arasındaki dönemi eksen alarak değerlendiriyor. “Bürokratik Reform” ve “İktisat Savaşları” başlıkları, konunun başlıca ortaya çıkış taleplerini ve süreci belirleyen dinamikleri incelerken “Politik Estetik” başlığı ise, meselenin siyasi rejimin bir propaganda aracına dönüşümünü ele alıyor.

Serginin “Bürokratik Reform” başlıklı ikinci bölümünde, “İstatistik” ve “Haritacılık” kurumunun grafik tasarımla girdiği içli dışlı varoluşun Türkiye’deki serüvenine atıfta bulunuluyor. Bu kısımda öğreniyoruz ki, 1900’lerin başına kadar etkin konumda olan haritacılar, 1930’larda genişleyen üretimin sonucu olarak, alanı basın-yayın ressamlarıyla paylaşıyor. İstatistik grafiklerinde imza kullanan isimlerden Sami, A. Midhat, Abdülkerim, Galip Bingöl, İsmail Hakkı 1900’lü yılların başında adlî istatistik grafikleri hazırlamış ve görev tanımlarını “mümeyyiz” olarak belirtmiş bulunuyor.
e2

Mümeyyiz, sergiden öğrendiğimiz kadarıyla, literatürde “iyiyi kötüden ayırt etme kabiliyetine sahip kişi” olarak kullanılıyor. Sergi emekçileri, bu ifadenin tercih edilmesinin, verilerin doğruluğundan sorumlu istatistik bilimi için, anlaşılabilir bir yaklaşım olduğunu belirtiyor. 1930’lu yıllarda ise Asım Karahasan, Arif Bediz, Nüzhet Yalkut gibi, istatistik grafikçilerinin yanı sıra Faruk Morel, Ratip Tahir Burak, Mazhar Nazım Resmor gibi basın-yayın ressamlarının, önemli kurumlarla çalıştığı belirtiliyor.

Eldeki belgelerden, Arif Bediz’in (1896–1960) bu konuda öne çıkan bir isim olduğu anlaşılıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün bir kısmını imzaladığı görev belgelerinde de,
Bediz’in “grafik mütehassısı [uzmanı]” olarak tanımlandığı görülüyor. Serginin bu kısmında benim dikkatimi çeken bir unsur da, hayatının belli bir döneminde “Gazi M. Kemal” imzasını atan Reisicümhur’un, belli bir dönemde “K.Atatürk” olarak kişisel imzasını atmış olması olarak (bir grafik temsiliyet emsali olması adına) kendini gösteriyor. Böyle diyorum, çünkü bugün kendi içinde bile imzasıyla, soyadı kanunu sonrasında cumhurun rızasıyla evrilmiş Atatürk’e nasıl hitap edildiği/edilmediği, çeşitli kesimlerce bir nevî semantik/grafik/ideolojik tartışmaya ve kutuplaşmaya çok yazık ki âlet edilebiliyor.

Hani tıpkı, Tanrı ve Allah kavramlarının coğrafyamıza bıraktığı bitmez münazara iklimi gibi. Niye böyle diyoruz, çünkü İstatistiklerin kamuoyla paylaşıldığı fuarlar ve kamusal alanlardaki bilgilendirme çalışmalarının da görülebildiği sergide, günümüz Türkiyesi hakkında sağlam mukayeseler yapabileceğiniz tasarım ve istatistiklerden de geçilmiyor. Bu yönüyle bir sosyolojik ibret kataloğu olarak da alınabilecek sergideki panolardan birinde, etkinliğin dördüncü bölümü olan “Politik Estetik”teki bir okul sınıfı fotoğrafında, şu detay göze çarpıyor: Üst kısmında eski (büyük olasılıkla Göktürk alfabesiyle) biçimde “Tanrı Türkü Yaşatsin” yazılı bir pankart.

İşte, sergide bulunan ve yazımızda CHP / ‘adalet yürüyüşü’ / Gandi referansına vesile olan “Adaletin Ölçüsü” başlığı ise, 1920’lerde kapağında sıra dışı veri görselleştirme örnekleri kullanan “Cerîde-i Adliye” dergisini bir vaka olarak inceliyor ve müelliflerinin çabasını anlamlandırmayı hedefliyor. Sergi bu kapsamda, Playfair’in 1801’de yayımladığı ve Osmanlı İmparatoluğu’nun kıtalar üzerindeki yayılımını görselleştiren ‘Dilim Grafiği’ni ve ‘Lambalı Kadın’, ünlü sağlık meleği, hemşire Florence Nightingale’in, İstanbul’daki İngiliz askerlerinin durumundan hareketle, 1856’da oluşturduğu ‘Gül Diyagramı’nı da anmadan, edemiyor.

Soyut, statik, rasyonel bilgiye dinamik, evrensel, kültürel bir grafik temsiliyet kazandırmak ve onu kamuoyu nezdinde daha hızlı sindirilir, anlaşılır, sahiplenilebilir kılmak adına, yepyeni Cumhuriyet Türkiyesi’nde, henüz eski Türkçe dilde iken nelere kalkışılabileceğine dair çok ilginç ‘efemeral’ detaylar barındıran serginin heyecan verici bu bölümünde, 10 yeni nesil tasarımcı da bir araya gelerek yüz yıl öncesine uzanan mesleki bir köprü oluşturuyor ve Arap harfli “Cerîde-i Adliye” dergisinin kapak tasarımlarını, adeta birer müzisyenin ‘cover’ veya ‘unplugged klasik’ çalışı gibi, günümüz Türkçesine uyarlayarak hareketli grafiklere dönüştürüyor. Serginin bu bölümü, güncel sanatla ciddi ve çok ılık bir flört hissi veriyor.

Serginin düşündürdüğü bir diğer incelikli husus da, o dönemde yükselişe geçen soyut sanat karşısında, henüz klasik sanat eğitimini dahi yeni yeni almaya başlayan bir coğrafyada, ilk ‘görsel veri soyutlamaları’nın nasıl bu kadar yaygın ve cesaretle yapılabildiği oluyor.

Akla yıllar önce Osmanlı Bankası imzasıyla bugünkü SALT Galata binasında açılmış çok başarılı “Ulusu Tasarlamak” sergisini de getirir derinlik ve tarihsellikteki bu serginin “Bilginin Dolaşımı” başlığını taşıyan son bölümünde ise veri görselleştirme ile info – grafiklerin gündelik hayata ve iletişim dünyasına yansımaları örnekler üzerinden gösteriliyor.

e3

Studio X’teki bu muazzam veri yumağında, çok sayıda kurum ve kişinin emeği bulunuyor. Serginin derinliği, temelini kendisine katkıda bulunan Ahmet Priştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM), Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED), Atatürk Kitaplığı, Ege Sevinçli, Elif Kocabıyık, Esen Karol, Feza Günergun, Gökhan Akçura, Iraz Geray, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ve Suna Kıraç Kütüphanesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Liz Erçevik Amado, Lorans Tanatar Baruh, Milli Kütüphane, Nejat Yentürk, Osman Tülü, SALT Araştırma, Selva Gürdoğan, Şaban Özdemir, Şükrü Oral, Sinan Çuluk, Tasarım ve Tasarım Tarihi Topluluğu (4T), Tofaş Bursa Anadolu Arabaları Müzesi, Uğur Kavas, Volkan Ekşi, Vehbi Koç ve Ankara Araştırmaları Merkezi (VEKAM) gibi örneklere borçlu.

Öncü sponsor Borusan Holding dışında, Enka Vakfı ve ATÜ Duty Free’nin de sponsorluğunu üstlendiği Studio-X Istanbul’daki sergi, geçmişe de vefa ve merak içinde, bizleri 1526 tarihli “Kitab-ı Bahriye”, 18’nci yüzyıldan bize ulaşan “Savaş Teknikleri /Fünun’ül Harb” ve 1581’e dayanan, “Şahların Şahının Kitabı” ve 1732 tarihli “Cihannüma/Evrenin Kitabı” gibi örneklerle de buluşturuyor. Bu örnekler, günümüzde birileri millî eğitim müfredatından ‘evrim’ kavramını kaldırmaya çalışadursun; bilginin görsel temsiliyetinin Doğu’daki, ya da hadi adını koyalım; bizdeki estetik ‘evrim’ine olup olabilecek en net deliller arasında başa güreşiyor.

Sergide bu anlamda öyle tarihsel grafik/istatistik posterleri de seçilmiş bulunuyor ki, kelimenin tam anlamıyla, ‘meselelerin güncelliği’ adına neredeyse bunların tümü halen birer ‘ibret vesikası’ olarak incelenmeyi hak ediyor. Söz gelimi, 2017 Türkiyesinde şort/kısa giydiği için halen kadınların şiddet görebildiği şu anki utanç verici döneme karşılık, okullardan birinde 1930’larda tertiplenen Cumhuriyet Halk Fırkası/Partisi çıkışlı istatistik sergilerinde, “Eski Kadın” imgesi yine bütünüyle kapalı, “Yeni Kadın”ınki ise, modern ve açık olarak betimleniyor.

Medeniyetin boy ölçüsünü gözle görülür şekilde almamıza vesile olan ve “Devlet” denen bünyenin ‘estetiğinin’ arkeolojisine de girişen “Gözlere Konuşmak” sergisi, bilginin imgeye evrilme hikâyesini, Mimar Sinan’ın İstanbul Üsküdar deniz kıyısındaki 1580 tarihli Şemsi Paşa camisinin önüne bile büyük bir vizyonerlikle (!) dolgu yapılabilen şu günlerde, hayli önemli bir zamanlamayla, bayram şekeri gibi, ama hayli şifalı bir ilaç misali, pek çok soruyu kamuoyuna yeniden sunmayı başarıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI