Transformers: Mülteciler evine!

Cuma, 23 Haziran, 2017
Yaratıcılar Transformers'ın son filminde hikayeyi Kral Arthur ve Tapınak Şövalyeleri’ne kadar götürerek yeni bir açılım yapmayı deniyorlar. Zaman zaman aksiyonun heyecan verdiği anlar olmuyor değil, ancak serinin ilk bölümlerindeki inceliği bulmak zor. Hem görsel tasarım anlamında hem de hikaye anlamında. Nihayetinde uzayıp giden bir hikaye dönüp dolaşıp Hollywood’un onlarca kez yaptığı bir ezberi tekrar etmekten kurtulamıyor

Bugün itibarıyla beşinci filmi sinema salonlarındaki yerini alan “Transformers” serisinin kahramanlarını mülteci olarak tanımlayabiliriz rahatlıkla. Nihayetinde bir iç savaş sonrası gezegenleri paramparça olan ve yaşanmaz duruma gelen Autobotlar ve Decepticon’lar kendilerine yaşayabilecek daha iyi bir yer bulma çabası sonucu dünyaya geliyorlardı. Hikaye, bir yanıyla bilimkurgunun “teknoloji insanlık için her zaman iyi midir?” ve “ya bir gün teknoloji insanlık için tehdit haline gelirse?” soruları etrafında örülse de her film aynı zamanda döneminden de izler taşıyan bir fona oturtulmaya çalışılıyordu.

Serinin ilk bölümünde gezegenlerini bitme noktasına getiren teknoloji harikası Autobotlar ve Decepticonlar kozlarını dünyada paylaşıyordu. İkinci film, türün ve Hollywood’un doğası gereği Ortadoğu’ya uzanıyor ve çatışmayı oraya taşıyordu. Üçüncü film “Transformers: Ayın Karanlık Yüzü” ise insan ve makine arasında var olduğu söylenen çatışmaya kendince bir son vermeye çalışırken, insanoğlunu da Autobotlar ve Decepticonlar arasındaki savaşta bir taraf olmaya çağırıyordu. 2014 tarihli “Kayıp Çağ”, yeni bir üçlemenin de kapısını aralamıştı. İnsanlar ve dışarıdan gelenler arasındaki uzlaşma bitmişti. İnsanlar iyi (Autobot) ve kötü (Decepticon) ayırmadan bütün ‘yabancıları’ avlamaya, yakaladıklarını ise geri göndermeye başlamıştı.

HİKÂYE ‘MÜLTECİ’ TANIMINDAN İLHAM ALIYOR

Evet, nihayetinde bu dev bir Hollywood prodüksiyonu ve filmin yüzde 80’i de bitmek tükenmek bilmeyen aksiyon sahnelerinden oluşuyor. Ama öte yandan hikayenin güncel tarafının yazının girişinde ifade ettiğimiz ‘mülteci’ tanımlamasından ilhamını aldığını unutmayalım. Bugün gösterime giren ve diğer filmlerde olduğu gibi Michael Bay’in yönetmen koltuğunda yer aldığı “Son Şövalye” başlıklı yeni Transformers filmi de bir öncesinin genel hikayesine uyum sağlıyor. Bir önceki filmde tanıştığımız Cate Yeager, Autobot dostlarını avcılardan korumaya çalışmaktadır.

Serinin esas oğlanı Optimus Prime yıkımın nedenlerini anlamak için kendi gezegenine doğru uzun bir yolculuğa çıkmıştır. Filmin başında MS 400’lü yıllarda geçen bir meydan savaşı görüyoruz. Yaratıcılar bu kez hikayeyi Kral Arthur ve Tapınak Şövalyeleri’ne kadar götürerek yeni bir açılım yapmayı deniyorlar. Hal böyle olunca yeni filmin merkezi de Birleşik Krallık toprakları oluyor. İşin içine soyu tapınak şövalyelerinden gelen bir aristokrat, zeki ve güzel bir kadın profesör de giriyor. Ve nihayetinde dünyanın bir dış tehditle karşılaşması gerekiyor. Bu da Transformersların gezegeninin ruhu çağrılarak hallediliyor. Meksikalı genç bir kadın ve bir siyah genç adamla da hikayenin ‘evrensel değerleri’ yerli yerine oturtuluyor.

Bundan sonrası ‘dış tehdit’ karşısında insan oğlunun çaresizliği ortaya çıkınca Autobotların devreye girmesi ve tehdide karşı insanlarla birlikte hareket etmeleri, Antik Yunan ve Britanya mitolojisinden karakterler ve nesnelerin ortaya çıkışı, devasa metal araçların birbirlerini yerden yere vurması ve daha önce pek çok kez gördüğümüz gibi dünyaya yöneltilmiş tehdidin ortadan kaldırılması.

SERİNİN İLK BÖLÜMLERİNDEKİ İNCELİĞİ BULMAK ZOR

Hakkını yemeyelim zaman zaman aksiyonun heyecan verdiği anlar olmuyor değil, ancak serinin ilk bölümlerindeki inceliği bulmak zor. Hem görsel tasarım anlamında hem de hikaye anlamında. Nihayetinde uzayıp giden bir hikaye dönüp dolaşıp Hollywood’un onlarca kez yaptığı bir ezberi tekrar etmekten kurtulamıyor. Ama bu formül çoğu zaman işliyor ve bu filmler yüz milyonlarca dolar kazanıyor. Bize de seveni yine sevecektir demekten başka bir söz düşmüyor.

Başta söylediğimizi sonda toparlayacak olursak, son Transformers  sözü dünyanın bu teknolojik ‘mültecilerine’, “Dünyadaki güzellikleri ve bizim değerlerimizi savunduğunuz sürece sıkıntı yok. Ama yine de siz gezegeninize dönseniz iyi olur” demeye getiriyor bir yerde.

ORİJİNAL ADI: Transformers: The Last Knight
YÖNETMEN: Michael Bay
OYUNCULAR: Mark Wahlberg, Isabela Moner, Anthony Hopkins, Laura Haddock
YAPIM: 2017 ABD
SÜRE: 149 dk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI