Aydın Selcen
Aydın Selcen

Irak/Suriye: Maç sonu kavgası

Çarşamba, 21 Haziran, 2017
Sıra artık IŞİD’i birlikte tepelemekten, beş benzemezin alan paylaşımına geldi. Hani futbol antrenmanlarında top denetimini artırmak amacıyla farklı boyutlarda, nizami olandan daha küçük toplar verilir oyunculara. Bazen de tüm oyuncular santra yuvarlağının içine toplanır. Onun gibi düşünün.

Artık IŞİD’in defteri dürülüyor. İddiası El Kaide’den farklı olarak alan denetimi olan örgüt Suriye ve Irak’ın çok az yerleşim birimini elinde tutabiliyor. Özünde Irak’tan doğma bir canavar olan IŞİD, Musul’un eski kentinde boğulmak üzere. Üstelik, koalisyonun sürekli desteğiyle de olsa, başarının sahibi daha birkaç yıl önce rezil olan Irak silahlı kuvvetleri. Yardımcı oyuncu ise Haşd-i Şabi. Ancak son perde kapanırken, maç sonu kavgasının emareleri görülüyor.

IŞİD’le mücadelenin başat aktörlerinden olan Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) bağımsızlık hazırlığında. IKB Başkanı Mesut Barzani, iki Haşd olduğundan söz ediyor. Haşd’in Şengal’de olmasının uzlaşıyı bozduğunu vurguluyor. Başkaları, kağıt üzerinde tümüyle Haşd’in Irak ordusu çatısı altına alınmasına rağmen, bir bölümünün doğrudan İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı çalıştığına dikkat çekiyor. Şengal’de PKK varlığı da bir başka etmen.

ABD’nin bir Kürt siyaseti veya bir bağımsız Kürdistan tasarısı olduğunu ileri sürmek temelsiz. İstanbul Politikalar Merkezi’nin düzenlediği toplantıda konuşan Yezid Sayegh’in belirttiği üzere Trump döneminde “ABD’nin Irak/Suriye siyaseti yok, siyasal sonuçları olan bir askeri siyaseti” var. ABD, doğrudan alan denetiminde ziyade, Irak ve Suriye’nin kuzey bölgelerinin IŞİD’den temizlenmesinde katkısı olan İran’ı buraya sokmamayı, girdiği yerlerde de kalıcı olmamasını sağlamayı hedefliyor.

Bundan dolayı, Rakka’ya ve Suriye’nin Irak ve Ürdün’le olan sınırlarının yalıtılmasına yönelik bir yarış var. Sınır geçiş noktalarının Irak tarafını Haşd almaya çalışıyor. Suriye ordusu da batıdan doğuya, Deyrezor’a doğru uzanarak Haşd (veya İran) ile buluşmaya. ABD de desteklediği SDG ve ÖSO unsurlarıyla Suriye’nin Irak sınır boyunu yalıtmak için hem doğrudan ileri üslerini çoğaltıyor hem havadan kendi birliklerine ve desteklediği unsurlara yaklaşan Suriye kuvvetlerini vurmaktan çekinmiyor.

Deyrezor’u Rusya’nın Akdeniz’deki denizaltı ve savaş gemilerinden, İran’ın Kermanşah’daki DMO üssünden ateşlenen füzelerle vurması bu nedenden. Pek çokları IŞİD’in Deyrezor’u Rakka’ya oranla en az altı ay gibi bir süre boyunca daha güçlü biçimde savunacağını düşünüyor. Görünüş o yönde, zira coğrafi konumu daha uygun ve Rakka’yı boşaltan güçler buraya çekildi. Deyrezor’daki cebin IŞİD muhasarasına direnişini de ekleyelim.

Sınırda hareketlenen bir başkası da İsrail. O da Golan Tepeleri’nin Kuneytra tarafında 20 kilometre boyunca 10 kilometre derinliğinde bir alanı dolaylı yoldan denetleme telaşında. Keza Ürdün’ü de ABD Suriye keşmekeşinden kendi eğitip-donattığı ÖSO unsurlarıyla yalıtma peşinde. Esasen sayılara bakınca çok da etkileyici değil: İsrail bağlantılı olanlar 500, SDG hariç ABD bağlantılı ÖSO’nun 5 bin gibi bir mevcudundan söz ediliyor. SDG ise malum 50 bini buldu.

Suriye’nin de gücü ülkenin her yerine güç projeksiyonu yapmaya elverişli değil. Suriye silahlı kuvvetleri ile Şam destekli silahlı grupların ilişkisi de sorunsuz veya her zaman disiplinli gitmiyor. RF, çıkardığı ateşkes anlaşmasıyla Şam’a sınırlarına ve Deyrezor’a yönelme olanağı tanıdı. ABD’nin Suriye uçağı düşürmesinden sonra da kaçıncı kez sorun çözme için kurulan iletişim hattının askıya alındığını ve Fırat’ın batısının ABD uçuşlarına yasak olduğunu duyurdu.

Defteri dürülüyor dedim ama IŞİD berhava olacak değil. Toplumun çatlaklarında, gölgelerde, biçim değiştirerek yaşamayı sürdürür. Alan denetimi iddiası ortadan kalkar. Suriye/Irak çöllerinde de girecek kovuklar bulur. Suriye’nin Irak ve Ürdün sınırlarının denetimini sağlamakta ABD’nin güç kullanmaktan çekinmeyeceği de ortada. Ancak kendi bu işi doğrudan yapmayacaksa onda da insan gücü eksik. Nasıl Şam’ın ne RF ve İran desteği olmadan ayakta kalması, ne iktidarını ülke sathına yayması aynı nedenden mümkün değilse.

Bir de bizim Fırat Kalkanı cebimiz var bin 900 kilometrekare. Onun idaresi, KKTC misali en az bir çeyrek asır bizdedir kuşkunuz olmasın. Sırtımıza bu diplomatik yükü derdimiz yokmuş gibi neden aldık onu bilemem. Kürtlerin de mutasavver özerk bölgesi, Rojava-RF (Afrin) ve Rojava-ABD olarak fiilen ikiye bölünmüş gözüküyor. Gerçekten “yerli ve milli” bir hamle yapabilsek, Kürtlerle ilişkimiz dönüştürür, o işi aradaki Fırat Kalkanı cebini de katık eder biz çözeriz ama o akla dair bir emare ufukta yok ve ülkemiz demokratikleşmetikçe olmayacağa benzer.

Meşhur “büyük resme” iki adım geri atıp bakalım. Yanılmama güvencesi adına şunu diyecek zaman: her an her şey olabilir. Zira, sıra artık IŞİD’i birlikte tepelemekten, beş benzemezin alan paylaşımına geldi. Hani futbol antrenmanlarında top denetimini artırmak amacıyla farklı boyutlarda, nizami olandan daha küçük toplar verilir oyunculara. Bazen de tüm oyuncular santra yuvarlağının içine toplanır. Onun gibi düşünün. Burada fark, o topların en küçük yanlış harekette patlayabilecek ve oyuncuların tamamı silahlı. Levant ve Mezopotamya alanlarında şimdi bu aşamaya geldik.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI