Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!

Cumartesi, 17 Haziran, 2017
Çocuk tecavüzlerinin yüreklerini kanatmasına dayanamayanların, safiyetle idamın bu suça çare olacağını zannetmelerine karşı özellikle bu suç ve ağır cezalar konusunda mahkemelerin ve siyasi iradenin tavrını hatırlatmak gerekli. Bilinsin ki 16 yılı bile ağır bulanlar idam hükmü vermez. Bu suç cezasız kalır. Zaten kadınlara ve çocuklara yönelik her türlü şiddetin bunca yaygın oluş nedeni cezasızlık.

Çocuk istismarı davaları hâlâ çok sahipsiz… Hâlâ diyorum zira medya aracılığıyla kamuoyuna yansıyan olayların infial yarattığını biliyoruz. Kamu vicdanı ciddi ölçüde örseleniyor. Tepki gösteriliyor ama yazık ki lafta kalan tepkiler. Her türlü çocuk istismarına karşı çıkışların duygusal tepkiden bir adım öteye geçmediğini görmek acı verici.

Koca ülkede sadece birkaç kadın örgütünün, bir avuç kadının duyarlılığı, yargı kararlarının adalet duygumuzu karşılamasına yetmiyor. Dava süreçleri de kadına yönelik şiddetle mücadeleye kıyasla bile çok daha fazla kamuoyu baskısı yönünden sahipsiz, desteksiz. Yüreğimizi kanatan olgulardan bir örnek Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 12 Haziran tarihli raporunda yer almakta. 2017 Ocak-Nisan aylarına ilişkin Yargıda Cinsiyetçilik Raporu, Diyarbakır’da süregelen bir davayı bir kere daha kamuoyuna hatırlatmış. 2009 yılında 13 yaşındayken cinsel istismara uğrayan M.T. için 5, yazıyla da beş kere rapor aldırılarak eziyet edildiği yetmezmiş gibi dava da hâlâ sürüyor. Yıl olmuş 2017 ama ta 2009 işlenen suç hâlâ karara bağlanmamış. Şimdilerde 30’uncu duruşması sürüyor. Nasıl bir ülke, nasıl bir adaletsizlik, nasıl bir hukuk sistemi içinde yaşayıp, bu mağdur çocuğa nasıl bir eziyetli çocukluk ve gençlik yaşattığımızı fark ediyorsunuz eminim.

Başkent Kadın Platformu Derneği’nin takip ettiği bir çocuk istismarı davasından daha önce bahsetmiştim sizlere. 2016 sonunda dava, karar aşamasına gelmiş olmasına rağmen, kanuna da aykırı olarak tutuksuz yargılanan sanıklar duruşmaya gelmediği ve bir sonraki duruşmaya da sanık avukatları izin alarak gelmediği için hâlâ sonuçlanmadı. Önümüzdeki hafta 22 Haziran’da Ankara Adliyesi’nde yeni duruşma var. Duruşmaların ertelenmesi, uzamasıyla yaşanan bir başka tür cezasızlık sürdürülmez umarım. Zira mağdur çocuk devlet koruması altında, yüksek güvenlikli yani jiletli tellerle çevrili bir bakım evinde yaşamaya mahkum. Güya “çocuğun üstün yararı” adına okula gönderilmeden, annesinin avukatıyla dahi görüştürülmeden hapis hayatı yaşıyor. Ama suçlarını da kabul etmiş olan iki hasta bakıcı, kanun tutuklanmalarını amir olduğu halde serbestçe hayatlarını sürdürüyor. Yazık ki kahr u belalarla, cık cık etmelerle okuduğunda bu haberleri, o çocuklara karşı toplumsal sorumluluğunu yerine getirmiş zannetmede çoğunluk. Davalara gidip toplum baskısı oluşturmak, davalara müdahillik talep etmek gerekirken genellikle yapılan linç kültürünü harekete geçirmek.

İdam çağrıları, sallandıralım gitsin çığlıklarıyla yani asmak, kesmek, öldürmekle tecavüzcüleri durdurabileceğini zanneden pek çok. Bilmiyorlar ki idam gibi geri dönüşsüz bir ceza söz konusu olduğu zaman mahkemelerde “suçu sabit görmeme” eğilimi ya da “saygın tutum” zırvasıyla iyi hal indirimleri, şimdi karşılaştıklarımızdan çok daha yüksek olacak.

Bilmiyorlar mı ki “16 yıldan az olmamak kaydıyla” ifadesini yani cezada alt sınırı 16 yıl hapis olarak belirleyen kanun hükmünü değiştirmek için kırk takla atıldı. Anayasa Mahkemesi tarafından TCK 103’ün iki fıkrasının iptal nedeni buydu. Tumturaklı hukuki kavramların yer aldığı uzun gerekçelerin -ki hepsi sudan bahane- yanı sıra yandaş sivil toplum örgütleri ve siyasi irade el birliğiyle 15 yaş altı çocuğun cinsel istismarı suçuna verilen 16 yıl alt sınırını geri çekmeyi mümkün kılacak bir düzenlemeye imza attılar.  Hatırlarsanız 2016 yılının Kasım ayını çocuk tecavüzcülerine ceza indirimi getirmek için sergilenen hukuki ve siyasi gayretlerle geçirmiştik. 15 yaşını doldurmamış çocukların cinsel istismarı suçunda çocuğun rızası aranmaz ilkesini bir çırpıda yok ettiler. Maddeye rıza kelimesini yazmadan rıza kavramının açık tanımını yerleştirip, 15 yaş altı çocuğun “rızasını” sorgulamayı mümkün kılarak, hakimlerin ceza indirimine gitmesini kolaylaştırdılar. 12 yaş altı çocuğun cinsel istismarı ayrıca düzenlenmiş olduğu için de el çabukluğuyla “rıza” yaşı 12’ye çekilivermişti, hatırlarsınız. Yargıda cinsiyetçi tutum beslenerek cinsel saldırı suçu faillerine cezada indirim yolu açıldı böylece. Kürsülerde, mikrofonlarda lanetlenen fiil, kanun metinlerinde lanetlenmediği gibi duruşma salonlarında ve mahkeme kararlarında da lanetlenmiyor. Lafta kalıyor çocuk istismarına yönelik duygusal tepkiler.

Uzun uzun hatırlatışım 16 yıl hapsi bile ağır bulanların, idam söz konusu olursa bu cezayı vermemek için kırk dereden su getireceklerini anlatabilmek için. İdam cezasına kesinlikle ve her suç için karşı oluşum açık bir gerçek. Daha önce yazmıştım. Mecburen toplumun ahvali, idama karşı çıkma nedenlerimi önümüzdeki günlerde tekrar yazmayı gerektiriyor. Ancak çocuk tecavüzlerinin yüreklerini kanatmasına dayanamayanların, safiyetle idamın bu suça çare olacağını zannetmelerine karşı özellikle bu suç ve ağır cezalar konusunda mahkemelerin ve siyasi iradenin tavrını hatırlatmak gerekliydi.

Bilinsin ki 16 yılı bile ağır bulanlar idam hükmü vermez. Bu suç cezasız kalır. Zaten kadınlara ve çocuklara yönelik her türlü şiddetin bunca yaygın oluş nedeni cezasızlık. Ekmeklerine yağ sürmeyin!


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI