Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

İstisna ve kaidenin 10 yıl süren sevişmesi

Cumartesi, 17 Haziran, 2017
Almanya 'Münster Heykel Projesi' açılışını yaptı. Proje politik olmasıyla da dikkat çekiyor.

DUVAR – Kamusal alanın sanatla kurduğu ilişkinin gerek politik, gerek ekolojik, gerekse estetik boyutlarını 40 yıldır üretim ve tartışmaya açan Almanya Münster Heykel Projesi, 2017 açılışını geçtiğimiz hafta 10-12 Haziran tarihleri arasında, bir çok paralel etkinlikle yaptı.

Münster’e bölgeye özgü geçici ve kalıcı entelektüel bir miras bırakma özelliği gösteren ve 1 Ekim’e dek sürecek uluslararası projenin künyesinde, Stadt Münster, LWL Kültür ve Sanat Müzesi gibi yerel yönetimler bulunurken, çabaya katkı sağlayan ana destekçiler arasında ise Alman Federal Kültür Vakfı ile LWL Sanat ve Kültür Vakfı – Provinzial ve Sparkasse’ın isimleri anılabiliyor.

Heykel fikrine getirdiği yenilikçi, eleştirel ve deneysel yaklaşımla öne çıkan proje, beraberinde video yerleştirmeler ve performansları da getiriyor. LWL müzesinin çağdaş sanat küratörü Marianne Wagner (d. 1978), Britta Peters (d.1967) ve projenin başından beri azimle direktörlüğünü üstlenen Kasper König’in (d. 1943) imzalarını taşıyan Münster heykel projesi üzerine konuşan König, beşinci kez yapılan etkinliği değerlendirirken, girişimin otonomisi uğruna mücadele etmek ve gençlerden yeni şeyler öğrenebilmek uğruna bölgede bulunduğunu belirtiyor.

PROJEDE AYŞE ERKMEN DE VAR

Sanat eserlerinin bölgeye nezaket ve farkındalıkla teğellenerek birer şarap gibi olgunlaştığı Münster’in heykel projesi bu yıl, 36 uluslararası sanatçının 35 projesine kentin sınırlarını açıyor. Yeşilin, kuş sesleri ve sessizliğin bisiklet çıngıraklarıyla sarmaş dolaş olduğu sakin kentte tam bir sanat parkuru üreten girişimde, 2017 listesine baktığımızda “Suda” / “On the Water” isimli yerleştirmesiyle Ayşe Erkmen başta gelmek üzere, Pierre Huyghe, Jeremy Deller, Gregor Schneider, Thomas Schutte, Cerith Wyn Evans, Nora Schultz ve Ei Arakawa gibi uluslararası isimler destek veriyor. Arkasında 60’ın üzerinde çalışanın emeğini bulunduran proje için özel olarak hazırlanan katalog ise tasarımcılar Lex Trüb ve Urs Lehni’nin imzalarını taşıyor.

Proje için aralarında Farsça, Rusça, Arapça, Fransızca, Kürtçe ve İngilizce’nin de yer aldığı kapsamlı bir tur programı da tasarlanırken, etkinliğe özel bir kent haritası da refakat ediyor.

j

.

Projeye daha önce de, Münster üzerinde uçurduğu helikopter destekli açık hava eseri “Havadaki Heykeller” ile 1997’de katılan ve yaşamını Berlin’de sürdüren, son kişisel sergisini İstanbul Dolapdere Dirimart’ta açan ve bu köşede de bir söyleşisini yayımladığımız Ayşe Erkmen, su ile daha önce de eserler üretmiş bir sanatçı.

Mekânın, eserin, izleyicinin, konumun, konjonktürün, tecrübenin ve yorumun her zaman öncelikli süzgeci olarak davranıp, yapıtlarını buna uygun olarak evrilten Erkmen, 2009’da Freiburg’da da eski bir havuz alanından dönüştürülmüş sanat mekânında, “Bluish” adlı bir heykel / ışık yerleştirmesi üretmişti. Erkmen’in “Suda” projesi bu anlamda sanat eseri / endüstrisi ve izleyici / sanatçı arasında giderek kapitalize ve politize oluşun da yarattığı görünmez uçurum veya uzaklığa karşı duygusal, mütevazı, doğaya kendini emanet eder bir meydan okuma gibiydi. Münster sanat akademisinde de yıllarca eğitim vermiş Erkmen, etkinliği birlikte izlediğimiz gazeteci Zuhal Demirarslan’a projeyi anlatırken de, şu ifadeleri kullandı:

“Bu bölge benim çok iyi bildiğim bir bölge. Tuna Ems kanalı artık günümüzde taşımacılık için nadiren kullanılıyor ve bir zamanların köhne, eski sanayi bölgesi dönüşüme uğruyor. Önce stüdyo alanları kuruldu ve şimdi de kuzey tarafı hareketli bir bar ve restoran alanı haline geldi. Karşı kıyı olan güney iskele ise endüstri bölgesi.

Ben bu işimde su seviyesinin 10-15 cm altına ızgara metal kafesler yerleştirerek, endüstiri ve kültür kıyısı arasında bir “köprü” kurmak ve insanların suyun üzerinden yürüyerek karşı kıyıya geçebilmelerini sağlamak istedim.”

‘GÖRÜNMEZ, DERİN VE SERİN BİR BAĞLANTI’

Uluslararası Venedik Bienali’ne de 2011’de “B Planı” adlı, Fulya Erdemci küratörlüğündeki ilginç çalışmasıyla katılan ve Venedik’in kanallarındaki Akdeniz akarsuyu devasa bir arıtma-heykeli olarak içilebilir su kaynağına dönüştüren Erkmen, Münster’de bu kez, metal kafes-konteynerleri kullanmak suretiyle Münster’in endüstriyel ve kültürel iç bölgesinden ortasından akan çıkmaz bir akarsu üzerine ‘görünmez, derin ve serin bir bağlantı’ bıraktı.

Kente ‘ekilen’ yapıtları retrospektif bir soğuklukla değil, ancak geleceği sınar bir tazelikle içine sindirme gayesiyle takdir edilecek proje, özellikle yerel medya ve sivil katılımcıların çok büyük ve olumlu tepkisiyle karşılandı. Kassel’deki ve bu yıl da Atina’ya sıçrayan Documenta 14’e de denk gelen Münster Heykel Projesi’ndeki Erkmen’in çalışması, evcil dostları, evlâtları, özürlü sevdikleri ile genç yaşlı bu eseri deneyimlemek üzere gelen Münsterlilere unutulmaz anlar yaşattı/yaşatıyor da.

Bölgedeki bu ‘serin heykelin’ vadettiği çocuksu mucize duygusu sebebiyle, canlı müzik üreten DJ’ler ve medya mensupları ile, çevre müze ve galerilerden gelen Karin Sander, Mona Hatoum, Emre Baykal, Hou Hanru, Bige Örer ve Fatoş Üstek gibi küratör ve uluslararası sanatçılar da açılış ve önizleme günlerinde bu enerji zenginliğine iştirak etti. 18 Kasım’da Hatoum ile “Yer Değiştirmeler” isimli ortak bir sergiyi Leipzig müzesinde açacak olan Ayşe Erkmen’in yer aldığı Münster Heykel projesiyle ilgili olarak hazırlanan basın bülteninde ise, şu ifadeler altı çizilesiydi:

“Thomas Schütte’ün eski Hayvanat Bahçesi alanına yerleştirilen 2011 tarihli ‘Nükleer Tapınak’ isimli eserini saymazsak, projeye katılan tüm yapıtlar baştan üretildi. Bu durum aynı zamanda küresel pozisyonun geldiği tekinsizliğe de rastlarken, proje ekibi çalışmaya Ocak 2015’te başladı. Etkinliğin hazırlığı sözde sığınmacı krizi ve sağ kanattan partilerin Avrupa’da yükselişlerine, bilhassa reaksiyoner geri tepmelere, söz gelimi Brexit oylaması, Trump’ın seçimi ve Türkiye’nin Erdoğan liderliğinde yaşadığı otokratik dönüşüme rast geldi.”

g

SINIR DIŞI EDİLENLER VE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ İÇİN İKİ AYRI BÖLGE

Münster Heykel Projesi rotamızda dikkat çeken eserlerden kimilerini anmak gerekirse, Nicole Eisenmann’ın su ve buhar da kullandığı ve park ziyaretçileriyle çok hoş bir uyum üreten “Bir Çeşme İçin Eskiz”i, Jeremy Deller’ın Münster’deki ‘Bahçevan Komünü’nün belleğine saygı duruşunda bulunduğu arşiv ve tur projesi “Dünyaya Konuş ve O da Sana Söylesin” (2007-2017), Andreas Münster’in birden fazla iç ve dış mekâna kattığı ve dijital medya olanaklarıyla tecrübe edilebilen “Laboratuvar Hayatı” projesi, Aram Bartholl’ün yine dijital kültür ve teknolojinin geleceğin distopik olanaklarıyla ne kadar bir arada yaşayabildiğini sorguladığı, cep telefonlarını mangaldaki bir tasarım eşliğinde şarj edebildiğiniz, birden fazla bölgede karşınıza çıkabilen 3,5 ve 12 V adlı performans ve heykelleri başta geliyor.

Bu listeye devam etmek gerekirse, Münster Heykel Projesi’nde Lara Favoretto’nun gelirini sınır dışı edilenler yararına bir sivil toplum örgütüne bırakacağı ve iki ayrı bölgede deneyimlenebilen devasa taş yapıtı “Anlık Heykel”ve Pierre Huyghe’un geçen yıl kapatılan bir kapalı buz paten sahasında sunduğu zaman temelli organik ve devasa yerleştirmesi de anılabiliyor.

Girişime katılan sanatçılar arasında bundan başka, John Knight’ın Münster Sanat ve Kültür Müzesi’ne sırttan dikey teğellediği devasa siyah su terazisi, Justin Matherly’nin temelini Nietzsche’in metin ve fikirlerine dayandırdığı soyut ve yerinde durmaz enerjisiyle “Nietszche’in Kayası”, ya da bölgenin geçirdiği yapısal trajediye göndermede bulunan tarihsel – kamusal heykel projesi Peles Empire ve Sany (Samuel Nyholm) isimli sanatçının kamusal alandaki yapıların cephelerine bıraktığı, sanat ve kültür dünyasına eleştiriler de getirdiği devasa karikatürleri sayılabiliyor.

Heykel konusunda kaideleri zorlayan küresel ve hümanist, demokratik ve çokkültürlü istisnaları kucaklayan Münster Heykel Projesi, geleceği bugünden 10 yıllık sonraki bir öngörü ve niyetle tecrübe edebilmek uğruna tertiplenmiş, değerli bir deney ve deneyim kaynağı olarak sanat tarihini ağır, ancak emin adımlarla yazıyor. Bu açıdan projeye kendi tarihinde değerli sanatçı Ayşe Erkmen’in de iki kez katılmış olmasının ne kadar kayda değer olduğunu vurgulamamıza bu koşullarda pek de gerek yok.

YAZARIN DİĞER YAZILARI