Eve hapsedemezsen tek vagona tıkıştır!

Cumartesi, 10 Haziran, 2017
Kız çocuklarını diri diri toprağa gömemez olduklarında eve kapamak yolunu seçtiler. Allah’ın emrini inkar ettiler. Cuma namazının kadınlara da farz olduğunu inkar ettiler. Farzı inkarın onları ataların dinine döndürdüğünü de görmediler. Camiden dışlamakla başlayan ev hapsi işlemez olunca işte Bursa’daki gibi bir vagona tıkıştırma yolunu seçer oldular.

Katar’a uygulanan ambargo, Orta Doğu’daki çatışmalı sürecin bir sonraki aşamaya geçişinin habercisiyken oturup kadın sorunlarını yazmak biraz tuhaf belki. Belki kapıda uzun zamandır hazırlanan mezhep çatışması varken oturup kadın sorunlarına ilişkin bir yazı okumak daha da tuhaf.  Hele de ülkemiz adına en yetkili daha doğrusu tek yetkili ağızdan “daha ne olduğunu anlayamadık” dendiği halde Katar teskeresi TBMM’den apar topar geçirilivermişken. Irak’ta Saddam artıklarından doğup Suriye’ye yayılmış IŞİD terör örgütü, handiyse el çabukluğu marifetiyle Uygur, Özbek, Kırgız, Türkmen, Tacik gibi Türkçenin evlatlarından ibaret görülüp gösterilirken başka derdimiz kalmadı mı diyenler çıkabilir. Arap Baharı’nı el birliğiyle bastıran dünya, Orta Doğu müstebitlerine armağan misali bir nevi “restorasyon dönemi” sunarak kalıcı istikrarsızlığa hizmet ettiği gibi şimdi hizmetini Körfez’e taşımakla ve muhtemelen Orta Asya’yı da içine çekmeyi hedeflemekle meşgulken. Bütün uluslararası dengeler bir kere daha değişir, pozisyon alışlar gözden geçirilirken. Bu sefer belki de sandığımızdan daha büyük bir şey gümbür gümbür gelmekteyken.

Ama belki de tam sırası. Dünya yeniden şekilleniyorken kadınların seslerini yükseltmelerinin tam zamanı… Geçmiş tecrübelerden biliyoruz. Fransız İhtilali’nden, Ekim Devrimi’nden, Sabahattin Selek’in muhteşem isimlendirmesiyle ‘Anadolu İhtilali’nden biliyoruz. Büyük idealler uğruna kadın haklarından fedakarlık ettiğinde kadınlar hep feda edildi kadınlar ve kadın hakları.

Evet, bugünlük eşit ulaşım hakkımızdan söz ediyorum. Bursa Büyükşehir Belediyesi Ulaşım şirketi Burulaş yetkililerince “vatandaşlardan büyükşehir belediyesine gelen talep üzerine uygulamaya” geçildiği söylenerek “en son vagonda kadınlara öncelik tanınacağını, ancak erkeklerin de bu vagonlarda seyahat edebilecekleri” açıklaması gelmiş. Ve takiben şu müjde(!) cabası: “Bununla ilgili önümüzdeki günlerde 40 istasyona yazı konulacağı…” Haberi arkadaşımın aşağıdaki yorumuyla sosyal medya hesabından gördüm ve kıymetli tespitini alıntılamadan geçemedim:

“Öncü Bursa!

Erkek hemşerilerimi protestoya çağırıyorum. Burulaş bu uygulamasıyla sizleri potansiyel tacizci durumuna düşürmektedir.”

Sevgili Fatma çok haklı erkekler sorumluluk almalı. Diğer yandan şirket yetkililerinin açıklamasında geçen “vatandaş talebi” iddiası da ayrı sorun.

Ayrı mekan, ayrı araç, ayrı vagon, pembe metrobüs beklentilerini kampanyalarla dillendiren kadınlar, dernekler oldu. Dindarların dini saiklerle dile getirdiği bu sözler, Bursa Büyükşehir Belediyesince de gene dini saiklerle dikkate alınmış olmalı. Oysa bilseler –gerçi benden iyi bilirler ataerkil yorumları seçerler- peygamberimizin geleceğe ilişkin güvenli İslam toplumu beklentisi/tahmini/tahayyülü, kadının yalnız yolculuğu üzerine. Bir toplumda emniyetli olmayı kadının yalnız yolculuk edebilmesiyle açıklıyor peygamberimiz bir hadisinde. Hire’den (bugünkü Irak’ta Fırat kıyılarında) çıkıp Allah’tan başak kimseden korkmadan yalnız yolculuk sonunda Kabe’yi tavaf edebilir olacağını, ashabına yol güvenliğine örnek olarak müjdeliyor.

Güvenilir toplumu, emin toprakları kadının yalnız seyahatiyle müjdeleyerek izah eden peygamberin yolunu takip ettiğini söyleyen Müslüman toplumlarsa kendilerini emin kılmak yerine kadını hapsetmeye yöneldi bin küsur yıldır. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömemez olduklarında eve kapamak yolunu seçtiler. Allah’ın emrini inkar ettiler. Cuma namazının kadınlara da farz olduğunu inkar ettiler. Farzı inkarın onları ataların dinine döndürdüğünü de görmediler. Camiden dışlamakla başlayan ev hapsi işlemez olunca işte Bursa’daki gibi bir vagona tıkıştırma yolunu seçer oldular. Toplumun yarısını oluşturan kadınları, hem de hiçbir zaman babaların değil hep annelerin yanında olan çocuklarıyla birlikte tek vagona dolduruyor. Kalan diğer vagonların hepsi erkeklere ama isterlerse kadın öncelikli vagona da binebilirlermiş. Peki ya diğer vagonları tercih edecek kadınlar? Belediye açıklaması bu soruyu cevaplamıyor. Tıpkı farklı toplumsal talepleri görmediği gibi bu ihtimali de görmezden gelmiş açıklama.

Oysa farklı toplumsal talepler var. Madem toplumsal talebi dikkate alıyorsunuz insanca ve eşit haklarla belediyelerin toplu taşım hizmetinden yararlanmayı talep eden ve erkekleri uyaran ‘yerimiişgaletme, bacaklarınıtopla’ kampanyasını da görseniz. Dindarsanız, dini gerekçelerle kadını, sözüm ona korumak niyetindeyseniz önce erkekleri, Kur’an’ın ‘gözünü haramdan sakın’ hükmü uyarınca ‘edebe’ davet etseniz hem İslam’a uyanı hem ‘insana’ yakışanı yapmış olurdunuz. Ama Akif’in “Müslüman demeye bir tevhidi eksik” tarifiyle anlattığı batı medeniyeti mensupları duydular bu talepleri. Madrid belediyesi kadınlar toplu ulaşım hakkını rahatça kullanabilsinler diyerek “erkeklerin yayılmadığı Madrid” sloganıyla uyarılar yerleştiriyor toplu taşıma araçlarına. Bursa ise kadınları toplama kampı benzeri tek vagona doldurup erkeklere yayılma alanı açıyor.

Sonra uluslararası ilişkiler, değişen dengeler, çıkarlara uygun pozisyon alışlardaki farklılaşmalar hakkında tek açıklama olarak gelsin komplo teorileri.

İslam’ın emri olan özgürlüğü, eşitliği inkar ile ortak aklı devre dışı bırakmakla ve dahası kadını toplumdan ve toplumun ortak aklından tümüyle çıkararak elde kalan yarım akılla gelinen yerdeyiz. Para babası ülkeler bile oyuncak.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI