YAZARLAR

Sıkıcı ve dolayısıyla öğretici olmayan bir 'Rapor'

Rapor’un başlangıcında şöyle bir değerlendirme yer alıyor: “15 Temmuz 2016 tarihinde darbe teşebbüsünün başlamasının ardından, tüm Teşkilat ivedilikle teyakkuz durumuna geçirilmiştir.” Siz ne dersiniz bilemem ama ben bu satırları okuyunca şöyle mırıldandım: Herhalde yani! “İvedilikle teyakkuz durumuna geçirilmek” devletin istihbarat kurumu için özellikle altı çizilmesi gerekli bir meziyet midir?

Önce, MİT’in tamamı 36 sayfa olan 15 Temmuz raporunu gerçekten sabrımı zorlayarak okuduğumu söyleyeceğim. Malûm Komisyon’a hitaben kaleme alınmış bu raporu hemen herkes gibi ben de merakla bekliyordum. Bakalım, Komisyon’un davetine icabet etmeyen Müsteşar, önümüze nasıl bir metin koyacaktı. Hatırlıyorsunuzdur, Komisyon davetine icabet etmeyen Genelkurmay Başkanı’nın “rapor”u –herhalde- hepimizi hayal kırıklığına uğratmıştı. 15 Temmuz darbe girişiminin sırlarının hiç değilse önemli bir bölümünü –nihayet- MİT Raporu’ndan öğrenebilecektik.

Rapor’u kaleme alan/alanlar kusura bakmasınlar ama söz konusu 36 sayfa merak ettiğimiz konuda bize yeni hiç (ama hiç) bir şey anlatmıyor. Verilen emeği küçümsüyor değilim; metinde adı defalarca anılan “FETO/PDY” ağının dünyada nasıl bir ağ oluşturduğuna ilişkin aramadığınız kadar bilgi var. Bu açıdan öğretici doğrusu. Öğretici diyorum çünkü -mesela- kendi adıma konuşacak olursam söz konusu “”ın yürütme kurumları olan “okullar”ın –bırakın Türkiye’yi- dünyanın dört bir kıtasında bu derece yaygın olduğunu bilmiyordum. “Rapor” bize dünyanın aklınıza gelen hemen her bölgesinde faaliyet gösteren “okullar”ın sayısını 767 olarak veriyor ki, gerçekten bu kadarını birçoğunuz gibi ben de bilmiyordum. Ülke medyasından bir zamanlar bu okulları ziyaret edip övgüler düzen gazeteciler bile sanırım bu kadarını tahmin etmemişlerdir.

Rapor”un 8/10 sayfası Kuzey/Güney Amerika, Asya, Afrika, Okyanusya, Avrupa vs gibi kıta ya da bölgelerin haritalarına ayrılmış. Bu kıta ve bölgelerde yer alan ülkeler ayrıca (farklı renklerle) belirtilmiş. Bu ülkelerin üzerine de bazı portreler yerleştirilmiş. Bunların kimler olduğunu tahmin ediyorsunuzdur, tabii ki bölge sorumluları ya da “imamlar”ı.

Az değil, Rapor’un epeyce sayfası bu konuya ayrılmış. Sözünü ettiğimiz “”ın eğitim/öğretim alanındaki faaliyeti öyle ayrıntılı anlatıyor ki (kusura bakmasınlar ama!) okuyanı gıpta ettirecek cinsten gerçekten. Düşünün; bırakalım başka diyarları, sadece ABD’de 4’ü üniversite, 155’i charter okul olmak üzere tam 312 okula sahip bir “”dan söz ediyoruz.

Söylediğim gibi, Rapor'un bu yöndeki hizmetini kutlamak gerek; böylece yakın zamanda milletin (bu “millet”in içinde kimlerin yer aldığını hatırlatmaya gerek yok) ziyaret edip övgü düzmek için yarıştığı bu “”ı etraflıca öğrenmiş olduk.

Rapor'un “”ın illegal yapılarına ilişkin bilgiler de –pek öğretici olmasa da- enteresan bilgiler içeriyor. Mesela (cahilliğimi hoş görün) kendi adıma konuşacak olursam, bugüne kadar “Hususiler” diye anılan birilerinden gerçekten haberim yoktu. Hadi diyelim benim haberim yoktu; ama bu “Hususiler” denilen “illegal yapılanma” içinde yer alanlar MİT’in bilgisi dahilindeydi de bu bilgiyi bugüne kadar niçin bizimle paylaşmadı?

Rapor, hakkında konuştuğumuz “”ın “strateji”sini şöyle sınıflamış: “Gizlilik”, “Takiye”, “Tedbir”. Ve tabii bu sınıflamaya ilişkin bir takım şemalar. Doğrusu, ben kendi payıma, bu “strateji”den de bir şey anlamadım…

Şimdi de gelelim Rapor’un daha ciddi sayfalarına ve önce şu soruya getirilen cevaplara göz atalım: 15 Temmuz’da MİT nasıl bir tepki ortaya koydu, darbe girişiminin bastırılması için neler yaptı?

Bu çerçevede Rapor’un başlangıcında şöyle bir değerlendirme yer alıyor: “15 Temmuz 2016 tarihinde darbe teşebbüsünün başlamasının ardından, tüm Teşkilat ivedilikle teyakkuz durumuna geçirilmiştir.

Siz ne dersiniz bilemem ama ben bu satırları okuyunca şöyle mırıldandım: Herhalde yani! “İvedilikle teyakkuz durumuna geçirilmek” devletin istihbarat kurumu için özellikle altı çizilmesi gerekli bir meziyet midir?

Şu satırlar da biraz önceki soruyu hak ediyor bence: “Ayrıca MİT Müsteşarı, darbenin yaşandığı gece İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü ve Özel Kuvvetler Komutanı ile telefonla sürekli temas kurmak suretiyle…

Önümüzdeki Rapor’u kaleme alan bizzat müsteşar olmasa gerek… Çünkü MİT Müsteşarı “darbenin yaşandığı gece” sözü edilen bir takım kişilerle “telefonla sürekli temas kurmak”tan dolayı kendisine ve kurumuna bir “aferin” kazandırabilir mi?!

Rapor’un şu bölümü de sorulara açık bence: “Öte yandan, darbe girişiminin akamete uğratılması amacıyla, (…) darbeci unsurların demoralize edilmesine matuf mesajların medya organlarında yer alması sağlanmış…

Yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum; söz konusu gece devletin televizyonunda (TRT) “Yurtta Sulh Konseyi” (yanlış hatırlamıyorsam) bildirisinin okunmasına şahit olmadık mı? CNN’deki yaşananlar dışında hangi “medya organı” darbeci unsurların “demoralize edilmesine matuf” mesajlar yayınladı?

Rapor’un ifadesiyle 15 Temmuz darbe girişiminin başarısız olması, MİT’in de içinde yer aldığı devlet kurumlarının işe el koymaları sayesinde değil, “duyarlı vatandaşların” işe karışmasıyla mümkün olmuştur: “Sn. Cumhurbaşkanı ve Sn Başbakan’ın çağrıları üzerine duyarlı vatandaşların darbe teşebbüsü esnasında sokağa çıkmalarıyla olayların seyri değişmiştir…

Yani sayıları yüzlerle ifade edilen vatandaşların “çağrılar” üzerine sokağa çıkıp darbeci askerlerin kurşunlarıyla ya da tankların altında kalarak can vermeleriyle… Ülkenin silahsız/savunmasız “vatandaşları”nın ülkenin askeri birlikleri karşısına çıkmaya çağrılması üzerine yeterince düşündük mü dersiniz?

Şimdi de MİT’in 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin istihbaratının olmamasının Rapor tarafından nasıl açıklandığına bakalım. Rapor bu soruya şöyle cevap veriyor:

“Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından daha önce dış makamlarla (?) paylaşılan notlarda, FETÖ/PYD’nin darbe girişiminde bulunabileceği bildirilmiş olmakla birlikte. TSK bünyesinde istihbarat toplanamadığından , darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata daha önceden ulaşılamamıştır.” (parantez içindeki "?" benim katkım.)

Bu açıklama üzerinde fikir jimnastiği yapmamız gerekmiyor herhalde…

Rapor’da benim özellikle ilgimi çeken bir bahis daha var. Sıkılmadıysanız buna da bir göz atın:

Rapor, “Sn. Müsteşar” malum olayla (bir binbaşının öğleden sonra Mit Karargahı'na gidip saldırı olacağına ilişkin bilgi vermesi) ilgili yaptığı girişimleri şöyle anlatıyor:

“(…) Bu esnada Sn. Müsteşar’a yönelik saldırı haberi teyit ve tekzip edilmemiş olmasına rağmen, gelişmelerin bildirilmesi amacıyla Sn. Müsteşar tarafından Sn Cumhurbaşkanı’nın Koruma Müdürü aranmış ve Sn. Cumhurbaşkanı’nın müsait olmadığının öğrenilmesi üzerine, Koruma Müdürü’ne bir anormallik olup olmadığı ve muhtemel tehditlere karşı hazırlıklarının bulunup bulunmadığı sorulmuştur. Koruma Müdürü’nün herhangi bir anormallik olmadığı ve güvenlik tedbirlerinin yerinde olduğu yönündeki ifadesi üzerine Sn. Müsteşar, Genelkurmay Başkanı’nın makamında Sn. Kara Kuvvetleri Komutanı’ndan haber gelmesini beklemeye devam etmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanı’ndan saldırı ihbarının teyidine yönelik herhangi bir haber gelmemesi üzerine Sn. Müsteşar, saat 20.30’da MİT Karargahı’nda Suriye Ulusal Komisyonu eski başkanı Muaz Hatip ile olan randevusu nedeniyle, saat 20.20’de Genelkurmay Karargahından ayrılmıştır.”

Rapor’un bu faslı bence çok önemliydi. Bir kere her şeyden önce, ülkede bir askeri darbe rüzgarı sertçe esmektedir, ancak MİT Müsteşarı’nın Cumhurbaşkanı’na ulaşmak için yaptığı girişim Koruma Müdürü tarafından “Müsait değiller” mazeretiyle geri çevriliyor. Doğrusu bilmiyorum; bugüne kadar bir cumhurbaşkanı akşamın bir vaktinde devletin istihbarat kurumunun müsteşarı tarafından aranınca “müsait değilim” mazeretini dile getirmiş midir acaba?

Dikkat ettiyseniz Rapor’dan yaptığımız bu son alıntıda “Sn. Müsteşar”ın 20.30’daki randevuya yetişebilmesi amacıyla Genelkurmay Karargâhı’nı terk etmesi de çok yadırgatıcı bir davranış değil mi? Birazdan şehirlerin üzerinden savaş uçakları alçak uçuş yapacak, İstanbul’da bir boğaz köprüsü kapatılmış, bir binbaşı MİT’i darbe girişiminden haberdar etmek için kapıya dayanmış; ama varsa yoksa Muaz Hatip ile kararlaştırılmış randevu! Şaşırtıcı bir seçim doğrusu…

Yazıyı Rapor’dan yine altı çizilecek bir alıntıyla noktalayalım:

“Başarısız darbe girişimi ile birlikte FETÖ/PDY’nin, hem iç hem de dış güvenlik açısından ülkemizi etkileyen çok boyutlu bir tehdit potansiyeli taşıdığı açıkça anlaşılmıştır.”

Herhalde yani…..