Katil kim?

Perşembe, 1 Haziran, 2017
Miting olacağı gün Bolivya’ya geçtik. 7-8 gün dağlardaydık. İnternet bulunca baktık, herkes bizi arıyordu. Macose’nin mitingini taramışlardı. 3 kişi ölmüştü. Paraguay’dan kiralık katiller gelmişti.

Kuzey Arjantin’de bir köylü örgütlenmesinde kalıyorduk, Macose. 20 bin küçük köylü üyesi vardı. Bir de aynı yerde büyük toprak sahipleri vardı. Onlar galiba 3 kişiydiler. Belki çoluk çocuk filan sayarsan, 8-10 olabilir. Toprakları ise milyonlarca hektardı. O kadar büyüktü ki araziler, ancak onlarca metre kolları olan hatta yüz metre devasa makinelerle ya da uçaklarla ilaçlanabiliyordu. Zordu işleri. 20.000 küçük toprak sahibinin toprakları ise aralara serpilmişti. Kendi yiyeceklerini yetiştiriyorlardı. Tavuklar dolaşıyordu ekilenlerin arasında, bir iki kaz ya da ördek. Bir ağaca salıncak ipleri bağlı oluyordu genellikle. Çocuklar bu salıncak yerine tavukların peşinde koşturmayı tercih ediyorlardı, bazen kaz. Hava ve toprak güzeldi. Bereketliydi toprak, eh tabii toprağınız varsa…

Macose ile birlikte küçük köylüleri dolaşıyorduk. Bize ağaçlarını gösteriyorlardı. Yaprakları dökülmüştü. Salıncaklar kel dallara tutunuyordu artık. Kendileri az, toprağı çok olanlar uçaklardan tarlaları ilaçladıklarında, küçük köylülerin topraklarını, ağaçlarını, tavuklarını, yani saydığım neler varsa hepsini birden ilaçlıyıveriyorlardı. Havadan kanser yağıyordu ama yavaş değil, hızlıca öldürenlerden. Ağaçlar yapraklarını döküyorlardı, tavuklar ölüyordu ama devletlerin üretim rakamları büyük toprak sahiplerinin olduğundan, pek kimse aldırmıyordu. Macose bunun için büyük bir miting örgütlemeye çalışıyordu. Bu çalışmaydı katıldığımız. Köylülerin gördükleri zarara dair notlar tutuyorduk. Ölü tavuk fotoğraflarını çekiyorduk. Onları dinliyorduk. Onlar kahve ikram ediyorlardı ve bazen elden ele dolaşan mate çayına ortak oluyorduk.

İlkokula gittik. O da büyük toprak sahiplerinin arazilerinin tam ortasındaydı. 80’den fazla öğrencisi vardı ama okul boştu. “Hepsini eve gönderdim” dedi öğretmen. Uçaktan ilaçladıklarında okula da aldırmamışlardı. İçeri girdik. “Pencereleri kapattık ama pek faydası olmadı sanırım” dedi öğretmen. Hava saldırısı sonrası konuşan mahalle sakini gibiydi. Sesi kısılmıştı, bağırmaktan olmalıydı ve daha çok tarım ilacından. Konuşmasını kaydettik. Fotoğraflar çektik. Sonra Macose’nin cipiyle büyük toprak sahiplerinin ektikleri soyaları ortasından yara yara bir başka yere gittik. Soyaların ezilmesi güzel bir görüntü ortaya çıkarıyordu. Dalgalandım da duruldum gibi oluyordu. Daha da önemlisi, insanın biraz içi rahatlıyordu. Toprak sahiplerinin adamları peşimizde beliriyordu. Uzaktan birbirimize bakıp küfür ediyorduk. Kim demiş küfrün bir yararı yok diye. Bir ifade biçimi denilebilirdi.

Miting olacağı gün Bolivya’ya geçtik. 7-8 gün dağlardaydık. İnternet bulunca baktık, herkes bizi arıyordu. Macose’nin mitingini taramışlardı. 3 kişi ölmüştü. Paraguay’dan kiralık katiller gelmişti. “O gün peşimizden gelenler de onlardı” dediler. Bizden de haber almayınca endişe etmişlerdi. Halbuki biz Bolivya’nın bir dağ köyünde bir kilisenin misafirhanesinde kalıyorduk. Ruhani dünyaya yakındık ama ölü değil.

Çevre mücadelesi cinayetleri Türkiye’de de başladı. Dolaylı olanlardan değil, aradan kapitalizmi çekerek doğrudan işledikleri cinayetlerden söz ediyorum ve ne yazık ki her şey daha yeni başlıyor.  Brezilya’da katledilen çevre direnişçisi Chico Mendes’in dedikleriyle bitirmeli o zaman: “İlk başta kauçuk ağaçlarını kurtarmak için savaştığımı düşünüyordum, sonra Amazon ormanları için savaştığımı anladım. Şimdi farkında vardım ki aslında insanlık için savaşıyorum.”

YAZARIN DİĞER YAZILARI