'Cumhurbaşkanlığı Partisi' AKP

Perşembe, 1 Haziran, 2017
Cumhurbaşkanlığına bağlı bir hizmet birimine dönüşen AKP, diğer devlet birimlerinin denetimi, "partizanlığın" kontrolü ve Beştepe'nin "bilgi" ihtiyacını karşılamak için de çalışacak.

16 Nisan’da oylanan “yeni siyaset düzeni” işlemeye başladı. Beklendiği gibi ilk operasyon, siyasi varlığını ortadan kaldırmaya gönüllü olan AKP’ye dönük. Parti yönetimi değişti, sırada teşkilatların olduğu açıklandı. Erdoğan’ın yeni iktidar ittifakının resmi “devlet sloganı” haline getirdiği “rabia”, parti tüzüğüne işlendi. Ama en önemli simgesel gösteri, Cumhurbaşkanlığı forsunun AKP’ye girmesiydi. Hem MKYK, hem de Meclis Grup toplantısı sırasında Erdoğan’ın arkasına Cumhurbaşkanlığı forsu yerleştirildi. 2014’ten itibaren fiili ve açıkça uygulanan “partili cumhurbaşkanı” düzeni, AKP’nin bir Cumhurbaşkanlığı birimi haline gelmesini somutlayan bu sembolik hamle ile yeni bir aşamaya taşındı. 16 Nisan referandumu ile Cumhurbaşkanı’na verilen ama aslında 2019’daki seçim sonrası yürürlüğe girecek “kamu tüzel kişiliği oluşturabilme” yetkisi AKP için biraz erkenden kullanıldı. Türkiye’de artık bir “Cumhurbaşkanlığı Partisi” var.

AKP, artık bir siyasi parti olarak değil, Beştepe’nin siyasi (seçim) ihtiyaçlarını karşılayan hizmet birimi olarak işlev görecek. Yeni görevi AKP’ye tebliğ eden Erdoğan, katıldığı ilk MKYK ve Meclis Grup toplantılarında: “Çok daha gayretkeş ekiplerle 2019’a hazırlanmamız gerekiyor” dedi. Hatta, meclis grubuna, “yeni sistemin” uyum yasaları için görevlerini hatırlattıktan sonra Ramazan ve Kurban bayramlarında bölgelerine giderek seçim çalışmalarına başlamaları talimatını verdi. Teşkilatlar konusunda kurduğu cümle de şöyle: “Bu yıl sonuna kadar biz tüm il yönetimlerini, ilçe yönetimlerini, belde yönetimlerini yenilemek durumundayız. Teşkilatlarımızın tamamını güncelleyeceğiz, yeniden gözden geçireceğiz. Ortada bir metal yorgunluğu var bunu aşmamız lazım“. Erdoğan yine de AKP’de gençlere yer açmayı, “gayretkeş genç metal” ihtiyacından çok “reform” olarak sunmayı tercih etti, partiyle ilişkileri yürütmek için yeni heyetler kurulacağı da kulislere yansıdı.

Erdoğan henüz yürütmenin başı olarak görev yapacak bir Cumhurbaşkanı olarak seçilmemiş olsa da, bakanlardan da 180 günlük hızlandırılmış eylem planı istediğini de açıkladı. Parti yönetimine verilen iftar yemeğinde, bu eylem planından ne beklediğini anlattı: “Bu çalışma doğrudan milletimizin günlük hayatına dokunan, meselelerin çözümüne yönelik pratik teklifleri içermelidir”. Yani, “Geçici de olsa hızlı ve hissedilir bir iyileşme hali sağlayın” talimatı. Yeni Cumhurbaşkanlığı birimi olarak görevlendirilen AKP için başka bir fonksiyon ise, “beyaz masa”ya benziyor: “Ne gibi eksiklikler var, şikayetler nedir bunların üzerine gitmemiz gerekiyor. Bir ekip burada oluşturacağız, bir ekip de cumhurbaşkanlığı makamında ve bu oluşturacağımız ekiplerle çok yoğun bir kontrol mekanizmasını çalıştıracağız“. Cumhurbaşkanlığına bağlı bir hizmet birimine dönüşen AKP, diğer devlet birimlerinin denetimi, “partizanlığın” kontrolü ve Beştepe’nin “bilgi” ihtiyacını karşılamak için de çalışacak.

16 Nisan gecesi fotoğraflara yansıyan yüz ifadeleri, sonrasındaki “Üsküdar, Niğde” göndermeleri, alınan sonuçla hava basılamamış ABD ve Avrupa temasları da dikkate alındığında, beklenen ama beklenenden biraz hızlı gelen bu hamleler, “normal takvim” sabrının gösterilmeyeceği kanaatini güçlendiriyor. Sonbahara kadar, ihtiyaç duyulan seçim makinasını (AKP) tanzim edip, düşündüğü “hissedilir iyileştirmeleri” yapabilmiş Erdoğan’ın, risklerle dolu “normal takvimi” beklemesi için bir neden görünmüyor. Yukarıda aktarılan sözler de, bekleyecek birinin ifadeleri gibi durmuyor. Beklemeyi zorunlu kılacak gelişmeler, operasyonun aksaması veya istenen verimlilik düzeyine gelememesi ve “hissedilir iyileşme” dozunun yetersiz kalması olabilir. Diğer politik aktörlerin pozisyon ve yol haritalarını tüm olasılıklarıyla görmek ve bunlara müdahale imkanlarını hazırlamak da, Erdoğan’ın zamanlamasında dikkate alacağı konular olacaktır.

Meclisteki grup odasından milletvekillerini dışarıya çıkartıp, alkışlar eşliğinde polis köpekleriyle arama yaptırmak gibi protokol karışıklıklarına neden olan bu telaşa bir heyecan eşlik etmiyor. Aslında, iki yıldır yaşanan telaşlı koşturmaca gibi, şimdiki acele de Erdoğan dışında kimseyi heyecanlandırmıyor. Yani “metal yorgunluğu” denilen şey, galiba “plastik yamulması”. Tahta aşınıyor, cam kırılıyor, metal yoruluyor, plastik de (geri döndürülemez biçimde) bozuluyor neticede. Sentetik siyaset, plastik parti meselesi komik bir analoji değil; çeşitli milatlar vererek AKP’nin “değiştiği” iddialarına da cevap belki.

Neticede, bir şeyin rağbet görüyor olması ona “sahicilik” kazandırmaya yetmez, “organik” hiç yapmaz. AKP’yi “yeni sosyolojinin devrimci partisi” ilan edip “değişen siyasetin” gereğinden bahsedenlerin bir kısmı farklı tarihler vererek iddialarını geri çekiyor. Erdoğan ise, heyecanını kaybetmiş partideki yorulan aksamı “gayretkeşlerle” yenileyerek yine sonuç alacağına inanıyor.

Uzun dönemli zararın kısa dönemli faydayla karşılanması ve kolay seçenek (bazen rakipsiz) olma lüksü, gündelik hayattaki plastik hakimiyetinin ana ayakları. Siyasette de plastik araçlarla ve müdahalelerle sonuç alabilmek mümkün ama her şeyin yerine geçebilen sentetiğin ömrü de sonsuz değil. Her adımıyla, kuşku uyandıracak ölçüde riski üzerine alan Erdoğan’ın kendisini emanet ettiği “taşıyıcı” araç kullanışlı olması için daha da “hafifliyor” ama aynı zamanda da zayıflıyor. Hız ihtiyacı ile, yük taşıma kapasitesi arasındaki gerilim, Erdoğan operasyonunun “başarısını” belirleyecek. Sadece bu sonuca ilişkin merak bile, takvimi beklemeyi güçleştirir. Ve yazıya başlarken temas ettiğimiz resme bir daha dönelim. Cumhurbaşkanlığı forsu AKP’ye geldi, Beştepe’nin artık bir partisi var. Ya tersi olsaydı: Parti devleti olmanın sembolü olarak, “ampul” Cumhurbaşkanlığı’na çıksaydı. Sonuçta bazen iyi tarafından bakmayı da bilmek lazım.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI