Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Elektro-göçmenler yerleşkesi: Loop Barcelona

Pazartesi, 29 Mayıs, 2017
İspanya'nın Katalonya Özerk Topluluğu ve Barcelona ilinin merkezi sayılan, ülkenin ikinci büyük yerleşimi Barcelona kenti, video sanatı meraklılarını 25 ve 26 Mayıs tarihlerinde, Loop Fair ve Loop Fest başlığı altında, Türkiye'den de sanatçı, galeri ve koleksiyonerlerin katılımı ile, Hotel Catalonia Ramblas'da buluşturdu. Girişim, bu dalın sanat tarihsel öncülerini genç kuşaklarla buluşturan Loop Talks isimli söyleşi serisiyle de taçlandı. 18 - 27 Mayıs tarihlerinde de, çeşitli bağımsız sergilerle Loop Fest başlığı ile kente yayılan etkinlik, dünyanın bir çok yerinden bir araya gelen, olağandışı elektronik ve dijital anlatıları yan yana taşıyan ve her biri sınırlı sayıdaki / değerdeki bir 'göçmenler yerleşkesi'ni andırıyordu.

 

Türkiye’den, bu yıl Erdal İnci (Art ON Galeri, İstanbul), Ali Kazma (Analix Forever, Cenevre) ve Ferhat Özgür’ün (The Pill, İstanbul) son dönem eserleriyle boy gösterdiği ve 15 yıldır izlenen Loop video sanatı fuarı, sergilerin düzenlendiği otelin odalarına sinen telaşlı, kapısı açık misafirperverliği, düşe yakınlığı ve her odada insanı farklı bir dünyaya çağıran görsel, duyusal ve duygusal çeşitliliğiyle öne çıktı. Bu yılki seçici kurulunda, Jean Conrad, Isabelle Lemaitre, Haro Cümbüşyan, Renee Drake ve Mark ile Josee Gensollen’ın yer aldığı fuar, uluslararası 49 eseri buluşturdu.

Erdal İnci, Kırkayak

Erdal İnci, Kırkayak

KIRKAYAKLAR

Hacettepe Üniversitesi’nde resim eğitimi alan Erdal İnci, fuara İstanbul Taksim meydanına alternatif bir bakış açısından yola çıkarak ürettiği, 5+1 kopyası bulunan, 6 dakika 16 saniyelik ‘Centipedes’ (Kırkayaklar) isimli, 2015 tarihli videosuyla katıldı. Bir bakıma sosyal-dijital bir ressam-heykeltıraş gibi üreten İnci’nin minyatür duygulu, dikey elektronik ‘tuvali’nde, ‘Gezi’nen ‘ kâğıtlar, güvercinler, taşıtlar, kadınlar ve erkekler, gerek grafik aykırılıklarıyla, gerekse insana totalitarizmi ve sosyal rutin karşısındaki bulaşıcı bulantıyı çağrıştıran, bile isteye ağır, kişiyi hipnotize edesiye uyuşturur kurgusuyla, hatırda kaldı, ilgi de gördü.

Biçimsel ve estetik çeşitlilikleriyle, birbirinden bağımsız yapıtların, birbirine komşu odalarda yan yana geldikçe seslerini daha da zenginleştirdiği bir iklim üreten fuarda, Ali Kazma da, İsviçreli Analix Forever galerisinin 37 numaralı odasında, yazar Alberto Manguel’in kitap ‘mabedi’nde çektiği 2015 tarihli, iki kanallı video yerleştirmesi ‘Harfler Evi’ / ‘House of Letters’ ile izleyici karşısındaydı.

NESLİ TÜKENEN ORGANİK BAĞLAR

Kazma’nın, şu günlerde 6 Ağustos’a değin İstanbul Tepebaşı’ndaki Pera Müzesi’nde yer alan, Alistair Hicks küratörlüğündeki ‘Çiftdüşün-Çiftgörü’ isimli uluslararası sergide de yer bulan çalışması, zamanımızın öne çıkan kitap tarihçilerinden, yazar Alberto Manguel’in Güney Fransa’da bulunduğu sırada kendi ve sayısı 40 bini geçen kitaplarına yine bu yıla kadar mesken edindiği tarihi müzevari binayı gözler önüne sermekteydi.

Yapıtlarında iradî, ancak fişleme kabalığına düşmeyecek bir seçkisellik ve kavramsal içgüdüyle üreten Ali Kazma’nın bu ilk ‘diptik’ video düzenlemesi, izleyicinin bir gözünden diğerine seken, o tatlı, bereketli ve gerilimli kurgusuyla olduğu kadar, sanatçının ışığa, detaylara sinen bilgi fısıltılarına, mesafeli bakışın medenî ve kadirbilir sorumluluğuna da bir yeni davetiye olma özelliğindeydi.

Manguel’in, tarihî kutsal kitaplardan Alice Harikalar Diyarında’nın nadir baskısına, Moby Dick’ten Borges’e, oradan da günışığı ve kuş sesleri refakatinde, türlü imzalı baskılara değin uzanan bu ılık, birbirinin sırtında sarmaşıklaşmış, nesli tükenmekte olan organik bilgi kaynağı, kent dışında olmasının da getirdiği bir hayranlık ve keşfedilmemişlikle iç içeydi.

sergi11

Ferhat Özgür

Loop fuarına katılan Ankaralı sanatçı Ferhat Özgür ise, 2016 tarihli ‘Fetih’ isimli, iki kanallı ve ikisi sanatçıya ait olmak üzere altı kopyası bulunan çalışmasında, ‘gerçek’ medya ve ‘gerçeküstü’ TV tarafından ‘gelişigüzel’ yazılan ve okunan tarihin, ürkütücü ve popüler kodlarını eşzamanlı bir aktarımla deşifre etmeye girişti.

Daha önce İstanbul ve Berlin bienallerine de katılan ve eserlerine Centre Georges Pompidou, MoMA PS1 ve Salzburg Modern gibi yerlerde de yer verilen Özgür, yapıtında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın, 29 Mayıs 2016’da, İstanbul’un fethinin 563’ncü yıldönümü etkinlikleri bünyesinde yaptığı bir miting konuşması ile, Türkiye televizyonlarında yayımlanan bir ‘tarih-macera-yiğitlik’ dizisinin kimi sahnelerini, mitinge katılan yurttaşların da demeçleri refakatinde, eleştirel ve belirsizliğe yaslı bir eşzamanlılıkla izleyene sunarken, aktif tarih bilinci ve ulusallık kavramının birey ve kitle nezdindeki muğlaklığı ile bilgi aktarımının yetersizliği üzerinden yaşanan anlam ve ikon sürçmelerini, koyu bir (m)izahla ortaya koydu.

Türkiye çıkışlı çalışmaların yanı sıra, deneyselliğin anlatımcılıkla, yeniliğin gelenekselle didişmeden yan yana gelebildiği Loop Barcelona’da sergilenen işlerin dörtte üçü, elbette, akılda kalıcı seviyede kişisellik ve çeşitlilik arzediyordu. Sözgelimi, Londra çıkışlı New Art Projects’de eserleri sergilenen ressam James Rielly, otelin 32 numaralı odasında, fuarın ismiyle de uyumlu biçimde ama rahatsızlık verici biçimde tekrar eden hareketli imgelerini sergiledi. Yaşamını halen Fransa’da sürdüren ve Paris’te resim eğitimi veren Rielly’nin, medyanın imgeyi kullanma hoyratlığından da yapıcı anlamda rol çaldığı işleri, toplumsal ikiyüzlülükleri birer meta-manzara konusu olarak tekil ve çoğul, pedagojik ve yetişkin, mesafeli ama dobra bir yaklaşımla betimlediği türdeydi. Rielly’nin bizler onlara bakıp da maruz kaldıkça birer sınama / sinema aygıtına dönüşen suluboya işleri, karakteristik bir acı espri duygusuyla yüklüydü.

Bilgi ve görüntünün algıyla eş zamanlı sınandığı önemli işler arasında, 1975 Amsterdam doğumlu Nicoline van Harskamp’ın Londra’daki Waterside Contemporary imzasıyla 23 numaralı otel odasında 4 + 1 kopya ile sergilediği PDGN adlı yapıtı hatırda kalıcıydı. Konulu kısa film mantığıyla, olası ‘ilkel’ bir gelecekte, doğal koşullarda geçen bir hikâyeyi işleyen çalışma, kadınların oluşturduğu bir toplumda üretilebilecek özerk dilin hükümetler veya kapitalizmden azade biçimde nasıl var olabileceğini, gözler – ve daha çok kulaklar – önüne seriyordu.

Alışıldık ‘yabancılaşma’ kavramına, gerek cinsler, gerekse zamanlar arası bir merakla yaklaşan, ataerkil yapıları karşısına alan eleştirel yapıt, dilin taşıdığı coğrafi ve sosyolojik tahakkümün sınırlarını test eden, temelini 1984 yılında dilbilimci ve feminist bilim-kurgu yazarı Suzette Haden Elgin tarafından kaleme alınan “Anadili” / “Native Language” romanından alan bir derinlik de arzediyordu.

Görüntü kadar, sesin de ihmal edilmediği etkinlikte Güney Afrika’dan, Cape Town – Johannesburg’dan 27 numaralı odaya gelen SMAC galerisinde ise, yine bu ülkenin yurttaşı olan 1984 doğumlu sanatçı Lhola Amira’nın, kıta köklerine doğru hakikat ve performans arasında gel-git yapmak suretiyle dramatik bir yolculuk ettiği, ‘Gana ve Kırmızı Bavulu Aramak’ isimli, 11 dakika 4 saniyelik yapıtı yer aldı. Sanatçının yüreği susuz bırakan ‘sepya’ bir bakışla ortaya koyduğu çalışmasında, bu genç ve alımlı Afrikalı kadın, elindeki geleneksel Zulu ölümsüzlük asası iThisoba ile Gana’nın siyasal ve sosyal bakımdan sembolik anlam taşıyan cadde ve mekânlarında, kâh taksi, kâh motosiklet veya yayan olarak, yakıcı yerel ezgiler refakatinde salınmaktaydı.

Ulusal bellekle hesaplaşmanın küresel kanıtlarıyla yüklü Loop’ta öne çıkan çalışmalardan bir diğeri ise, 1983 Fransa doğumlu Marcos Avila Forero’dan geldi. Halen 2017 Venedik Bienali’nde yapıtları sergilenen Forero, Loop’ta hem Paris çıkışlı Galeri Dohyanglee, hem de Barselona’dan RocioSantaCruz galerisinde izleyici karşısındaydı.

Sanatçının Dohyanglee galerisi bünyesinde sergilediği işi ’28 Haziran 1950, Tarım Reformu’ başlığını taşıdı. Sekiz dakika 11 saniye süren iki kanallı HD yerleştirmesiyle Forero, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca altyazıyla izlenebilen çalışmasında, Çin Halk Cumhuriyeti kurucu Marksist önderi Mao Zedong’un da kişisel olarak dizelerinde başvurduğu ‘kaotik-elyazısı’nı kullanan Çinli kaligrafi ustasıyla işbirliğini ortaya koydu.

Kaligraftan, Çin ve Dünyada en ‘popüler’ intihar noktalarından biri haline gelen Yangtze Nehri suyunu getirmesini ve bir kamusal alanda, bu suyu kullanarak, ülke tarihinde köylüler ve halkın geniş kesimlerince önemli tepkiler doğuran Tarım Reformu’nu bugünden yorumlamasını isteyen Forero, sonradan uçup, giden bu devrim-içi dizelerle, zamanın ve toprağın ittiği bir re-forma da tepkisel – eleştirel ve doğal bakışı katmış oldu.

Verdiğimiz örnekler refakatinde, anlatıları ve estetikleriyle Loop Barcelona’yı bir ‘elektronik göçmenler yerleşkesi’ne benzetmemiz, boşuna değildi. Video sanatı bugün, sinema, TV, sosyal medya ve yazılı basından kimi an gönüllü, kimi an ise gönülsüz sürgün, ama bedelini ödediği bu pozisyonun karşılığını özgünlük ve özgürlükle alabilecek bir meşruluk yaşıyor. Üretilen eserlerin edisyonlarının sınırlılığı / ölümlülüğü de, bu yüzden onları, tıpkı sanat tarihinde daha önce de rastladığımız özgünbaskı veya çoğaltma girişimlerinde olduğu gibi, daha korunulası ve değerli hale getiriyor. Bir şeyin çoğaltılması, ironik olarak onu paylaşan – koruyanlar arasında hem özel bir ortaklığa dahil ediyor, bir yandan da, yapıtın biricikliğinden ödün vermesi, haliyle buna sanatçı karar verdiği için eseri kitle nezdinde daha da yüceltebiliyor.

Bunun bir diğer örneği ise, Hotel Catalonia Ramblas’ta 15 numaralı odada karşımıza çıkan anonim güncel sanatçı inisiyatifi Tercerunquinto’dan geldi. Aksiyon ve performansın, siyasi duruş ve kültürel pozisyon eleştirisi ile harmanlandığı 6 dakika 46 saniyelik çalışma, ‘Insular Act’ başlıklıydı. Kavramsal derinliğiyle daha isminden başlayarak duruşunu ortaya koyan yapıt, ABD’yi ve ülkenin temsil etmeye yeltendiği küresel özgürlükçü pozisyonun hakikatini dünya karşısında sınar bir cüret içeriyordu.

evrim22

.

Kelime olarak ‘Insular’, temelde ‘Ada’ya dair olan’ ve ‘Tek bir yerde yaşadığı, izole olduğu için hayatta her şeyi buna göre değerlendiren,’ manâsına da geldiği için, dikkat çekiciydi. New York Limanı’nın İkinci Dünya Savaşı tecrübeleriyle müsemma, vaktiyle İngiliz işgaline karşı da konuşlandırılmış Fort Williams kalesi üzerinden bağımsızlık sembolü sayılabilecek Governor Adası’nda bundan altı sene evvel düzenlenen bir aksiyonun videosu olarak izlenen çalışma, tek başına ve kimliği belirsiz bir adamın, Meksikalı bir sanatçının, adadaki resmî ve tarihi yapılardan birine ait cama attığı taşı belgeliyordu.

1996’ya değin askerî amaçlarla kullanılan adada tecrübe olunan bu tansiyon yüklü, savunmasız yapıt /eylem, alanında ABD’de izin alınarak gerçekleştirilmiş ilk sosyo kültürel vaka olması açısından da önemliydi. Elbette, ‘eylem’e şahadet eden, 10 kamera eşliğinde. Bu kamera çoğunluğu hem eylemin / özgürlüğün ‘müsaade edilmesi’ çelişkisini yansıtıyor, hem de belgelemenin ürettiği arazları, belge veya yaratı denilen mefhumun ardında bıraktığı manâ lekelerini tartışmaya açıyordu.

Eserleriyle, görünüşte özgür sayılan bir durumun aslen ne ağır bir kontrol iklimine maruz kaldığını vurgulayan sanatçı ikili Gabriel Cazares ve Rolando Flores, Mexico City’den Loop’a katılan Proyectos Monclova’nın bünyesinde sergiledikleri işleriyle, küresel emlak milyarderi, Cumhuriyetçi Donald J. Trump’ın Meksika sınırına, üstelik ‘beleşe getirmeye çalıştığı’ bir ‘güvenlik duvarı’ inşa etmeye yöneldiği şu günlerde, Şikago’dan gelme siyahî Demokrat Başkan Obama iktidarında, o da kılı kırk yarar müzakere ile yaptıkları eylemin bugünle mukayesesine de girişmiş oldu.

33

.

Bu güzergâhta, sınıflara yönelik ekonomik ve sosyal sınır ihlalleri ile kapitalizmin evrimini tartışmaya açan önemli video işlerinden biri de, Liverpool Bienali bünyesinde hazırlanmış olan 2010 tarihli 13 dakikalık HD çalışması ile Cristina Lucas’a aitti. Lucas, Loop’ta Madridli Galeria Juana de Aizpuru ev sahipliğinde izlenen videosunda, yaşı ilerlemiş ve eski sendika üyesi, işçi emeklisi Liverpool sakinlerini, kentin endüstri toplumundan post-endüstri toplumuna geçişi karşısında tepki vermeye davet ediyordu. Eski bir fabrika yapısının camlarına atılmak üzere türlü taşları bulan kadınlı erkekli Liverpool’lular, bina üzerinde gördükleri ‘Uluslararası Avrupazevki Limited’ sözde markasıyla da iyice keyifli bir hiddete kendilerini bırakıyorlardı. Lucas, bu eseriyle kendi içinde sınıfsal olarak dönüşen ve kültür endüstrisinin de ‘Uluslararası Kölelik Müzesi’, ‘Beatles Müzesi’, Tate Liverpool ve tabii ki bizatihi bienal kurumunun müdahalesiyle mutenalaşan kente eleştirel bir gözle sahip çıkıyordu.

orhan11

Tom Pnini, Kağıt Ağırlığı.

Barselona’daki otelin ambiyansına uyum sağlarken, özeleştiri mekanizmasını sinematografik bir şekilde çalıştıran bir diğer eser ise, İsrail’in başkenti Tel Aviv’de hizmet veren Chelonchue Galerisi ile çalışan 1981 Tel Aviv doğumlu Tom Pnini’den geldi. Pnini’nin 2017 tarihli ‘Kâğıt Ağırlığı’, sanatçının yaratma yükümlülüğü üzerine dramatik ve kara mizahî bir iç okumasıydı. Hopper tadında bir görsellik ihtiva eden çalışmada, yaşlı bir erkek yazarın, yaratma bulantısıyla daktilosu başına geçtiği ve yazdıkça söyleminin, eyleminin altında harfiyen, kelime kelime kalakaldığı absürd ve trajik anı betimliyordu.

Los Angeles’taki Steve Turner galerisi ise, Loop Barcelona’ya ilginç bir sanatçıyla, bilgisayar âleminin ‘ekran koruyucu/screensaver’ olarak nitelediği unsurları sanata dönüştüren 1980 Amsterdam doğumlu Rafael Rozendaal ile katıldı. Yapıt / ekranları koleksiyonerlerce satın alınan Rozendaal, aynı zamanda bir şair. Japon şiir kültü Haiku meraklısı sanatçının eser isimleri de, dijital geçitleri gibi, matrak sonsuzluğa oynuyordu. ‘Hiçbirşey olmuyor’ (2013) veya ‘Çifte Asla’, bunlara iki örnekti.

Farkındalık, yorumlama ve resim sanatıyla flört de, elbette Loop Barselona’da karşılaşılan durumlar arasında sıklık gösteriyordu. Yaşamı ve çalışmalarını Los Angeles ve Köln’de sürdüren 1983 doğumlu Lukas Marxt’ın dünyaya empatik bir gözle, ancak cismen tepeden bakarak ekolojik bir soyutlama silsilesine giriştiği 2015 tarihli videosu ‘Tutsak Ufuk’da bunlardan biri oldu. Sanatçının ortaya koyduğu imgeler, izleyiciyi dahil olduğu ya da olamadığı dünyayla aykırı bir görsellik içinde yüzleştiren, değerli müdahaleler arasındaydı.

Keza ‘İklim Kontrolü ve Aşk Yazı’ da, 2016 tarihli bir özgün iş olarak, sanatçı Oliver Dollinger’dan Loop’a getirilen önemli çalışmalardan biriydi. Sanat kariyerine bir tiyatro kurarak başlayan ve aktörlükten gelen Dollinger, organik ve dijital hakikati gerçeküstücü akıma selam veren bir anlayışla sınadığı melankolik çalışmasında anın ve duyguların saf sanat dili üzerinden nereye kadar dışavurulabileceğini gösteren hayranlık verici isimlerden biriydi. Video sanatının plastiğine HD kalitesinde gösterdiği saygıyla olağanüstü bir elektronik ressamlık ortaya koyan Dollinger’ın işi, insanın gözü açıkken bile düş görebileceğini sempatik bir masumiyet ve doğrudanlıkla ispat eder gibiydi.

Sanatçı ve birey olarak dünyayla, kodlarıyla yüzleşme ve kendini konumlama, Amsterdamlı genç kadın sanatçı Aukje Dekker’ın da imgeleriyle Loop’a taşıdığı meseleler arasında oldu. Dekker’ın kişisel sergisi ‘Birimiz hepimiz/Hepimiz birimiz için’ adına ürettiği 2017 tarihli video-performansı, meslektaşı, güncel sanatçı ve yönetmen Steve McQueen’in 1997 tarihli işi ‘Dead Pan’a yanıt/referans veren ve bunun da içinde, kara komedi üstadı Buster Keaton’ın 1928 tarihli ‘İstimbot Bill Jr.’a göndermesi olan bir içerikte idi. Hiç bir klişe üzerinden tarif edilmeye yakın olmayan Dekker yapıtında, yıkıldı yıkılacak bir modern ev cephesinin önünde, kendini herşeyin akışına bırakarak, bir Avrupalı, kadın ve sanatçı oluşun üst üste kodlarına birey olarak dayanıklılığı ve dayanaklılığı sınar bir samimiyet üretiyordu.

Aukje Dekker

Aukje Dekker

Yapıt hakkında kaleme alınan tanıtım metninde, aktör Klaus Kinski’nin şu harika aforizması bize göz kırpmaktaydı: “İnsan yüzünden daha inanılmaz bir peyzaj yok.” Bu yapıtın en lezzetli kısmı ise, istasyonda izleyenleri izlerken, bizlerin bu iki medyum/ekran arasında olup bitenlere gösterdiğimiz refleksler üzerinden, bir otel odasında, hiç tanımadığımız insanlar yanımıza gelip giderken, izleyiciyken, izlenir konuma düşmemizdi.

Aynı rahatsızlığı ‘öteki tarafa’ geçerek sınayan bir diğer sanatçı olan Çinli Tang Chao ise, kamunun huzur ve eğlencesi uğruna üretilmiş bir ‘tema parkı’nda sığınmacı olarak karşımızdaydı. Chao, genelde herkesin kendini iyi hissetmek üzere içinde gezindiği bu sözde organik kültürel gettoya kendini sürgün ederken, bu iklimi mevcut dünyaya dramatik bir alternatif olarak tercih ediyor, adeta seçeneksizlikten sahile vurup intihar eden yunuslar ve balinalar misali, hayatta kalmanın / ya da kendiyle buluşmanın yollarını arıyordu.

Netice yerine, Barselona’nın Katalan bayraklarıyla bezeli geniş caddelerinde yer alan bu otel, bir süreliğine de olsa dünyanın tüm düş ve gerçeklerini buluştumayı yine başardı.Loop Barselona’dan geriye, böylesi bir festivalin bağımsız filmler için de yatılı olarak yapılıp yapılamayacağı, her odanın bir sinema salonu olamayacağı gibi ilginç bir hayal kaldı.İlgilenenlere, bu fikrin tüm telif bereketiyle duyurulur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI