Aydın Selcen
Aydın Selcen

'Geleceğe kaçış' - Bis

Çarşamba, 24 Mayıs, 2017
Erdoğan Vaşington’a “YPG’ye silah vermeyin, Gülen’i iade edin, Zarraf’ı salıverin” talepleriyle gitti. Bu somut taleplerin yerine, Oval Ofis’te çektirilen foto ve Büyükelçilik önünde onu protesto eden göstericilere atılan sopadan devşirilen görsel malzemeyle geldi. Az şey mi?

Değerli ekonomist Ümit Akçay, Gazete Duvar’daki son yazısına bu başlığı atmıştı: “Geleceğe Kaçış”. Akçay değerlendirmesinin sonunu “ekonomi yönetiminin ‘geleceğe kaçış’ olarak şekillenen politika tepkisinden” söz ederek bağlıyor. Ben de Akçay’a atıfla, AKP hükümetinin Ortadoğu siyasetinin gidişatını, Erdoğan’ın Vaşington ziyareti ve Trump’ın Riyad-Tel Aviv temasları bağlamında incelemeye çalışacağım bu yazıyı aynı şekilde adlandırdım.

Önce iki resme bakalım. Birincisi, Trump’ın Riyad’da, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi ve ev sahibi Suudi Kral Salman ile birlikte Aşırılıkçı İdeolojiyle Mücadele Merkezi açılışını ellerini ışıklı bir küreye basarak yaptıkları. İkincisi ise, Erdoğan’ın resmi koruma görevlilerinin karıştığı Vaşington Büyükelçiliğimiz önündeki Sheridan Kavşağı’ndaki meydan dayağı görüntüsü. Bu iki resim arasında bir haftadan kısa zaman var ve birinden diğerine çekeceğimiz çizgi, Ortadoğu siyasetimizin üzerinde yürümeye zorlanacağı ekseni gösteriyor.

Malum Erdoğan Vaşington’a “YPG’ye silah vermeyin, Gülen’i iade edin, Zarraf’ı salıverin” talepleriyle gitti. Bu somut taleplerin yerine, Oval Ofis’te çektirilen foto ve Büyükelçilik önünde onu protesto eden göstericilere atılan sopadan devşirilen görsel malzemeyle geldi. Az şey mi? İç tüketim açısından hiç değil, aksine belki o cenah için zafer. Baştan diplomatik zafer arayarak gitmek gerekir miydi, o ayrı tartışma konusu. Bunların yanında da PKK’nın terör örgütü statüsünün teyidi ve anlaşıldığı kadarıyla içeride ve Kuzey Irak’ta PKK hedeflerine yönelik harekat yapma serbestiyetinin devam ettiği güvencesi de var.

Söz konusu güvencenin, Karaçok ve Şengal türü “alan dışı” hedeflere, ABD’nin “master planını” bozmak pahasına hava bombardımanı yapma iznini de kapsadığını sanmam. Ayrıca görünen o ki Ankara’da, Trump’tan arzu edilenin alınamayışı Obama döneminden kalma üst düzey asker ve sivil bürokratlara bağlanıyor. Oysa, kıdemli dış politika yorumcusu Soli Özel’in çok defa hatırlattığı gibi, Obama ilk dış ziyaretini, bölgesinde örnek olmaya aday gördüğü ülkemize yapmıştı.

Onun ötesinde, Trump’ın ilk ziyaretini yaptığı Riyad konuşmasına bakarsak, Türkiye adı bir yerde geçiyor: Ürdün ve Lübnan’la birlikte Suriyeli mültecilere ev sahipliği yaptığı için edilen teşekkür cümlesinde. Kalanı IŞİD ve El Kaide türevi terörizmde nüfusu Müslüman ülkeleri etkin mücadeleye davete adanmış.

Bu çabaya karşılık da ABD yeniden İran’ı hedefe koyuyor. İran’ın Suriye’deki varlığının tehdit olduğu, bu ülkenin dünyadan yalıtılması gerektiği vurgulanıyor. Yeni dönemin dış siyaseti “ilkeli realizm” olarak tanımlanıyor. Katı ideolojilere somut dünyevi sonuçların, köktenci sarsılmalara istikrarın, ani müdahalelere aşamalı reformların, mükemmeliyete ortaklığın, savaşa barışın tercih edileceği vurgulanıyor.

Bunların anlamı ABD’nin IŞİD, El Kaide türevlerine karşı iş gördükleri müddetçe Suudi Arabistan, Mısır gibi rejimlerle çalışmaktan sakınmayacağı, bölgede insan hakları, demokrasi gibi iç konuları bölge siyasetinde kafaya pek takmayacağı. Trump, hem Tel Aviv hem Riyad konuşmalarında defalarca İran’ı hedef göstermekle yetinmedi. Bu ülkenin Suriye ve Lübnan’daki askeri mevcudiyetini de hedef aldı, Yemen’deki Husi direnişini de terörizm olarak gösterdi.

İçişlerine müdahale tanımını geniş tutması Ankara’nın Trump öngörüsünü herhalde haklı çıkarmıştır. İran’ı hedefe koyması da, Türkiye’ye denge unsuru potansiyeli açması bakımından ABD’yle kaldıraç işlevi görebileceği bakımından olumlu değerlendirilmiştir. Ancak terörle mücadelede ne PKK ne Suriye’deki uzantısı olarak görülen YPG yok. Oysa Lübnan’da Hizbullah’a, Yemen’de Husilere bile sıra geliyor. Diğer taraftan, Suriye’de Türkiye’nin ebeliğini yaptığı uzlaşının diğer iki kefili Rusya ve İran. Yani tüm yumurtaları havaya atıp, hiç birini kırmadan biteviye çevirme olanağı yine yok. Zira diplomatik manevra alanı ile şark kurnazlığı aynı şey değil.

Bir de Vaşington ziyareti öncesinde Cumhuriyetçi kanattan kıdemli siyasetçi Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi Başkanı McCain’in Türkiye’nin Suriye’deki önemini vurgulayan çıkışını hatırlayalım. Aynı McCain, Büyükelçilik önündeki meydan dayağı zaferinin (!) ardından televizyona çıkıp Büyükelçimizin ABD’den sınır dışı edilmesini talep edecek denli sert eleştiriye zorlandı. Yani Ankara’daki mevcut “taşracı” kafayla dış siyaset yürütme yaklaşımı değişmedikçe, Trump döneminde de iş yapmak zor.

Erdoğan gibi Trump’ı kafa dengi bulan bir diğer bölge lideri de İsrail Başbakanı Netanyahu. Tel Aviv’deki hoşgeldin konuşmasında Trump’a ön adıyla hitap etti. Tarihte bir ABD Cumhurbaşkanı’nın ilk yurtdışı ziyaretine İsrail’i dahil etmiş olmasından duyduğu memnuniyetin altını çizdi. İsrail’in Ürdün ve Mısır’la zaten barış anlaşması yapmış olduğunu anımsatırken, Suudi Arabistan’la da çalışılabilecek bir dönemin açılmış olduğunun işaretlerini verdi. Cumhurbaşkanı Rivlin ise İran’ın “İsrail’i sınırlarından uzağa, Suriye ve Lübnan’ın dışına çıkarılmasını” hedef koydu.

Buradan bize Ortadoğu’da Mısır-İsrail-Suudi Arabistan’ın yanına İran’ın karşısına gönüllü asker yazılmak mı çıkar? Erdoğan’ın Davutoğlu’nu yedek kulübesine çekmesinden sonra İsrail ve Suudilerle aramızı düzelttik, ya Sisi’nin Mısır’ı? Suriye’deki “kaygılarımızı” çoktan kulak ardı etmiş bir Vaşington’a “İran’a karşı denge işi bizde” mi diyeceğiz? Dersek Rusya’nın bize çıkaracağı fatura ne olur, nasıl ödenir? Özetle, meydan dayaklı ritmik diplomasimiz tam gaz. Akçay’ın ekonomi için öngördüğü gibi, Ortadoğu siyasetimizde Kürt saplantısıyla gerçeklerden geleceğe kaçış ise berdevam. Nereye kadar?


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI