Orta Asya: Nereden nereye? (1)

Salı, 23 Mayıs, 2017
Petrol ve maden zengini Kazakistan ile doğal gaz zengini Türkmenistan’da hayat standardı nispeten fena sayılmaz, devlet kurumları da sağlam. Bölgenin fakiri Tacikistan ile Kırgızistan'ın liderlerine göre tükenmek bilmeyen yeraltı zenginlikleri çok.

XIX’uncu yüzyılın sonunda Türkistan ve Güney Asya’da Londra ile St. Petersburg arasında, İngiliz yazar Arthur Conolly’nin “Büyük Oyun” dediği nüfuz mücadelesi başladı. Sonuçta Hindistan İngiltere’nin, Türkistan ise Rusya’nın himayesine girdi. Artık Orta Asya ismiyle bilinen bölge, Çarlık Rusya ve devamı olan SSCB’nin sömürgesi mi yoksa bir parçası mıydı tartışılabilir ama imparatorluk dışında kalsaydı bugün muhtemelen Afganistan ayarında bir diyar olacaktı.

SSCB dağıldıktan sonra Özbekistan ve Türkmenistan’da büyük miktarda “Sovyet mirası” silah kalınca, ikisi de en baştan bağımsız dış politikayı yürüme fırsatını yakaladı. Hatta en kalabalık nüfusa ve Orta Asya’nın en güçlü ordusuna sahip Özbekistan bölgesel lider olma hayali peşinde. Ana sorunu nüfus kalabalığı. Bağımsızlık süresi zarfında milyonlarca Rus ve diğer “ötekilerin” göç etmesine rağmen Özbekistan nüfusu ikiye katlanmış, işsizlik kritik seviyeye dayanmış durumda.

Petrol ve maden zengini Kazakistan ile doğal gaz zengini Türkmenistan’da hayat standardı nispeten fena sayılmaz, devlet kurumları da sağlam. Bölgenin fakiri Tacikistan ile Kırgızistan’ın liderlerine göre tükenmek bilmeyen yeraltı zenginlikleri çok. Ne var ki bugünün teknolojisi ile dağlardaki madenlerin işlenmesi zor, maliyeti yüksek. O ülkelerin ana geçim kaynakları dış yardım, kredi ve gurbetçi parası.

Orta Asya’nın karşılaştığı başlıca sorunlar “klasiktir”: susuzluk, uyuşturucu trafiği, radikal İslamcılık, yolsuzluk, sefalet, liderlik kavgaları ve etnik gerginlik. Bir örnek verelim. Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan sınırlarının kesiştiği bereketli Fergana Vadisi, Orta Asya alanının yüzde 5’ini kaplıyor ama nüfusunun yüzde 20’sini barındırıyor. Kırgızistan kısmında Tacik, Özbekistan kısmında ise Tacik ve Kırgız nüfusu ağırlıkta. Böylece bölgede patlak veren çoğu etnik kavgaların buradan kaynaklanması şaşırtıcı değil.

Zbigniew Brzezinski’nin deyişiyle Sovyetler Birliği dağılınca Orta Asya “jeopolitik kara delik” haline gelmiş. Derhal, İngiltere’nin çekildiği “Büyük Oyun” Rusya, ABD, Türkiye, İran, Hindistan ve Çin’in katılımıyla yeniden canlanmış.

Rusya ile başlayalım, zira yakın tarih bunu icap eder.

Brzezinski’ye tekrar kulak vermekte fayda var. XX’nci yy’nin sonunda jeopolitik gurusu, “Rusya’nın, bölgeyi dış güçlere kapatmaya siyasi gücü yetmez, kendi başına geliştirecek imkanları da sınırlı” demiş. Adama hak vermemek mümkün değil ama bugün de Orta Asya’nın dış ticaretinin yüzde 30’u Rusya’ya düşüyor, toplam yatırımları 18 milyar doları aştı; bölge nüfusunun yüzde 10’a yakını Rus; Kazakistan ile sınırı 7 bin 500 kilometreden fazla. Sonuç: Rusya’nın Orta Asya’dan vazgeçmesi söz konusu olamaz.

Yeni devletler, kimliklerini “kahrolası Rus emperyalizmi”ni reddederek kurmaya çalışmakla beraber (gerçi Çarlık Rusya’nın ve SSCB’nin emperyalizmi hiç “klasik” değildi) “Sovyet sonrası” ülkeler hem yakın geçmişine nostalji denen duyguya kapılıyor hem dünyada tek başına hareket etmekten çekiniyordu. İşte, fiilen Rusya’nın liderliğinde kurulan BDT’nin manevi altyapısı buydu. “Madde birincil” veya “Bilinç birincil” tezini savunan filozoflar var. “Duygu birincil” diyen kimse yok gibi. Ondan sanırım, duyguya dayanan siyasi birlikler uzun ömürlü olamaz. Kağıt üzerinde varlığını devam ettirse bile.

Dünya ve özellikle Avrasya devi statüsünden vazgeçmek istemeyen, dış güçleri “kendi göbek altına” sokturmamakla uğraşan Rusya “birlikler stratejisini” benimseyince, BDT’yi “Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü” (KGAÖ), “Avrasya Ekonomik Topluluğu” (AET) ve “Şanghay İşbirliği Örgütü”nü (ŞİÖ) takip etmiş. Ne var ki AET bir türlü faal duruma gelemiyor, ŞİÖ ise yavaş yavaş Çin’in etkisinin altına girmiş. Neyse, Rusya “stratejik partner” ilan ettiği Çin’in ilerlemesini görmezlikten geliyor, ama ABD’ninkine var gücüyle direniyor.

En baştan “bağlantısızlık” ve “herkesten eşit mesafe” ilkelerini benimseyen Türkmenistan, özellikle 2009 yılında Gazprom ile çekiştikten sonra Rusya’dan uzak durmayı tercih ediyor.

Özbekistan’ın gitgide Amerika’ya yanaşmasına rağmen eski Devlet Başkanı İslam Karimov, başı İslamcılarla derde girdiği her defada, dört nala Kremlin’e koşardı. Rus-Özbek ilişkileri iyileşir, bir müddet sonra gene soğurdu. Lafı gelince Rusya’da milyonlarca Özbek gurbetçi bulunur, eve gönderdikleri paralar ülke bütçesinin önemli kısmını oluşturmakta.

Tacik lideri Emomali Rahmon büyük ölçüde Rusya’nın sayesinde iktidarda kalmasına rağmen Moskova ile belirli mesafe korumaya çalışıyor. Bununla beraber Rusya’da “amele işçi”nin anlamdaşı “Tacik”tir.

Rusya’nın en sağlam ve istikrarlı bölge partneri hala Kazakistan’dır. Ne var ki 60’lardan bu yana o ülkede bulunan “Baykonur” uzay üssünün yerine Rusya kendi topraklarında yeni bir uzay üssüne ihtiyaç duymuş ve yapmış. Ne olur ne olmaz diye…

Komşularının aksine demokratik rejim kurmaya çalışan Kırgızistan, yaptığı seçimi birkaç isyan ve darbe ile ödedi. Ve de “demokratik” derken bölgenin tarihini ve sosyo-kültürel geleneklerini unutmayalım: Kırgızistan’ın eski devlet başkanlarından biri Rusya, diğeri Belarus’a sığınmak zorunda idi. Üçüncüsü Kırgızistan’ın İzlanda Büyükelçisi. Ülke ekonomisi ise Çin’e emanet.

Birçok Batılı yorumculara göre Moskova’nın bölgede en etkin “silahı”, petrol ve doğal gaz boru hatlarının yurt dışına çıkmayışı idi. Hepsi Rusya’dan geçiyordu. NABUCCO Projesi de Moskova’nın çabaları sayesinde gerçekleşmemiş. Öyle olsa da Rusya, 2009 yılında, dönemin Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı yoldaş Hu Jintao’nun, Türkmenistan-Çin doğal gaz boru hattını görkemli törenle işletmeye açmasına engel olamamış. Artık Orta Asya’da projelendirme veya inşaat aşamasında Çin ve Azerbaycan (yani Türkiye) çıkışlı birkaç boru hattı var.

11 Nisan 2017’de Kiev’de Ukrayna, Kazakistan, Azerbaycan ve Gürcistan devlet demir yolları şirketleri, Türkiye çıkışlı “Trans-Hazar Nakliye Projesi’ni” değerlendirdi. Ertesi gün “Егемен Қазақстан” (artık “Egemen Kazakistan” mı?) gazetesi Kazakistan Devlet Başkanı ve Elbası (Ulus başı) Nursultan Nazarbayev’in “Geleceğe rotamız manevi diriliş” başlıklı yazısını yayımladı. Yazının ana fikri, Kazakça’nın Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçiş zorunluluğuydu. Kremlin’den buna resmi tepki gelmezken “havuz medyası” dışında Rusya’da herkes bunu Astana’nın da Moskova’dan ayrılık yoluna girişi olarak algıladı.

Perşembe günü: Orta Asya: Nereden nereye? (2) Çin fobisi siliniyor


Andrey İsaev kimdir?

Moskova Devlet Üniversitesi Türkoloji Bölümü'nden mezun. Rusya Bilim Akademisi Şarkiyat Enstitüsü ile Kazan Devlet Üniversitesi'nde çalıştı. Toplam 17 yıl çeşitli görevlerde Türkiye’de bulundu, Çin ve Hindistan’da çalıştı. Gazetecilik, araştırmacılık ve çevirmenlik yapıyor. RS FM radyosu kurucularından ve ilk genel müdürü.“Eski Çağ Türkiye tarihi” ve “Hint-Avrupa Mitolojisi: bir inceleme denemesi” adlı kitapları var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI