Bir gönül yıktıysanız bin köprü yapsanız ne çare!

Cumartesi, 13 Mayıs, 2017
Maddi mirası yaşatmaya çalışmaktan çok daha kıymetli değil mi insanı yaşatıp, insan onurunu yüceltmek? Ölü ya da diri insan bedenine hak ettiği saygıyı göstermek elzem değil mi? Hani “insanı yaşat ki devlet yaşasın” vasiyeti nerede kaldı? Unutuldu mu?

Güzel işler de yapılıyor, kabul. Türkiye’de ilk defa kullanılan yöntemle baraj gölü altında kalacak olan tarihi mirası taşıma çabası gerçekten kıymetli. Bir daha asla yerine gelmeyecek tarih-kültür mirasını korurken günün ihtiyacını, enerji açığını kapatma çabasını bir arada yürütme gayreti takdire değer. Gazete Duvar da atlamamış bu olayı ve haberi şöyle vermiş:

“Batman’ın Hasankeyf İlçesi’nde, bulunduğu yer Ilısu Baraj Gölü altında kalacak olan 650 yıllık Zeynel Bey Türbesi’ni 2 kilometre uzaklıktaki yeni yerine taşıma işlemi bu sabah saat 07.30’da başladı. Dönemin Artuklu mimarisine sadık kalınacağını söyleyen Eroğlu, El Rızk Camii, Süleyman Han Camii, Koç Camii, Kızlar Camii ve Artuklu Hamamı’nın da taşınacağını belirtti.”

Bir saat bile elektriksiz ve hatta neredeyse bir dakika bile internetsiz kalmaya tahammülümüz yokken baraja itiraz pek anlamlı değil. Yalnız erbabınca yerine, kapasitesine, işlevselliğine ve işletmeciliğine dair uzman görüşleri varsa o ayrı tabi. Geçmişi, geleceğe aktarmanın biricik yolu eski eserleri yaşatmaksa bu elbet siyasetin sorumluluğu ve yerine getirilme çabasını görmek güzel.

Peki ya insanı yaşatmak?

Maddi mirası yaşatmaya çalışmaktan çok daha kıymetli değil mi insanı yaşatıp, insan onurunu yüceltmek?

Ölü ya da diri insan bedenine hak ettiği saygıyı göstermek elzem değil mi?

Hani “insanı yaşat ki devlet yaşasın” vasiyeti nerede kaldı? Unutuldu mu?

Kemal Gün, 24 Şubat’ta Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda açlık grevine başlayan bir baba. 70’lik bir dedeyi 70 gündür açlık grevinde görmezden gelen devlet aklı aynı zamanda bir babaya oğlunun cenazesini almak için açlık grevi yapmaktan başka çare bırakmayan anlamsız politikanın da üreticisi. Ölü bedenlerden hınç almak saf kötülük…

Hele aileleri cenazesinden mahrum etmek hiçbir haklı gerekçeyle izahı kabil olmayan, ceberut devlet anlayışından başka bir şey değil.

Değişmeli. Derhal düzelmeli bu vahim hata. Zira yıkılan gönüller onarılamaz. Gönüllerdeki köprüleri, Amerika’nın PYD’ye verdiği ağır silahlardan çok, yanlış devlet politikasıyla insan onurunu çiğnemek yıkar. Kürt coğrafyasının tarihi mirası olan Artuklu eserlerini korumak kadar Dersimli baba Kemal Gün’ün hayat ve haysiyetini korumaya önem vermelisiniz.

Diğer yandan yüz bini aşkın mağdur yaratarak FETÖ/PDY ile mücadele edildiğini zannetmek de akla ziyan. Yapılanmanın karar mekanizmasına dokunamazken akademisyenlerden, öğretmenlerden hınç almaya kalkışmak zalimce. Siyasetin, partilerin içinde ve şüphesiz topluma zarar verme yönünden çok daha etkin olabileceklere dokunulmazken, temizlik işçilerini ihraç ederek çoluk çocuğuyla birlikte açlığa mahkum ediş, en büyük hatalardan.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın artık sağlıklarını tehdit boyutuna varmış olan açlık grevlerini sonlandıracak adım atılmıyor. Yetmezmiş gibi saygı ve moral destek adına yanlarına gidenler de gözaltına alınıyor. Ne diyelim bu akıl tutulması karşısında dilimiz tutuluyor.

Geçmişin mirasını yarına aktarmanın yolu maddi eserleri korurken aynı zamanda bugün yaşayanların onurunu da korumaktan geçer.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI