'Hindistan Hinduların' olabilir mi?

Pazar, 7 Mayıs, 2017
Büyük İskender, Kanuni Sultan Süleyman, Napoleon Bonaparte ve nice başkaları, üzerinde hayal kurduğu Hindistan’a “harikalar diyarı” derler. Herhalde onun en büyük harikalığı, her şeye rağmen hâlâ bütünlüğü sağlayabilmek olmalı.

Ağustos 1947’de astrologların gösterdiği tarih ve saatte Hindistan bağımsızlığı ilan edilmişti. Dünyaya yayılan tanrısal ışığın her insanoğlunu aydınlattığına inanan Mahatma Gandi ile Cevahirlal Nehru, ülkenin sosyal kesimleri ile etnoslarını bu inanç temelinde birleştirmeyi hayal ediyorlardı.

Yeraltı zenginlikleri ile övünen Hindistan kendi başına araba, füze ve software üretirken, milli ekonomisi senede en az yüzde yedi büyürken dünyanın en fakir nüfusunun üçte ikisi bu ülkede barınıyor.

Bağlantısızlar Hareketi’nin kurucularından Nehru zamanından bu yana Hindistan askeri bloklara üye olmaz, kendi savunmasını kendi sağlamaya çalışır. “Psikolojik” sınıflandırmaya göre Hindistan uygarlığı içe dönüktür, fertleri de, ülkeleri de daha çok kendi iç dünyası ile ilgilenir, dış dünyayı daha az önemser. Neticede kocaman Hindistan’ın nüfuz alanı Nepal, Sri-Lanka ile haritada bulmakta zorlandığımız Sıkkım, Bhutan ve de Lo Krallığı ile sınırlı. Hintli diasporası belki ülkenin daha etkili “dış politika enstrümanı”dır. Yurt dışında yaşayan ve sayısı otuz milyonu aşan Hintlilerin önemli kısmı, kaldığı ülkelerin bilim ve girişimcilik alanlarında faaliyet gösterir. Silikon Vadisi’ni örnek göstersek yeter. İkisi bir arada.

Winston Churchill’in “Hindistan ne ülke, ne devlet, bir coğrafi kavramdır” demekte bir ölçüde haklıydı. Sahiden Hintliler 500 etnosa ve 3000 kastaya bölünmüş, federal ve yerel olmak üzere 21 resmi dil konuşur (lehçe saymazsak günlük hayatta kullanılan dil sayısı 500’ü bulur), 24 farklı yazı sistemi uygular. Vatandaşların yüzde 82’si Hindu, yüzde 12’si Müslüman, yüzde 2’si Hıristiyan’dır. Toplamda animizm dahil onlarca din ve inanç vardır. Rakamlar 2001 nüfus sayımına ait, ülkenin etnik yapısına dair 2011’de yapılan sayım sonuçları yayınlanmamış, kimi uzmanlara göre patlak veren Müslüman nüfusunun sayısını gizlemek maksadıyla. Artış olağanüstüymüş ve bu durum çoğu Hindular için rahatsızlık vericiymiş.

Hatırlatalım, 1947’de Pakistan Hindistan’dan ayrılırken meydana çıkan çarpışmalarda Hindularla Müslümanlar beş milyona yakın can vermiş, on milyonu aşkın insan mülteci olmuştu. İngilizlerin Hindistan’a tartışmalı bir şekilde sattığı Keşmir için Pakistan ile 1949, 1965 ve 1999 yıllarında üç savaş çıkmıştı. Bu da yetmedi, Birleşmiş Milletler Üniversitesi uzmanlarına göre dünyada ilk nükleer savaş temiz su paylaşımı yüzünden Hindistan ile Pakistan arasında çıkabilir.

İkinci büyük komşu ile ilişkiler de gergin, hatta bu gerginlik “geleneksel” hale gelmiş oluyor. Çin ile birkaç “küçük çaplı” savaş çıktıktan sonra 1990’larda iki ülke arasında sınır bölgelerine belirli istikrar getiren antlaşmalar imzalandı, 2003’te Yeni Delhi Tibet’in Çin’e, Pekin ise Sıkkım’ın Hindistan’a ait olduğunu resmen tanıdı. Bununla beraber Çin, “Güney Tibet” dediği Arunaçal Pradeş eyaletinin ve Ladakh Bölgesi’nin büyük kısmına, Hindistan ise Keşmir’in Aksay Çin Platosu’na talip.

Dalai Lama sorunu da güncelliğini yitirmiyor. 2014’de iktidara gelen Narendra Modi Pekin ile anlaşmazlıkları giderme niyetini açıkladı. Ama olumlu netice alamayınca “pragmatik” temele geçti. Yeni Delhi, son zamanlarda Pekin’in İslamabad ile yakınlaştığını görünce Tokyo ile ilişkileri yoğunlaştırdı. Ladakh’ta askeri altyapısını kurma işinin Japonlar’a verilmesi bunun göstergesi. Hindistan Çin’den içten içe korkuyor. Dostlarla çevrilmiş olmayan Hindistan dünyanın bir numaralı silah alıcısı konumuna gelmiş.

Diğer süper güçlere gelince Gandi-Nehru Hanedanı döneminde Hindistan’ın SSCB ile arası hemen hemen “bulutsuz”du. Moskova’nın desteğini “rutin” olarak algılayan Yeni Delhi, yeni Rusya’nın Hindistan’ı feda ederek Çin ile yakınlaşması ile şok yaşamış. Mihail Gorbaçov’un dediği gibi “Delhi ile ilişkilerin zayıflaması, onun Batı ve Japonya’ya yönlenmesi objektif olarak bizden kaynaklanıyor”.

Üstelik birçok uzmana göre Taliban ile diyalog kuran, Afganistan’da Pakistan ve Çin’in arabuluculuğunu kabul edip Hindistan’ı süreçten adeta dışlayan Rusya, Hintlilerin gözünde daha çok itibarını kaybetmiş. Halbuki Afganistan’da kök salan İslamcı terör Hindistan’ı son derece rahatsız etmekte.

Neticede eskiden silahların yüzde 70’ini SSCB/Rusya’dan temin eden ülke, bu oranı ABD, Fransa ve İsrail’in lehine yüzde 25’e indirmiş. Lafı gelince Hindistan’ın dış ticaretinin toplamında 90’lı yılların başından bu yana Rusya’nın payı yüzde 10’dan yüzde 1.7’ye düşmüş.

Washington’un bu durumdan faydalanmaması mümkün müydü? Press TV’ye konuşan Amerikalı araştırmacı yazar Stephen Lendman, Brezilya’yı Rusya ve Çin’den uzaklaştıran Amerika’nın şimdi aynısını Hindistan ile yapmaya çalıştığını öne sürdü. Ve de son dönemde bir yandan Çin’in İslamcı terör ile alakalı vakalarda ismini duyuran Pakistan ile yakınlaşması, öte yandan ABD’nin Pakistan ile arasının açılması Washington’un gözünde Yeni Delhi’nin önemini artırıyor.

Üstelik süper güç olma iddiası olmayan Hindistan, İngilizce konuşuyor, golf ve polo oynuyor, çimenlere bakmayı biliyor, parlamenter demokrasiyi bile yaşatıyor. Yani Amerika’ya ideal bir müttefik. Sonuçta geçen sene iki ülke arasında Savunma Teknoloji Geliştirme Programı ve Askeri Üsleri Müşterek Kullanma Antlaşması imzalanmış, Hint basını, Hindistan’a “NATO müttefiki” ayarında statü veren kanun tasarısının Amerika Senatosu’ndan geçtiğini yazdı.

Dışarıdan gelen tehditler bir yana, ülkenin içi de kaynıyor. 80’li yıllardan bu yana özerklik veya bağımsızlık isteyen Nagaland eyaletindeki Hıristiyanlar, Assam’daki ayrılıkçı Bodo’lar, Manipur’daki bölücü Meyteler Hindulara karşı seslerini çıkartmaya başlayınca her iki taraf terör yoluna girmiş. Tripura’da yaşayan Tripuriler Bangladeş’ten kaçan yüzbinlerce mülteciye karşı savaş açmış. Сemmu ve Keşmir eyaletinde sırf 2012 yılında binden fazla terör eylemi gerçekleştirilmiş. 1967’de Yeni Delhi’ye karşı gerilla hareketi başlatan Maocu Naksalitler, Hindistan’ın doğu sahilleri boyunca “Kızıl koridor” denen topraklarda onlarca milyonluk “devletler” kurmuş. Yerel halk ekseriyetle Nakslitlere destek veriyor, ateşli silahları olmayan gönüllüler okçu ve mızrakçı birlikleri oluşturuyor.

Büyük İskender, Kanuni Sultan Süleyman, Napoleon Bonaparte ve nice başkaları üzerinde hayal kurduğu Hindistan’a “harikalar diyarı” derler. Herhalde onun en büyük harikalığı, her şeye rağmen hâlâ bütünlüğü sağlayabilmek olmalı. Ama durum değişebilir. Sebebi, aşağı yukarı 500 milyon kişinin benimsediği “Hindistan, Hindularındır” sloganlı “Hindutva” ideolojisinin hızlı yükselişi. “Aktivistleri” de boş durmuyor. 1954 ila 1992 arasında Hindistan’lı Müslümanlar 13 bin (!) kanlı kıyıma maruz kalmış, 2002 yılında Gujarat eyaletinde sayılı günlerde binlerce Müslüman katledilmiş, insanlar canlı canlı yakılmış. Altı sene sonra Orissa Hıristiyanları buna benzer katliam yaşamış. Papaz ve rahibeler alevlere atılmış. O arada parlamenter demokrasi yürümeye devam ediyordu.

Üstelik 2014 yılında iktidara gelen Narendra Modi’nin Bharatiya Janata Partisi (BJP), resmi olarak “Hindutva” hareketinin bir parçasıdır. Aşırıcılık suçlamalarını reddeden BJP, Hinduizm dışı dinlerin “yalancı” değil, Hinduizm’e nazaran sadece “tam olmayan”, “yetersiz” olduğunu iddia etse de, birlik ve beraberlik çağrısında bulunsa da Müslüman, Hıristiyan, Pers ve diğer “ötekiler” kendisini “ikinci sınıf” vatandaş hissediyor ve tedirgin oluyor. Gerginlik tırmanışta.

Hindistan gibi çok uluslu ülkelerde ister etnik, ister dinsel “milliyetçilik” ölümcül derecede tehlikeli. BJP iktidarı altında ülke bir anlamda zor bir sınavdan geçiyor. O sınavın sonucu ne olursa olsun hepimize ders olacak.


Andrey İsaev kimdir?

Moskova Devlet Üniversitesi Türkoloji Bölümü'nden mezun. Rusya Bilim Akademisi Şarkiyat Enstitüsü ile Kazan Devlet Üniversitesi'nde çalıştı. Toplam 17 yıl çeşitli görevlerde Türkiye’de bulundu, Çin ve Hindistan’da çalıştı. Gazetecilik, araştırmacılık ve çevirmenlik yapıyor. RS FM radyosu kurucularından ve ilk genel müdürü.“Eski Çağ Türkiye tarihi” ve “Hint-Avrupa Mitolojisi: bir inceleme denemesi” adlı kitapları var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI