Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

Küresel güç mücadelesinin yeni adresi: Asya-Pasifik III

Perşembe, 4 Mayıs, 2017
Pekin ekonomisi eskisi kadar sert bir büyüme hacmiyle hareket etmemekle birlikte dünyanın atölyesi olma potansiyelini hâlâ koruyor. Üstelik bu devasa ekonomi, ucuz iş gücü sebebiyle, küresel sermaye ve rekabetin su yüzüne çıktığı bir arena.

“Çin artık kurallara sadece uyan bir ülke değil, kural koyan bir ülke olacaktır. Yeni bir uluslararası ilişkiler perspektifi inşa edilecek ve büyük bir yenilenmeyle Çin halkı burada yerini alacaktır.” Çin dış politikasında önceliklerini gösteren strateji belgeleri ve doktrinlerinde buna benzer özetlemeler bulmak mümkün. Henüz zamanın gelmediğinin farkında olmakla beraber, Pekin adeta “buradayım ve hazır olun geliyorum” diyor. İlk geleceği hatta geldiği yerin Asya-Pasifik olduğu, belge ve konuşmalarda bölgeye yapılan vurgu, işbirliği stratejileri bunun en açık göstergesi. Tıpkı her yerde karşımıza çıkan “made in China” yazılı mallar gibi Asya-Pasifik’te de Çin adeta her yerde. Tam da bu nedenle diğer yazılardan farklı olarak Pekin’in penceresinden Asya Pasifik’teki ekonomi, enerji, dış politika alanlarına ve jeopolitik alana bakışı iki hafta boyunca ele alacağız. Bu hafta yüzümüzü devasa ekonomiye ve bu ekonomik çarkların dönmesini sağlayan enerjiye çevirelim.

DÜNYANIN ATÖLYESİ, REKABETİN MERKEZİ: EKONOMİ

Çin ekonomisi özellikle 1990’ların sonu ve 2000’lerin ilk yarısında çarpıcı bir büyüme ivmesiyle dikkat çekti. Çin’in dünya ekonomisindeki yeri rakamlar üzerinden daha anlaşılır hale getirilebilir. Dünya Ekonomik Forumu 2016 verilerine göre, Çin 2016’daki yüzde 6.7 büyümesiyle yüzde 3.2 olan küresel büyümeye yaklaşık yüzde 39’luk bir katkı yaptı. Söz konusu dönemde ABD ekonomisi yüzde 1.6 büyürken küresel katkısı yüzde 0.2 civarında oldu. Benzer biçimde dünya ticareti açısından da Pekin önemli bir partner. Şöyle ki Çin’in 2010’da dünya ihracatındaki payı yüzde 10.3’ken 2015’te bu yüzde 13.7’ye ithalatta yüzde 9.1’den 10.1’e yükseldi.

Pekin ekonomisi eskisi kadar sert bir büyüme hacmiyle hareket etmemekle birlikte dünyanın atölyesi olma potansiyelini hâlâ koruyor. Üstelik bu devasa ekonomi, ucuz iş gücü sebebiyle, küresel sermaye ve rekabetin su yüzüne çıktığı bir arena. Apple, Samsung gibi teknoloji devlerinin yanı sıra otomotivden beyaz eşyaya ve dahi kanser araştırmalarına kadar Çin geniş spektrumlu bir ekonomiye sahip. Dahası Çin ekonomik yatırımlarıyla, insani yardım projeleriyle Latin Amerika’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Avrupa’ya dünyanın çok da büyük olmadığını gösteriyor. Peki Asya-Pasifik Çin ekonomisi için nerede duruyor.

İŞ BAŞKA ARKADAŞLIK BAŞKA

Çin’in ihracatında ilk on ülke incelendiğinde bunun yedisi bölgeden. Bölgenin 2016’da Çin ihracatındaki payı yüzde 48.9 ve toplamda 875 milyar dolara denk gelirken, lider konumdaki ABD’nin payı yüzde 18.3 ve 388.1 milyar dolar.

ABD’nin önemli müttefiklerinden Avustralya’nın en büyük ihracat pazarı yine Çin. Benzer biçimde Güney Kore Çin’in en büyük tedarikçisi ve ihracatçılarından birisi. ABD’den farklı olarak Çin bölgeye yönelik ticari ve finansal ilişkilerini geliştirmek için Rusya’yla uyumlu bir biçimde Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği’ni (APEC) aktif biçimde kullanıyor. Özellikle örgüt toplantılarında serbest ticaret ve bölgesel ekonomik işbirliği için çabalıyor. Çin öncülüğünde 2016’da faaliyete geçen Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın kurulması bölge ülkelerinin bütünleşmesi yolundaki önemli atılımlardan birisi olabilir. Bankayı farklı kılan en önemli özelliğiyse Bretton Woods sisteminin ve ABD hegemonyasının koruyucusu Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlara rakip olması. 57 üyesi olan ve Batılı bankalara karşı yerelin sesi olma iddiasındaki bu oluşuma Ocak 2017 itibariyle Avrupa, Afrika ve Latin Amerika’dan 25 civarında katılımcı bekleniyor. Dahası Kanada ve İngiltere gibi geleneksel ABD yanlısı ülkeler de “hegemonya başka, ticaret başka” diyerek söz konusu bankaya katılıyorlar.

ABD açısından yaralayıcı, Çin açısından akıllıca olan bir diğer girişim Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık. On üyeli Güneydoğu Asya Halkları Birliği’nin (ASEAN) yanında Çin, Japonya, Hindistan, Güney Kore ve Yeni Zelanda’nın olduğu 16 ülke 2012’den bu yana gümrük duvarlarının indirilmesi, ekonomik işbirliğinin artırılması, karşılıklı vergi kolaylıkları başta olmak üzere bölgesel bir ticari blok olma yolunda ilerliyor. Varış çizgisine ulaşmak üzere olduklarını da söyleyelim. Üstelik ABD’nin Trans Pasifik Ortaklığı’ndan (TPO) farklı olarak ne işçi haklarının korunması, ne ekonominin liberalleştirilmesi ne de çevresel kaygılar görüşmelerde gündeme geliyor. Bu unsurlar beş yıldır süren görüşmeler de “daha sonra, daha sonra” denilerek bilinmezliğe ertelenmiş durumda. Çin’in en büyük destekçisi olduğu bu ortaklık, 23.8 trilyon dolarlık ekonomiyi ve 3.5 milyardan fazla bir nüfusu kapsıyor. Ekonomik olduğu kadar Pekin’in bu hamlesinin ABD’nin bölgenin ekonomik mimarisini şekillendirecek projelerine set çekmekle ilgili olduğu da söylenmeli. Nitekim TPO iptal olurken, Çin’in projesi hâlâ ayakta. Büyük Çin ekonomisinin çarkları ve bu ticari girişimlerin devamlılığında hayati önem taşıyan bir diğer unsur enerji ihtiyacı ve bunun karşılanması. Üstelik burada da Asya-Pasifik ülkeleri önemli paydaşlar.

DEVASA EKONOMİ DEVASA ENERJİ TALEBİ

Kısaca özellikleri verilen söz konusu büyük ekonominin enerji talebi de yüksek oluyor. BP Enerji Görünümü 2035 Raporu’na göre, Çin 2035’te dünyanın en büyük enerji ithalatçısı olacak. Pekin’in enerji üretimi yüzde 47, tüketim de yüzde 60 artacak. Böylece ülkenin enerji bağımlılığı yüzde 15’ten 23’e çıkacak.

Çin’in LNG ithalatında Asya-Pasifik ülkelerinin payı yaklaşık yüzde 50 (Avustralya yüzde 19.75, Malezya yüzde 14.76, Endonezya yüzde 13. 43). ABD’li firmalar gibi Çin enerji şirketleri de Avustralya, Malezya, Endonezya gibi birçok ülkede downstream ve upstream faaliyetleri ve Singapur’da rafineri faaliyeti yürütüyor. Petrol sektörü açısından durum değerlendirildiğinde ABD Enerji Dairesi Nisan 2017 verileri uyarınca, 2014’ten bu yana Çin yerküredeki en büyük petrol ithalatçısı. Çin ekonomisinde petrol talebi yüzde 64.4, bu oran bir önceki yıla göre yüzde 3.8 artış göstermiş durumda. Dikkat çekici olan 2014’ten bu yana Çin’in ham petrolün yabana atılmayacak bir kısmını OPEC şemsiyesi altında olmayan ülkelerden tedarik etmesi. 2016 verilerine göre OPEC dışından Çin’e petrol ihraç eden en büyük tedarikçi kendisi de bir Asya-Pasifik ülkesi olan Rusya. Rusya’nın Çin petrol ithalatındaki payı yüzde 14, onu Umman (yüzde 9) ve Brezilya (yüzde 5) takip ediyor.

Petrol ve doğal gazın yanında Çin’in enerji politikasının iskeleti “kırk katır mı kırt satır mı?” dedirten cinsten. Pekin dünyadaki en büyük kömür tüketicisi ve bu durum sadece “Pekin’de göz gözü görmüyor” başlıklı hava kirliliği haberlerine neden olmuyor, aynı zamanda iklimsel kaygılar ve küresel ısınma gerçeği açısından sıklıkla eleştiriliyor. Çin, “elbet ben de kömür tüketimimi düşüreceğim” diyerek Paris İklim Şartı’nı imzaladı. Ancak yerine koyduğu enerji çeşidi 2011 Fukuşima Felaketi’yle akıllarda yer eden nükleer enerji. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu verilerine göre Çin’de neredeyse her beş ayda bir nükleer reaktör işbaşı yapıyor. Dünya Nükleer Birliği’ne göre Çin’in hali hazırda 36 ve inşa halinde 21 nükleer reaktörü var. Bununla Çin dünyadaki en büyük nükleer enerji kullanıcısı oluyor. Dahası önceden Rusya, Fransa ve Kanada gibi nükleer enerji malzeme ihracatçılarının yanında Çin ilk nükleer santralini inşa etme girişimiyle kendine yer açmaya çalışıyor. Uluslararası Enerji Ajansı Enerji Görünümü 2016’ya göre 2040’ta nükleer enerji kullanımı yüzde 73 artacak ve bunun yüzde 54’ünü Çin tek başına sağlayacak.

Ekonomi ve enerji boyutları kısaca özetlendiği gibi olan Pekin’in başını ağrıtan ve küresel gündemi “savaş mı çıkacak?” sorusuyla işgal eden korumacı önlemler, jeopolitik gerilimler, toprak anlaşmazlıkları ve artan askeri harcamalarla Asya-Pasifik’in adeta kuşatılması. Önümüzdeki hafta bu unsurları ele alarak Pekin’den bölgeye bakmaya devam edeceğiz.


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI