'Yeni' Türkiye’den 1 Mayıs’a…

Pazar, 30 Nisan, 2017
1 Mayıs, tatil. Aslında bayram ama onu yeniden tatil edenler, insanların bayramı kutlamaması için elinden geleni yapıyor. Yarın ne olacak bilmiyoruz. Umalım ki her şey güzel olsun, işçiler bir kez olsun bayramını kansız ve gazsız kutlayabilsin, öğrenciler, memurlar, halk onların bayramına şenlikle eşlik etsin.

Türkiye eski Türkiye değil. Bunu baştakiler de söylüyor zaten. “Yeni” Türkiye, artık “ileri” demokrasiyle yönetiliyor. CHP, 1977 seçimlerine “yeni bir Türkiye” sloganıyla girmiş, “ak günlere” ilerlemeyi vaat etmişti. Akıllarındaki “ak” günler şüphesiz bunlar değildi ama geldi işte. Biraz da onlar sayesinde.

Söylenecek çok söz, kurulacak çok cümle var. Göz göre göre ve kanunları ihlal ederek referandumdan “evet” çıkmasını sağlayanlar ilerliyor. Tek adam rejimine doğru hızla gidiyoruz. Üstelik bu, sürekli eleştirdikleri cumhuriyet dönemine hiç benzemiyor. Handikap iki türlü: Eleştirdikleri rejimi ısrarla getirmeye çalışmaları bir yana, o dönemde yapılanları da görmüyorlar. Gördükleri, işlerine yarayan kısım. Onunla idare ediyorlar, kalanını hasır altı ediyorlar, halının altına süpürüyorlar. Süpürdükleri sadece bunlar değil üstelik: Halının altında, kendi dönemlerinde yapılanlar da var. Bir gün, yer kalmadığında, bunların hepsi tek tek ortalığa saçılacak. Atasözünü hatırlayalım: “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.”

Düne, “Wikipedia’ya erişim engellendi” haberiyle uyandık. Sebebini bilmiyoruz. Sorunca söylemiyorlar çünkü. En fazla “terör övücü içerik” diyorlar –ki şu ara piyanistin gözaltına alınmasından gazete kapatmaya her şeyi buna bağlıyorlar. Başvurmuşlar, kaldırılmadığı için toptan yasaklamışlar. Bütün edisyonlarıyla… Her şey bir yana, bilgi alma özgürlüğünün ihlali bu. Wikipedia ve Türkçesi Vikipedi dahil tüm edisyonları, bunun için var. Bilgi kirliliği var, zaman zaman yanlış bilgiler de içeriyor ama bu, düzeltilebiliyor. Kolektif bir çalışmanın ürünü çünkü bu “ansiklopedi”. Artık faydalanamıyoruz. Ahmet Şık’ın yazılarını da artık okuyamıyoruz. Evrensel Kültür derseniz, yok. Cumhuriyet Kitap var ama editörü içeride. Böyle bir Türkiye’de yaşıyoruz ve her geçen gün bir başka fenalığa uyanıyoruz.

Yazı yazmak için makinenin başına oturduğumda, niyetim bunları anlatmak değildi. Bildiklerimi doğrulatmak için ve “onlara yeni bir şeyler ekleyebilir miyim” merakıyla Wikipedia’ya girmek istedim, giremedim. Yazı böyle şekillendi. Oysa 1 Mayıs’tan söz edecektim: Her yıl heyecanla beklediğimiz, kendimizce kutlamak istediğimiz bayramdan… İstiyoruz ama kutlamamıza izin vermiyorlar. Çünkü yaptıkları onca şeye bunu da eklediler ve Türkiye’de “bayram” algısını sıfırladılar. En azından “millî bayram” denen şey yok artık. Eskiden törenlerle kutlanan 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim, artık kutlanmıyor. Her yıl yeni bir şey uyduruluyor ve törenler iptal ediliyor. 23 Nisan’da “Kutlu Doğum Haftası” kutlanıyor ama. Hiçbir şey ona engel değil. Çocuklar bayramlarını kutlamak isterse, “yassah”.

Bayram algısı, dinî bayramlara indirgendi: Ramazan ve Kurban Bayramları var artık. Hep vardı. Ramazan’ın diğer adı Şeker Bayramı’ydı ama artık o da yok: Bunu diyenler, böyle ananlar, eleştiriliyor. Toplumda derin bir uçurum oluşturdular. Aynı bayramı farklı ananların anlaşamadığı bir ülke yarattılar. Oysa sorsanız “birlik”ten söz ederler, “millî irade” derler. İrade sahibi, onlara oy verenlerle sınırlı. Gerisi, yok edilmesi ya da en azından susturulması gereken zevat. Bakın, ben bile “onlar” diye söz ediyorum… Bunu istediler ve başardılar.

Alışıyoruz. En büyük problemimiz bu. İkinci ve belki de daha büyük problem, bir şey yaparken kendimizi dizginliyor oluşumuz. Otosansür, dünyadaki en büyük felaketlerden biri ve maalesef başımızda. Sadece “iş”te değil evde de konuşmalarımıza dikkat etmek durumunda kalıyoruz. Dinleniyor olma paranoyası yetiyor. Sosyal medyada yazdıklarımıza zaten dikkat ediyoruz ama aileden biriyle ya da arkadaşla ya da sevgiliyle telefonda konuşurken soru işaretlerinin oluşması ve konuşmanın ona göre şekillenmesi felaketin ta kendisi. Ben bunu yapmıyorum. Yazdıklarımın hakaret içermemesine dikkat ediyorum, o kadar. Korkuyla bir yere varılmaz çünkü. Menderes’ten Evren’e, “tek adam” olma gayreti gösterenler halkı korkuttular, kendilerini öyle “var” ettiler. Dahası, bununla da mutlu oldular. Şimdi ikisinin de adı anılmıyor. Menderes baştakilerin diline pelesenk ama bunun halk nezdinde karşılığı yok. Adnan Menderes’i öve öve bitiremeyenler, sözde Kenan Evren’i sevmiyorlar ama onun yaptığı yasaları kullanıyorlar, onun mirası kurumlarla ülkeyi yönetiyorlar. Aziz Nesin, “Korkudan Korkmak” adlı kitabında bunlardan söz etmişti. Erken gitti. Yazdıklarını ve onu şimdi daha çok özlüyoruz.

Aziz Nesin demişken, kaç zamandır söylemek istediğim bir şeyi söyleyeyim… Biliyorsunuz, TRT, arşivini açtı. Eski programların çoğu var; üstelik her gün bunlara yenileri ekleniyor. Özlediğimiz diziler ve efsane müzik programları bir yana, arşivin değerli parçası, açık oturumlar ve tartışma programları. Karşıt görüşlüler bu programlara katılıyorlar ve seslerini yükseltmeden tartışıyorlar. Bugün için tahayyül edemeyeceğimiz bir şey bu. Seçim öncesi liderlerin bir araya geldiği programlar, bir ateist ile radikal dincinin tartıştığı programlar, geçmişte kalmış. Artık liderler kendilerine istedikleri soruyu soracak olan “gazeteci”lerin programlarına katılmayı tercih ediyor. Yakın zamanda, bu ülkenin başbakanı, katıldığı bir programda ona sorulan soruları beğenmeyip yüzünü buruşturdu ve “ne biçim soru bunlar” diyerek tepki gösterdi. Cevap derseniz, elbette vermedi. Eskiden sorular sorulurdu, cevaplar alınırdı ve bu cevaplar üzerinden tartışma devam ederdi. Bugün, beğenmediği soruya yumrukla cevap verenler tarafından yönetiliyoruz. Halimiz bu kadar kötü.

Bayram arifesinde canınızı sıkmak istemezdim ama halimiz ahvalimiz bu. Daha fazla uzatmayayım, 1 Mayıs muhabbetine geleyim… Sarper Özsan imzalı marşın artık nasıl bestelendiğini hepimiz biliyoruz: AST tarafından oynanan Gorki – Brecht imzalı “Ana” oyununun sahnelerinden birinde “işçiler marş söyleyerek girer” cümlesini gören bestecinin oyuna katkı olsun diye bestelediği özgün marş bu. Önce Timur Selçuk tarafından seslendirildi, sonra “kanlı 1 Mayıs” olarak bilinen 1977 yılında, alanda, Ruhi Su Dostlar Korosu’nun katılımıyla söylendi, en son Cem Karaca tarafından (grubu Dervişan eşliğinde) plak yapıldı. Ocak 1978’de Hey dergisinde, plak hakkında şu cümle kurulmuştu: “Sözlerdeki anlam, müzikteki ahenkle yıllarca dillerden düşmeyecek bir yapıt.” Öyle de oldu sahiden. O kadar sevildi ki, dilden dile yayılarak bugüne geldi. Artık Edip Akbayram’dan Grup Yorum’a ulaşan onlarca yorumu var ve alanlarda coşkuyla söylenenler arasında en yüksek katılımın sağlandığı marş bu.

1 Mayıs denince akla gelen iki acı var. İlki, yukarıda sözünü ettiğim “kanlı 1 Mayıs”. 1977 yılında, DİSK tarafından Taksim Meydanı’nda düzenlenen ve 500 bin kişinin katıldığı mitingde, alana giriş sürerken, Sular İdaresi binasının üzerinden ve InterContinental Oteli’nden halkın üzerine ateş açılması sonucu pek çok insan yaralandı. Resmî rakam 34 olarak açıklansa da hayatını kaybedenlerin sayısı hâlâ bilinmiyor. Olay, Ruhi Su albümü “Sabahın Sahibi Var”da anlatıldı: “Şişli meydanında üç kız / Biri Çiğdem biri Nergis / Vuruldular güpegündüz / Sorarlar bir gün sorarlar // Bin dokuz yüz yetmiş yedi / Unutulmaz yılın adı / Bir Mayıs bayramı idi / Sorarlar bir gün sorarlar // Beş yüz bin emekçi vardık / Taksim meydanına girdik / Öyle bir İstanbul gördük / Sorarlar bir gün sorarlar // Sabahın bir sahibi var / Sorarlar bir gün sorarlar / Biter bu dertler acılar / Sararlar bir gün sararlar // Al gözlerim seyir eyle / Birin bırak birin söyle / Bu yeryüzü ilk kez böyle / Bir İstanbul görüyordu / Kucaklayıp sarıyordu…”

İkinci acı, 1989’da, Taksim’in kapatılışının onuncu yılında, bayramı orada kutlamak isteyen ve “1 Mayıs’ta 1 Mayıs alanına” diyerek yürüyüşe geçen gruba saldıran polisin, Mehmet Akif Dalcı’yı öldürmesi… 18 yaşındaki işçi, Şişhane yokuşunda, polis memuru Mehmet Kâzım Çakmakçı’nın silahından çıktığı iddia edilen bir kurşunla öldü. Çakmakçı, ertesi yıl, 30 Ocak 1990’da Devrimci Sol tarafından öldürüldü. Grup Yorum şarkısı “Mehmet”, 1989 tarihli “Cemo / Gün Gelir” albümünde yayımlandı. Grubun tarihini anlatan “Bir Kar Makinası”nda (Tavır Yayınları, 1993), bu şarkıdan, “89 1 Mayıs’ını işleyen ve Mehmet Akif Dalcı’yı anıtlaştıran bir marş” olarak söz ediliyor. Başında olayı anlatan bir bölüm var: “O gün yüreğimizde mavzer / Güneş alnımızı yakıyor / Beş bin kardeş yürüyor güneşe / Mehmet kavgayı öğretiyor // Bakın bir sokak işte Mehmet çıkıyor / Öbür sokaktan yine Mehmet çıkıyor / Beş bin Mehmet koşuyor güneşe / Ölüm yağmuru hiç dinmiyor…” “Mehmet”, 1997 tarihli “Marşlarımız” albümüne “Haklıyız Kazanacağız” adıyla alınırken, baştaki bu bölüm atıldı, sona bir dörtlük daha eklendi. Şarkı, bu hâliyle, Grup Yorum konserlerinin vazgeçilmezlerinden biri oldu: “Kuşandık genç ö eni / Taşların kucaklarımızda / Bizlere öğrettiğin kavga, kavgamız / Büyüyor omuzlarımızda // Alnındaki kurşun yarası / Sönmeyen bir ateş şimdi / Büyüyor inatçı kavgamız / Sarıyor halkın yüreğini // Zaptettiğimiz alanlara / Sesini taşıyacağız / Kanımızla yazıyoruz tarihi / Haklıyız kazanacağız // Hasretliğin o büyük güne / Savaşarak varacağız / Silahımız söyleyecek son sözü / Haklıyız kazanacağız!” Mehmet Akif Dalcı’dan söz etmişken, Grup Baran’ın 1989 tarihli “Yediveren” albümünde, “Akif Dalcı’ya…” adlı enstrümantal bir şarkı bulunduğu bilgisini vereyim.

Bayram münasebetiyle işçi şarkıları ve işçi marşlarından söz etmeye kalksam, yazı uzar da uzar… İyisi mi, Duran Ofset Basımevi tarafından Ağustos 1967’de yayımlanan “Fotoğraflarla Menderes Albümü”nün eki olarak verilen bir plaktaki enteresan kayda değinerek yazıyı bitireyim… Plağın üzerinde yazan, “Menderes’in Türk İşçilerine Hitabesi”. Başbakan, bu konuşmada işçilerin 1 Mayıs bayramını kutluyor! Kutlama, 1960 yılına ait. Darbeden 26 gün önce, belki de Menderes’in son kayıtlarından biri bu: “Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı. İşçi kardeşlerimize elemsiz, kedersiz birçok bayramlar idrak etmelerini ve onların da şu anda saadetlerini temenni ederken, bu gayede kendilerine her zaman yardımcı olmanın en aziz emelim olduğunu ifade etmek isterim.”

1 Mayıs, tatil. Aslında bayram ama onu yeniden tatil edenler, insanların bayramı kutlamaması için elinden geleni yapıyor. Yarın ne olacak bilmiyoruz. Umalım ki her şey güzel olsun, işçiler bir kez olsun bayramını kansız ve gazsız kutlayabilsin, öğrenciler, memurlar, halk onların bayramına şenlikle eşlik etsin. Çok şey değil istediğimiz, sadece bayramı bayram kılmak.

Hamiş: Bu, benim duvaR’da yayımlanan 40. yazım. Bugün 30 Nisan, Dünya Caz Günü. Onun üzerine de kelam etmek isterdim ama memleket ahvali izin vermiyor. Şimdilik kenarda dursun. Bir yıldönümü daha var: Dün, Dünya Dans Günü’nü kutladık. Bunlar elbette önemli ama bugünün benim için apayrı bir anlamı var: Sevdiceğimin doğum günü… 40. yazımın sonuna, onun doğum gününü kutlayan özel bir not iliştirmek isterim. Çok şey değil söyleyeceğim, onun anlayacağı gibi, kısacık: Hep ve “her” şekilde. Kutlu olsun Göksu. Daha nice yazılar, bir o kadar yaşlar görelim, dansı hayatımızdan hiç ama hiç eksik etmeyelim, hep onunla yürüyelim. Devrime gider gibi.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI