Referandum tartışmaları 13: Her şeye hazırlıklı iktidar, hiçbir şeye hazır olmayan muhalefet

Cuma, 28 Nisan, 2017
İktidarın göreli "yenilgiye" hazırlıklı olmasına karşın, muhalefetin sürprizli "başarı" karşısındaki şaşkınlığı yaşananların özeti. Yüksek toplumsal destekle sağlanamayan tahkimat, siyasi hamlelerle ve galiba kolayca telafi edilecek.

Referandum sandığının tartışmalı sonuçlarını öğrenmeye başladığımız saatlerin üzerinden on bir gün geçti. Muhtemelen bu hafta bitmeden YSK resmi sonuçları açıklayacak. Beklendiği gibi, Türkiye’deki hukuki itirazlar birer birer ret alınarak tükeniyor. Sonucu şüpheli, süresinin de uzun olacağı bilinen uluslararası hukuk yollarının fiili durumu değiştirmesi de kolay değil gibi. Hayır tarafının kalabalık ve iri bileşeni CHP’nin itirazı büyütmek veya daha radikal politik hamleler yapmak gibi bir niyeti olmadığı resmiyet kazandı ve “fotoğraflandı”. Erdoğan iktidarı ise, zaten çoğu hazır olan hamlelerine başlıyor.

Erdoğan ve onu destekleyen “koalisyon”, yeni iktidar stratejisini referandumu da içeren ama onunla sınırlı olmayan biçimde kurdu. Bu yüzden beklenenin aksine, hamleler 16 Nisan öncesine yığılmadı hatta bazıları özellikle bekletildi. Sandıktan çıkan sonuç, ihtiyaç olan güçte bir “destek zırhı” sağlamadığı ve orta vadede sıkıntıların habercisi olduğundan, hazırlanmış siyasi hamleler öne çekiliyor. Ancak, bu acele sadece risk faktörlerini azaltmak için değil, zaman baskısının hayır bloğunda daha bozucu sonuç verdiğinin de görülmesinden.

İktidarın göreli “yenilgiye” hazırlıklı olmasına karşın, muhalefetin sürprizli “başarı” karşısındaki şaşkınlığı yaşananların özeti. Yüksek toplumsal destekle sağlanamayan tahkimat, siyasi hamlelerle ve galiba kolayca telafi edilecek. Yapısal değişiklikler kısmının ilk sırasında AKP operasyonu, ikinci sırasında “başkanın kabinesi” var. Erdoğan “gündemimizde yok” diyerek 2019’u işaret etse de, ne kadar erken olacağını ihtiyaçların belirleyeceği seçim şimdilik beklemede. İşin algı tarafında ise, ana muhalefeti erteleyip “mecburi destek” hattına iten gündem hamleleri var.

Binali Yıldırım’ın sonradan düzelttiği ilk açıklamaları, AKP operasyonunun zamana yayılacağının beklendiğini gösteriyordu ancak Erdoğan beklemedi. Belki, “AKP tabanı” diye bir başlığın, şimdilik “magazin” sınırında dolaşan ekipler kapışması meselelerinin ve ideolojik tartışmaların fazla uzaması istenmedi. Ama daha önemlisi, dosta düşmana ve varsa anlamamışlara, bütün dinamikleriyle birlikte aslen siyasetin ilga edildiğinin erkenden ilanıydı. “Biri kendini yaksın” talimatına ilk AKP uyacak gibi görünüyor. “Başkanın kabinesinin de “zihnen” atanmışlardan oluşması hiç şaşırtıcı olmayacak.

Referandum öncesinde hazırlanmış olmasına rağmen, sonuçların ilhamıyla kolay işleme konulan gündem hamlelerinin başında, Kürt meselesi ve Suriye geliyor. Avrupa gerilimi ve ekonomi bunları takip ediyor. Referandum süresince ortalıkta görünmeyen AKP’li Kürt vekiller ve Altan Tan’ın yeniden boy göstermesi, Galip Ensarioğlu’nun “Bahçeli’ye teşekkür etmeliyiz” sözleri işin bir tarafında; hızlanan operasyonlar, Şengal ve Afrin hamleleri diğer tarafında. Bu durum, hayır bloğunun kimyasındaki ve bölge halkının beklentilerindeki bozulmayı kolaylaştırıyor. İktidar, dış politika ve ekonomik gerilimi de, diğer aktörlerin katkısıyla retorik sınırında tutmayı sürdürüyor.

Politik hamlelerin hemen öncesinde Bahçeli ile Yıldırım’ın buluşması, oy katkısı resmi olarak asla sorgulanmayan MHP ile koalisyonun hâlâ işlevsel olduğunu düşündürüyor. Kürt oylarındaki hareketlilik iddiaları üzerine kurulacak yeni taktik hamleler için de, MHP’yi uzakta değil yakında tutmak iktidarın akıl yürütme tarzına daha uygun. Aldığı ağır darbelerle iktidara ilişik durmaktan fazla seçenek üretemeyecek Bahçeli, Erdoğan tarafından muhalefetin önüne atılmayacaktır. Sadece vefanın değil, referandum öncesinden oluşmuş ve devam edecek stratejik çıkarların gereği olarak.

İlk iyimser yorumların ardından giderek daha sık dile getirildiği üzere tablo pek parlak değil. Demokrasi çabasını, inadını iyice zorlayacak gelişmeler birer birer realize oluyor, yenileri hızla yaklaşıyor. Referandum sonucu belki biraz umut ama yakın çözüm vaat etmiyor. Ama “güçlü” görünen tablo, hem yönetsel, hem siyasi olarak sürdürülebilir bir istikrarın üzerine oturmuyor. Tasarımı “TOKİ mimarisi” gibi; Çirkin, “amaca” uygun ama işlevsiz ve hesapsız. Üzerine oturduğu, “sağcılık” çimentosuyla betonlaşmış taban konsolidasyonu da taşıyıcı dinamik olma vasfını hızla kaybediyor. Bu statükonun devamı siyasi dinamiklerin rehin tutulabilmesiyle mümkün. İyi kötü bir demokrasi çabası mazisi olan, çok dinamik bir ülkede bu kolay olmamalı.

İşte burada, siyasal dinamiklere yeniden hayatiyet kazandırma, en azından bir kısmının serbest kalmasını sağlamada hızlandırıcı olabilecek muhalefet bloğuna bakalım: Burada da fazla parlak bir fotoğraf yok. İktidarın referandum ile sağladığı kazanç, “maçı kazandığını” kabul ettirmek değil, “siyasetin maç olduğunu” kabul ettirmek oldu galiba. O yüzden “maç bitmedi ikinci yarı var” cevabı alındı. O yüzden amatör, profesyonel teknik direktörler taktikler vermeye başladı; oyuncu transferinden, eski oyun düzeninden vazgeçmeye kadar. Ama siyaset maç değil, oyuncu seçmek veya proje satmak da değil. Siyaset “kazananın” ne yapabileceğini değil, ne yapamayacağını belirlemek için var.

İşin zihniyet yenilgisi tarafını bir kenara bıraksak bile, muhalefetin pozisyon ve hamle imkanları da o kadar zengin görünmüyor. CHP bir hafta içinde eski pozisyonuna dönerek Avrupayı kınama ve Şengal operasyonunu destekleme açıklamaları yaptı. HDP, “Kürtler hayır dedi” savunmasına zorlanmaktan çabuk sıyrıldı ama karşı hamle gücü hala sınırlı. Hayıra sayısal olmasa da katma değeri yüksek destek taşıyan “sağdan muhalefet” alanında ise “maç metaforuna uygun” aktörler Meral Akşener ve AKP kaynaklı manipülasyonlara konu edilen Abdullah Gül. Çok kısa sürede; hem siyasi rüşt, hem “maçı alma” sınavına aynı anda girme fikri onlar için de ürkütücü olmalı. Çünkü gerçek ve işlemeye başlamış dinamiklere oturmayan mühendisliklerin başarı örneği pek yok.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI