İlk göz ağrısı: Ankara Film Festivali

Cuma, 28 Nisan, 2017
90’lı yılların ilk yarısında yirmi yaşına gelmemiş bir üniversite öğrencisiyken filmlerle tanışmamı ve sinemamı sevmemi sağlanan Ankara Film Festivali 28 yılında yine kentte sinemayı taşıyor. Festivalin jüri başkanlığını Onur Ünlü yapıyor.

28. Ankara Uluslararası Film Festivali bir haftasını geride bıraktı. Klişe tabiri tersten söylersek geçen hafta sonu “Kıştan kalma günlerle” başlayan festival bugünlerde gerçek bir baharın içende gerçekleştiriliyor. Pazar günkü kapanış töreni öncesinde Onur Ünlü başkanlığındaki ulusal yarışma jürisinin ödül tercihlerinin nasıl olacağı da merak konusu.

Kısa ve belgesel sinemaya ayrı bir önem veren, maddi ve manevi olarak verdiği desteklerle kendisine özel bir yer edinen Ankara Film Festivali uzun metraj alanında da yeniliklere imza attı. Bu yıl ulusal yarışmada en iyi film için 50 bin, en iyi ilk film yönetmenine de 10 bin TL’lik bir destek sağlanacak. Festival bir ilke de imza attı ve henüz çekilmemiş filmlere de maddi destek sağladı. Bu yıl hayata geçirilen “Proje Geliştirme Desteği” için ön jürinin belirlediği 11 film, Senarist-yönetmen Deniz Akçay Katıksız, yapımcı ve dağıtımcı Marsel Kalvo ve yapımcı Nadir Öperli tarafından değerlendirildi ve ilk filmlerini çekecek olan iki isme 30’ar bin TL destek sağlandı. Bu ödüler Ferit Karol’un “Kumbara”, Tufan Taştan’ın “Sen, Ben, Lenin” projelerine verildi.

Festivalin uluslararası seçkisi de sinemaseverler için tam bir keşif içeriği taşıyor. Kendi adıma usta yönetmen Terence Davies retrospektifinden büyük zevk aldığımı söylemeliyim. Üstadın 80’lı yılların ağır muhafazakâr ortamındaki İngiltere’de Katolik bir hayatın içinde yaşamak zorunda bırakılan eşcinsel bir adamın hikayesini anlattığı ‘Üçleme”sini perdede görmek eşsiz bir deneyimdi. Yıllar önce İstanbul Film Festivali’nde görüp hayran kaldığım, Liverpool’un tarihinde edebi bir yolculuk olan “Zaman ve Şehre” dairi bir kez daha izleme fırsatı da kaçırılmazdı hiç kuşku yok ki.

“Anısına” bölümünde Michelangelo Antonioni’nin 1976 tarihli başyapıtı “Yolcu”, Wim Wenders’in 1984 tarihli “Paris, Texas”; Ingmar Bergman’ın 1955’te çektiği “Bir Yaz Gecesi Gülüşleri” ve Abbas Kiarostami’nin 1990 tarihli “Yakın Plan”ını perdede görebilme fırsatı bulduğumuz için kendimizi bu yılın şanslı seyircileri olarak addedebiliriz. Bütün bunların yayında aralarında Altın Ayı ödüllü “Beden ve Ruh Üzerine” ile “İz”inde bulunduğu Berlin Film Festivali’nden taze taze Ankara’ya gelmiş filmleri de anmadan geçmeyelim.

Bu satırların yazarı sinema sevdasına Ankara’da üniversite öğrencisi olduğu 1990’lı yılların ilk yarısında bu festival sayesinde düşmüştür. Günler öncesinden programları yaptığımız, para biriktirdiğimiz, bilet bulamadığımız (ya da alamadığımız) filmlerin gösterimleri öncesi sinema kapısına dayanıp “acaba bir mucize olur da içeri girebilir miyiz” diye düşündüğümüz günlerdi. Şimdiki kuşakların filmlere ulaşması daha kolay olduğundan mıdır bilinmez, salonlarda genç ağırlığının beklenenden az olduğunu söylemeden geçmeyelim. Orta yaş ve üstü ‘has’ sinemaseverler dolduruyor ‘eski’ filmleri daha çok. Genç arkadaşlar yönetmenlerle filmi yüz yüze tartışabilmek için belki de ulusal yarışma filmlerine ağırlık vermiş gibi görülüyor.

Yine de ‘kar yağışı’ altında başlayıp pırıl pırıl bir güneşle devam eden Ankara Film Festivali kente bir hava katmış görünüyor. Filmlerin gösterildiği Büyülü Fener Kızılay sinemasının çevresi sinemaseverlerin yönetmenler, oyuncular ve sinema yazarlarıyla hararetli sohbetler yapıp film tartıştıkları anlara tanıklık etmemizi sağlıyor.

Bugün gösterilecek son üç filmle ulusal yarışma tamamlanacak ve söz artık jüride olacak. Belgesel ve kısa film jürileri ise birkaç gün önce bu görevlerini tamamladı. Pazar akşamı bu yılın en iyilerinin kimler olacağını hep birlikte göreceğiz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI